Belma Nur Kartal
Satılmış…
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53
Yağlı buğday çorbası… “Çanakkale şehitlerinin içtiği çorbadan ikram edelim, buyrun!” Samsun’un MHP’li İlkadım Belediyesinin dağıttığı tam beş kazan çorba bir saatte içildi. Çorbayı içen bir Samsunlu, “Allah razı olsun, savaşan askerlerimizin içtiği çorbayı içmek bizi o günlere götürdü” dedi yerel TV kamerasına...
Savaşan askerlerin içtiği çorbayı içince o günlere giden adamın ağzının kenarından akan çorbaya bakakalırken Çanakkale’de ölen dedemin dedesi Satılmış düştü aklıma… O buğday çorbasından o da içti mi bilinmez.
Satılmış… Çok yaşasın diye doğmadan önce ermişlere adanan çocuk demekmiş. İnanışa göre, bebeğe dadanan kötü ruhlar “Bebek bizim değil, başkasına satıldı” mesajı verilerek kandırılırmış. Babaannemin adı da bu yüzden Satı… Uzun ömürlü olsun diye ermişlere adanmak, dedem Satılmış’ın canını kurtarmaya yetmemiş, vatan için mi yoksa emperyalist kamplardan biri için mi öldüğünü bilemeden ‘şehit’ olmuş, kardeşi de geride kalan dul eşiyle evlendirilmiş.
‘Bebek bizim değil’di, ‘başkasına satılmış’tı. Ölmesin diye kötü ruhlara karşı ermişlere bebelerini adayan analar savaş cephelerinde binlerce Satılmış’ını kaybetti. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda… Sonra yaşasın Cumhuriyet!
“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan/ on yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan/ Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız/Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız/ Türk'üz, bütün başlardan üstün olan başlarız/İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz/Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz”
Ama olmadı dünyanın tersine dönebileceğini de gördük. Kötülük ve geriliği boğmak, karanlığın üstüne bir güneş gibi doğmak! ‘Bütün başlardan üstün olan’ların, cumhuriyete göğsünü siper etmesi yetmedi çünkü imtiyazsız, sınıfsız bir kütle yaratamadı. İmtiyazlıların ve sınıfların olduğu bir ülkeden de kaynaşmış bir kütle çıkmadı. Ne çıktı? IMF, NATO, CIA, MİT, yerli ve yabancı sermaye… On yılda bir darbeler, ordu göreve, sosyalistler işkenceye, idama, faili meçhul cinayetler, devrime hazırlanan Türkiye sosyalist hareketine öldürücü vuruşun yapıldığı 12 Eylül faşist darbesi, “bizim çocuklar başardı”, 24 Ocak kararları…
Böyle bir Türkiye’de ezilen sınıfı öldürüp ezilen halkı doğurdular. Bu kutlu doğum için çok uğraştılar. Ezilen halk, ilk başta kendi kaderini tayin etme derdinde on yılda bir darbe yiyen ezilen sosyalistlerden de destek buldu. ‘Güç’lerin savaşında ‘kendisi bir güç olamayan sosyalistlerin bir kısmı’ ezilen halkın yanında yedeklendi. Sosyalizm mi, kendi kaderini tayin hakkı mı tartışmaları sürerken dağlardan cenazeler, evlerden ağıtlarla geçti yıllar… Çok canlar gitti, çok yürekler yandı. Oğlunu yitiren Karadenizli anaları da gördü bir oğlu asker, bir oğlu gerilla anaları da gördü bu ülke… Sonra göçler, yakılan, boşaltılan köyler…
Aklın ve vicdanın kabul edemeyeceği bir zulüm yaşadı ‘ezilen halk’… Ama, ezilen halkın emekçileri, büyük TEKEL direnişinde ‘ezen ulus’un emekçileriyle aynı havuza atıldı, aynı biber gazını yedi ‘ezilen halkın emekçileri’yle ‘ezen ulusun emekçileri’ aynı fabrikalarda, maden ocaklarında, inşaatlarda aynı iş cinayetlerine kurban gitti. ‘Ezilen halk’ın da ‘ezen ulus’un da Satılmış’ları, patronlar ve emperyalistlerin kanlı pazarlarında can verirken bu gerçeği kimse görmek istemedi. Sırası değildi şimdi barış çubuklarını tüttürme zamanıydı!
