Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Belma Nur Kartal

Şimdi hesap sorma zamanı...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:06 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:06

“Açları beslediğim zaman bana kahraman diyorlar, bu insanların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise komünist...” Ariel Dorfman

Öyle böyle değil, çok hastayım… Ciğerim sökülürcesine öksürüyorum. Tam bir hafta Cerrahpaşa’nın önünde, kardeşimin nöbetinde… O gün, o nasıl bir gündü. Anlatılmaz yaşanır derler ya… Ben de yaşadım. O güzel kömür karası saçlarını kazıdılar o gün... Sevdim bebeğimi sever gibi yüzünü… Başını gösterdi, çocukluğumuzun yaramazlıklarından kalan izleri gösterdi: “Bak bu yara izi senin” dedi… Sevdim tüm yaralarını…
Dokunabildiğim, dokunamadığım tüm yaralarını sardım sarmaladım. Kalbim acıdı… Sonra aldılar onu, beklemeye başladık ki, ne bekleyişmiş o… O içeride, biz hastane kapılarında… Tam on üç saat… On üç saat, çocukluğumun tek tanığı kardeşim Suat Kubilay… Yoldaşlarım, dostlarım arıyor, telefonum susmuyor, yüreğim gibi… Beynini açıyorlar, beyin ve yürek bir atıyor içeride ve dışarıda… Sigara üstüne sigara yakıyorum Cerrahpaşa kapılarında… Yılların yorgunu canımı, Cerrahpaşa’nın usta hekimleri kurtarıyor o illetten…

“Vay seni Cerrahpaşa/ İçmem suyundan içmem…” Ben bu türküyü dinlerken hep ağlardım ya, bu türküyü Cerrahpaşa’nın kapısında kardeşimi beklerken anımsayıp ağlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Ne çok dostum varmış… Gözyaşımı silen, acıma ortak olan tüm dostlara, yoldaşlara selam olsun. Ağrımasın, incinmesinler… Acımasın ne yürekleri ne bedenleri…

O dostlardan biri, Yıldız Koç aradı, kardeşimin iyi haberlerini aldığım saatler sonrasında… “Yarın Cevizli TEKEL işçileri aydın ve sanatçılarla Maltepe Nâzım Kültürevi'nde kahvaltıda buluşacak” cümleleriyle başlayan o muhteşem buluşmaya katılamadım yazık ki… Tayyip’in maskeli balosunda kuş sütü eksik sultan sofrasının kurulduğu saatlerde kaderini işçilerle ortaklaştıran halkın sanatçılarıyla aynı sofraya oturamadım.

Ertesi gün TKP’nin İşçi Kurultayı’na katıldım. Samsun’dan TEKEL işçisi kardeşlerimiz ve dostlarımızla, kurultayın o güzel konuklarıyla orada kucaklaştım. Yılların TEKEL işçileri yaşamlarında ilk kez bir İşçi Kurultayı’na katılmanın şaşkınlığı içinde diğer kentlerden gelen partili TEKEL işçilerine bakarken, “Biz ilk kez böyle bir kurultaya katılıyoruz” derken konuştu çeşitli işkollarından 50 işçi kurultayda…

Kurultaydaki partili TEKEL işçilerinin arasında, adı İmam, kendi komünist Hataylı TEKEL işçisi kardeşimin coşkulu konuşmasını dinlerken 2004’te Samsun’da tanışıp sohbetlediğim sevgili Hasan Kıyafet’in Komünist İmam romanını anımsadım. “Sevgili kızım Belma’ya, bin yıllık hasretle, içtenlikle…” notunu düşerek imzaladığı o güzel romanını… Evet, bin yıllık hasretle… Öyle günlerden geçiyoruz ki, öyle ağır ve bir o kadar müjdeli günlerden… Bin yıllık hasretimizin çiçeğe durduğu günlerden…

Bin yıllık hasretle… Hasan Kıyafet’in bu notunu bir de Samsun’da düzenlediğimiz TEKEL işçileriyle dayanışma şenliğinde sevgili Erhan Nalçacı TEKEL işçilerine seslenirken anımsadım: “Bu ülkenin işçi sınıfını biz yıllarca umutla, sevgiyle bekledik. Ama, oturarak değil… Örgütlenerek, anlatarak bekledik sizi. Kalıcı barış için, emeğin özgürleşmesi için biz, sizi bekledik” Bin yıllık hasret ve sabırla beklediklerimizle hayatı, mücadeleyi, acıyı ve sevinci paylaşabiliyor olmanın onuru ve gururuyla doluyorum o salonda… “Eğer bir ülke bu kadar yalnızlaştırılmışsa, bu kadar hüzünlüyse, bir ülkenin geleceği bu kadar tehdit ediliyorsa orada bir tek umut vardır. Güvenebileceğiniz tek şey o ülkenin işçileri, işçi sınıfıdır” dedi ve devam etti TKP Siyasi Büro Üyesi Erhan Nalçacı: “Yıllar sonra sınıf gündemi diğer gündemleri bastırdı. Kitaplarda yazan gerçek oldu, Ankara sokaklarında dolaştı. 10 bin kahraman adam inanılmaz bir iş yaptınız…”

