Belma Nur Kartal
Niye geldiniz?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:09 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:09
Geçen hafta beni düşlerinde görüp de dikkat et uyarısı yapan dostlara duyurulur: Ne kadar dikkat etsem de olmuyor işte… Çünkü, sadece kendine değil, uçan kuşa, esen yele, havadaki turnalara, su içtiğin kurnalara, her bir şeye dikkat etmen gerekiyor, ki bunun da böyle bir memlekette mümkünatı yok.
Geçen gün Şarkışlalı Ali İzzet Özkan’ın Kader Torbası türküsünü dinliyorum. Türküyü okuyan arkadaş, “Uğradığım pınar baştan kuruyor, kader lamba yakmış beni arıyor” demeye kalmadı, telefonum çaldı. Arayan Sosyalist Parti İl Başkanı… “Hocam sana müjdem var, hakkımızda dava açılmış” O kapattı, bu kez partiden aradılar. “Emniyetten geldiler…” Ben ve TKP İl Başkanı arkadaşımız birlikte gittik.
İfademizi almak için önce benimle bir girizgah yapıyorlar: Belma Hanım Ankara Savcılığının size selamı var, 1 Nisan’da Ankara’da Türk-İş binasının önünde olduğunuzu tespit etmişler. Aha da fotoğraflarınız!” Şak, fotoğraf önüme atılıyor. Anam, ne de güzel çıkmışım TEKEL işçilerinin arasında, sanki dersin boyum birbuçuk değil, ikibuçuk metre… O nasıl bir duruş… Çeken lüzumsuz, polis değil sanki fotoğraf sanatçısı… Emniyetteyim ya, havaya girip ben de polisin ifadesini almaya başlıyorum. “Başka kim var tespit edilen? Tespit etme işgüzarlığına yardım ve yataklık edenler kim? Sen benim kim olduğumu biliyor musun?..” gibi zeka pırıltısı sorularıma heyecan ve sevinç içinde yanıt veriyor polis… “Tanımaz mıyız Belma Hanım, Ankara bize yüzlerce fotoğraf gönderdi, tanıdıklarımızı kendilerine bildirmemizi isteyerek… Biz de onca fotoğraf arasında sizi, Cemil’i, Savaş’ı ve Tek Gıda-İş’li iki sendikacıyı tanıdık.”
Eee… “Eesi şu: Yasadışı ve izinsiz bu eylemde ne işi vardı, Ankara’ya kimlerle gitti, polise mukavemet etti mi, taş.. vs attı mı, polis ona bi’şey attı mı, Türk-İş’in önünden uzaklaştırıldıktan sonra nereye gitti?” diye soruyorlar. Ankara’ya onurlu TEKEL işçilerine destek vermek için gittim, yine giderim. Yalnız gittim. Ben polise değil, polis bana mukavemet etti. Taş değil hava attım, onlar da bana iftira attı. Sabah Türk-İş’in önüne gittiğimizde kapalıydı, bizi Ankara’ya çağırıp sokakta bırakanlar utansın. Türk-İş’in önünden “Burası kapalı, boşuna beklemeyin, açmayacaklar dükkanı” diyerek sırıtanlar, bizi ite kaka oradan uzaklaştırdıktan sonra Kumlu’yu aramaya gittik ama bulamadık. Kayıp ilanı verip geri döndük.
Kumlu’yu en son Taksim’de 1 Mayıs kürsüsünde gördük. Çıktığı kürsüden indirilmeden önce "Kumlu istifa" diye protesto eden TEKEL işçilerine, belediye ve itfaiye işçilerine, "Niye geldiniz buraya?" diye sormuştu. Niye geldiklerini, 1 Mayıs kürsüsünde o gün direnişçi işçiler adına konuşan TEKEL işçisi Metin Arslan öyle güzel anlatmıştı ki… Konuşmasının ardından onca gazeteci arasında kendisinden almayı başardığım konuşma metni şöyle başlıyordu:
“Bizler TEKEL, İSKİ, Samatya, itfaiye, Marmaray, Sinter Metal, Esenyurt Belediye, Atık kağıt, ATV- Sabah direnişlerinden işçileriz. Her birimiz kölece çalışmaya, yaşamaya, taşerona hayır demek, 4-C’ye ve güvencesizliğe karşı mücadele etmek için direnişteyiz. Tekel direnişinin yaktığı ateşi birleşik mücadelenin kanallarını oluşturarak her yere taşımak için bir aradayız. 1 Mayıs’ın ve kürsünün gerçek sahibi işçi sınıfıdır, öncü işçilerdir, direnişteki işçilerdir. Söz/ kürsü sınıf hareketinin her kabarışında sınıfı arkasından vuran ihanetçi sendika bürokrasisinin değil, işçi sınıfı mücadelesine yeni bir soluk kazandıran TEKEL işçilerinin, İSKİ işçilerinin, taşeronlaşmaya karşı güvenceli iş ve insanca çalışma talebini yükselten itfaiye işçilerinin, ücretlerini alamayan kölece çalışmaya zorlanan Samatya inşaat işçilerinin, Marmaray işçilerinin, ATV- Sabah işçilerinin, direnişteki işçilerin olmalıdır.1 Mayıs kürsüsü her seferinde sermaye devletinden icazet dilenen ve sermaye yerine işçi sınıfına barikat olanların değil, sınıfın talepleriyle alanı dolduran işçi sınıfının olmalıdır...”
26 Mayıs Genel Grev kararının altına imza atıp sonra çark eden bütün konfederasyonların başkanları oradaydı o gün Metin konuşurken… Hadi Kumlu kaçtı da dinleyemedi diyelim ama dinleyen diğerleri de işçiler ne demek istiyor anlamamış olacak ki işçi sınıfının böylesine güçlü katıldığı 1 Mayıs’ın ardından 26 Mayıs Genel Grev kararını kuşa çevirdiler. Genel grev değildi zaten, genel eylemdi diyerek işçilerle dalga geçenlerden, küçük düşürenlerden hesap sorma görevi de bizimdir. İşçiler mi? Onlar zaten başladı hesap sormaya… İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Adana ve Hatay’da, Diyarbakır’da… Dün Samsun da hesap soran işçilerin yanında yer alarak Türk-İş binasını işgal etti. Bizimkiler sadece Kumlu’nun değil, Samsun Türk-İş ve Tek Gıda-İş başkanlarının da istifasını isteyip Kumlu, Topçu, Sandıkçı hepisinin de istifasını istiyoruz dediler. Sendikanın balkonundan tıpkı İstanbul’daki kardeşleri gibi "TEKEL'in ateşi Türk-İş'i yakacak, her yer TEKEL her yer direniş" sloganları attılar. Bugün ise konfederasyonlar için de işçiler için de büyük gün… Ağalar susacak, işçiler konuşacak. “Genel grev kararı siyasidir, ya hükümet gider ya biz” diyen ağalara duyurulur: Hiç fark etmez!