“İnledik asırlarca Dehak’ın balyozu altında/ O emretti biz yaptık/ O neye taptıysa biz ona taptık/Kardeşlerimizi Dehak’a sattık/ Dehak kardeşlerimizi yedikçe kudurdu/Bizi birbirimize vurdurdu/Yedikçe beynimizi/Azdıkça azdı Dehak/Sustuk, seyirci kaldık/Hepimiz uykuya kaldık”
Herkesin baharı kendinedir artık… Bu bahar işçilerin, emekçilerin kışıdır! Uyanışın bayramıydı dün baharın bayramı… Kimi nevruzunu kimi newrozunu kutladı. “Bu nasıl barış, neyin barışı?” diyenlere ‘ezen ulus’ da ‘ezilen halk’ da her an dalmaya hazırdır artık “Sus, konuşma yoksa sen savaştan yana mısın provokatör!..” Ana muhalefet partisi bile vekillerine konuşma yasağı koyduğuna göre durum gerçekten vahim! Savaş bitti, yaşasın barış! Gelsin mektuplar, gitsin gidebildiği yere kadar ‘süreç’… Battı balık yan gider!
“Kahrolsun savaş, yaşasın barış! Artık 40 yıldır rantını yediğimiz savaş, ‘vatan sağolsun’lar bizi kesmez! Bize savaştan da büyük rant sağlayacak yeni bir düzen getiriyoruz. O düzen ki, işçilerin can verdiği fabrikaların harcı olacak! O düzen ki, bizi dışarıda Ortadoğunun kralı, içeride Ali kıran başkeseni yapacak! Bu işi çözeceğiz Irak’ta, Libya’da, Tunus’ta nasıl yaptıysak öyle yapacağız. Al barışı, ver canını! Eşit eşit öleceksiniz inşaatlarda, Kürtçe ve Türkçe ezilmeye devam edeceksiniz kentlerde, kırlarda”
“Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakın! Ecdadımızın at sırtında gittiği her yere gideceğiz” diyorlar. Biz bu tecavüzden zevk almıyoruz, at sırtında değil halkın sırtında kara düşlerinin peşine gidenlerle de uzlaşmıyoruz! Türkiye işçi sınıfının onurlu birliği için dün nasıl Türk-İslam sentezini reddettiysek bugün de Kürt- İslam sentezini reddediyoruz! Kürt ve Türk emekçilerini ümmetçilik bayrağı altında birleştirmeye çalışanların barışına karşı sınıf savaşına devam edeceğiz. Emperyalistlerin kutladığı barıştan halklara hayır gelmez! Bu uyanış, canlanış ve dirilişin günü değil, Ortadoğu ve Türkiye halklarının intihar sürecidir. “Bundan iyisi Şam’da kayısı!” diyenlere, “Ne Arap baharı ne de AKP barışı!” demeye devam edeceğiz.
“Amed hazır mı? Kürdistan halkı hazır mı? Kardeşliğe barışa, eşitliğe inananlar bu yeni sürece hazır mı?” diye soran Öcalan “Bugün artık yeni bir Türkiye'ye, yeni bir Ortadoğu'ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz” müjdesi veriyor. “Zaman ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır” diyor, sadece kendi mesajlarını değil Hz. Musa, İsa, Muhammed'in mesajlarını da iletip kaybettiklerimizi kazanma günüdür diyor.
Türkiye'ye Kürdüyle barışıp Ortadoğu'da ‘büyük devlet’ olmayı vaat ediyor. Küçüğünün ne yaptığına tanık olup da büyüğünü isteyen belanın da büyüğüne hazırlansın! Ortadoğu’ya kan kusturacak o ‘büyük devlet’inizin büyüklüğünden kimseye hayır gelmeyecek.
Demirci Kawa, zalim Dehak'a karşı direnmiş Dehak'ı ve yılanlarını öldürüp özgürlük ateşini yakmıştı. Bugün özgürlük ateşini, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin oyununu bozanlar, Dehak’ın yılanına da Tayyip’in yalanına da boyun eğmeyenler yakacaktır. Bu ateşi tutuşturacak irade, bu ülkenin işçi ve emekçilerinin, yurtseverlerinin ve komünistlerinin uzattığı eşitlik, özgürlük ve kardeşlik elindedir. Bu irade sosyalizmdedir gerçek barış da buradadır. Dehak’ın yalanına da Tayyip’in yılanına da boyun eğmeyenler bir gün kazanacaktır! Wekhevî, azadî û aşîtî sosyalîzmê! Biji azadi, bimre köleti!