Evet, kitaplarda yazan gerçek oldu, işçi sınıfı öldü diyenlere bu direniş ders oldu. 1 Nisan’da da, 1 Mayıs’ta da, 26 Mayıs’ta da yiğit TEKEL işçileri işbirlikçilere dersini vermeye devam edecek. Bütün özelleştirmelerin hesabını gelmiş geçmiş hükümetlerden ve AKP’den TEKEL işçisi kardeşlerimizle birlikte soracağız. Hesap Sorma Zamanı’dır şimdi…

Samsunlu işçiler hesap sormaya çoktan başladı bile… Onlar için düzenlediğimiz şenlikte ekmekleri ve gelecekleriyle oynayanlara öyle sözler ettiler ki, yenilir yutulur gibi değil…

TEKEL işçisi Atacan Aydın, “4-C patrona köleliktir. Sadece bizim değil, tüm emekçilerin sorunudur. Asıl sorun ülkemizin yönetim sorunudur, yani ya bendensin ya düşmanımsın anlayışıdır. Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız, ya onlar?” diye sordu.

TEKEl işçisi Arzu Uzun, “Emeğini bizimle paylaşan emek dostlarımızı unutmayacağız” derken AKP’nin halka din, iman, kendilerine ve yandaşlarına han hamam yaptığını, piyasa tanrısına taptığını öyle güzel anlattı ki… “AKP iktidarı sosyal devleti yıkarak yerine haramilerin saltanatını kurmaya çalışmaktadır. Eğer bu soygun düzeni, bu kadrolaşma durdurulmazsa işsizlik, yoksulluk ve açlık kaderimiz olacak. Bu ülkenin Amerikan uşağı olmadığını haykıran onurlu insanları var. Mücadele eden onurlu TEKEL işçileri var. Emeğini bizimle paylaşan onurlu emekçi insanlarımız var. Ya hep beraber ya hiçbirimiz!..”

İşçiler öyle bir hesap sordu ki konuşmalarıyla… Ama asıl hesabı, etkinlikte konuşması hiç hesapta olmayan bir kadın sordu. Yanına gidip öptüm yanaklarını: “Sen de bir işçi eşi olarak konuşur musun, hadi Hatun’um…” Gümüşhaneli Hatun, TEKEL işçisi Çavuş’un eşi… Ankara’daki direniş sürerken 19 Mayıs (Engiz) ilçesindeki işçi eşleriyle birlikte AKP’yi protesto eylemlerimize katılan yiğit kadınlardan biri… “Belma Hanım konuşurken sinirleniyrim, şekerim yükseliyir bak sonra…”

Çok kısa bir konuşma yapmak üzere anlaşarak çıktığı kürsüde Hatun, o güzelim Gümüşhane şivesiyle, etkinliğin en uzun, en yaralı, en öfkeli, en hüzünlü sözlerini akıttı dudaklarından… “Engiz’de eyleme gitmeye galktım. Hükümet beni tehdit etmeye galktı. Engiz’in gomiseri geldi yanıma, bağa korku verdi. Biz size ne yapduk, başbakana ne yapduk diye sordim. Eğildi gulağıma dedi ki, sen benim peygamberime laf ediyirsin!.. Beni sabah beşte uykumdan galdırdi, polis garakoluna götürdi. Bağa korku verdi. Benim çocuğum gorkusundan, gece gündüz aldıkları için beni, İstanbul’a gaçtı gitti. Ben bu başbakan yüzünden bir TEKEL işçisi olarak neler çektim.

Benim babaannem der ki bi adam satmaya başladuğu zaman toprağıni satar, yarın evini satar, öbürsü gün aşını işini satar, daha bulamazsa da karısini satar. Ben böyle dedim diye üç dört sefer ifadeye aldılar, sen böyle dedin mi diye sordilar. Bir insan satmaya başlarsa namusuna kadar satar. Televizyon açmaya gorkiyrim ben artık. Açiyrim bir yeri satmış, açiyrim işçileri atmış. Olan bize olir. Biz sağa ne yapduk? Satan başbakan olmaaaz. Vatan satılmaaaz, sürekli yimeye alışanlardan gurtarın bizi”

Kurtuluş yok tek başına ye hep beraber, ya hiçbirimiz!.. Kurtaracağız geleceğimizi sizinle hep birlikte, haramilerin saltanatını yıkacağız güzel Hatun’um… Çektiklerimizin hesabını soracağız!

[email protected]

Belma Nur Kartal 'ın Son Yazıları