Belma Nur Kartal
Savaşa karşı savaş!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:46 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:46
“Ey mutsuzlar! Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, göz yumuyorsunuz. Çığlıklar duyuluyor ama siz susuyorsunuz. Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki, sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz. Bok yiyorsunuz! Ne tuhaf yer burası, sizler nasıl insanlarsınız? Haksızlık varsa bir yerde eğer, ayaklanmalı insan. Ayaklanma olmuyorsa batsın o şehir yerin dibine! Yansın bitsin, kül olsun karanlıklar basmadan!..”
Kardeşlerimizi boğazlıyorlar, çığlıklar duyuluyor! Aramızda dolaşıp zorbalar birer birer, beşer onar kurbanını seçiyor. Karanlıklar basıyor şehre… Batsın desen batmıyor, yansın desen bitmiyor. Ağır ağır ölüyor bu şehir de… Ölen, hakkı yenen, kıyılan her işçi bedeniyle… Bu şehir taşeron işçilere ölüm ve zulüm yeridir. İşten atılıp aylardır hak arama mücadelesi veren Sigara Fabrikası’ndaki taşeron işçilere, 693 gündür aslanlar gibi direnen Gazi Devlet Hastanesi’ndeki taşeron işçilere iyi bakın. Ucuz işgüçleridir onlar… Pahalı bir şeyin mücadelesini veriyorlar insanca yaşamanın…
Bir de insanca yaşamak nasıldır bilemeden ölenlerimiz var. Eti Bakır Samsun İşletmesi'nde 300 tonluk amonyak tankı kapağının altında tam beş işçi can vermiş, hastanelere kaldırılan yaralı 14 işçiden Ferdi Taşsümer’i de 30 Kasım'da kaybetmiştik. 22 Kasım tarihli Eti Bakır iş cinayetlerinin son ağır yaralısı da dün aramızdan ayrıldı. 49 yaşındaki Mustafa Eren’in 20 günlük yaşam mücadelesi dün sona erdi. İki çocuğunu ve eşini bırakıp geldiği Kütahya'ya Mustafa’nın cansız bedenini geri götürdü babası…
2002’de devraldıkları Türkiye Cumhuriyetini Taşeron Cumhuriyetine dönüştürenler, geldiklerinde 387 bin olan taşeron işçi sayısını, 2 milyona yükselttiler. Taşeron şirketlerin elinde bir köle gibi 8 saatten fazla çalıştırılan onlar, haftalık izin hakkı kullanamayan onlar, mesai ücretleri ya da maaşları ödenmeyen onlar, 10 yıl aynı taşeron firmada çalışıp da tek kuruş kıdem tazminatı alamayan onlar, iş cinayetlerine kurban giden yine onlar! İşçi ölümlerinde Dünya üçüncüsü, Avrupa birincisi ülkemde ölmek bedava… Ya hakkını arayıp örgütlendiğinde kapı önüne konulanlar? Onlar için de yaşamak, inadına yaşamak ve direnmek yaşarken ölmek gibi…
“Ya ezenden yana olacaksın ya da ezilenden!” Ezenden yana olmayıp hakkını aradığı için keyfi bir şekilde işten çıkarılan Dev Sağlık-İş üyesi işçiler, 693 gündür Samsun Gazi Devlet Hastanesi’nin önünde direnişteler… İşlerine dönmek için hala bir cevap bekliyorlar. AKP’nin Samsun sözcüleri gibi davranan Valilik, Sağlık İl Müdürlüğü ve Hastane Başhekimliğinin onlara verdiği cevapsa özel güvenlik görevlilerinin ve polislerin defalarca direnen işçilere saldırması, gözaltına alması, çadırlarını söküp parçalamasıdır.
Dün Dev Sağlık-İş üyesi işçiler bir kez daha “Çalışıyorsak insanca yaşamak istiyoruz” dediler. Çünkü, Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2013 yılı asgari ücretini belirlemek üzere ekim ayında ilan edilen bir dizi görüşme için masaya oturacak. 2023'e doludizgin koşan işveren Taşeron Cumhuriyeti, 739 TL’lik asgari ücrete zam olarak 22 TL öneriyor. Ülkenin yarısı asgari ücrete çalışırken içinde bir tane bile asgari ücretli olmayanların komisyonu, iş cinayetlerinde ölmeyip de kurtulanları açlıktan öldürmeye kafaya koymuştur.
Artık mızrak çuvala sığmıyor! Başımıza bela olduğu günden beri AKP iktidarı, sadece işçilere değil, halkın bütün kesimlerine uyguladığı faşizmle iktidarını pekiştirmek istiyor. Kişi başına düşen milli gelir yerine polis sayısı artıyorsa, halk açlığa terk edilirken bir avuç patron habire semiriyorsa, en insani talepler coplanıyorsa, yetmezmiş gibi göz göre göre savaşa sokuluyorsak artık yeter demek gerek! Artık yeter!... Patriot füzelerinin ne işi var ülkemde? Bu Amerikan, Alman askerlerinin ne işi var yurdumda? Bir yılda 1500 işçinin ölümüne imza atanlarla NATO’nun Conisini, Alman’ını, Patriot’unu ülkeme sokup emperyalizme peşkeş çekenler arasında fark var mı diye sormak gerekiyor.
“Bana göre artık bir fark yok!” demişti soL Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kemal Okuyan dünkü köşe yazısında… Ve devam etmişti:”Piyasacı bir uygulamaya emekçilerin geçit vermemesi, Patriot bataryalarının arızalanmasıdır. Ülkeye gelen NATO askerlerinin ‘bizi burada istemiyorlar’ basıncıyla geri dönmesi, sömürü çarkının bir dişlisinin kırılmasıdır. Hangisi daha önemli’yi bırakıp AKP’nin tam saha presine aynı mantıkla karşılık vermenin tam zamanı!”
Tam da zamanıdır işbirlikçinin, hayının üstüne yürümenin! Artık yeter!.. Yürüyoruz Ankara’da Başbakanlığa, İstanbul’da Alman Konsolosluğuna, İzmir’de NATO karargahına! Düşmanın çizmesine çiğnetmemek için onurumuzu ve yurdumuzu! "Göktürk uzayda, Patriot’lar Türkiye’deyse gençlik ayakta!” şiarıyla Tayyip’in ordusuna karşı saatlerce üniversitesinin onurunu koruyan ODTÜ’lü çocuklarımız için, oğlumuz Barış için…
Savaşa karşı savaş! Zafer bizim olacak!
“Bir rüzgardır eser dağlardan, ovalardan, kapkara… Kanını kurutur yoksulların…
Sonra kıtlık, pahalılık ve faşizm… Dayan ha yıkılma!”