Belma Nur Kartal
Hardalı Yalamak…
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
KENTİN SESİ - SAMSUN yazıları
Ekonomik kriz Samsun'da kurban satışlarını da etkiledi. Hele de şiddette Adana'yı sollayıp Türkiye birincisi olan Samsun'da, her an kesici-delici aletlerle birbirini boğazlayan millet bıçak elinde gezerken, kesecek bir kurban bile alamayınca iyice depresyona girdi. Kurban pazarında satılamayan danalar, hamdolsun kurban bizi teğet geçti diye sevindirik olurken, bu katliamdan kaçıp firar edenler için Zabıta Müdürlüğü, 'Alo Boğam Kaçtı Hattı'nı devreye sokarak, uyanıklık edip kaçan danaları yakaladı neyse ki. Boru mu bu krizde adam sana servetini dökmüş, nereye kaçıyon dana!..
Hatta, kurban kesebildiği için sevinçten ne halt edeceğini bilemeyen bir hemşehrim, İlkadım ilçesi hayvan pazarında belinden çıkardığı 14'lüyle havaya ateş etti. Basından arkadaşlara kutlama amaçlı ateş ettiğini söylerken bu hemşehrim, dana promosyonlu 1 tonluk inek ise her ne kadar "yerim seni" bakışlarıyla taciz edildiyse de başlık parasını ödeyebilecek babayiğit çıkamadığı için evde kaldı.
Bir de organik kurbanlıklarımız vardı ki, sağlıklı beslenmede gelinen bu nokta çok hislendirdi beni. Sadece kurbanlık koyunlar değil, yediği yemler, otlar da tamamen organik olan bu kurbanlıklar, Gazi Belediyesi Ekolojik Yaşam Pazarı'nda satışa sunuldu. Bu bilinç ve vizyonun bilhassa Samsun'dan çıkmasından gurur duydum tabii. Helal olsun emeği geçenlere...
Bayramın ikinci günü, "Bugün bayram günüdür hele hele hele/Bana seyran günüdür" türküsü dilimde, tam çaydanlığı ocağa koydum ki tak tak kapı çalındı. Karşımda üç velet, "Bayramın kutlu olsun teyze" deyip elime sarıldılar. Tuttum bunlara bozuk para verdim, içlerinde Unakıtan'a benzeyen kısa boylusu, "Teyze bunu dolar olarak veremez misin?" demesin mi! O an nevrim döndü. "Türk parası pula döndü diye gelenek-göreneklerimizin duygularıyla nasıl oynarsınız ulan!" diye başladım pedagojik eğitim vermeye. Maksat çocuklarımıza örf ve adetlerimizi anlatıp terbiye etmek. Konuştukça coşuyordum ki, içlerinden biri "Kaçalım, bu teyze uçmuş" deyince elime terliği aldığım gibi kovaladım çocukları.
O akşam küçük oğlumu bir kaşıntı tuttu, baktım kaşıntısı geçmiyor hemen acile götürüp Türk hekimlerine emanet ettim. Acil servis tıka basa alerji hastalarıyla dolmuş, koro halinde "Bayıra karşı yatır beni/tırmala beni kaşı beni" türküsünü söyleyip deliler gibi kaşınıyorlar. Nöbetçi doktora "Beni biliyorsun, eğer oğluma bir şey olursa neler olur, biliyorsun değil mi?" dedim. "Bilmez miyim abla" deyince içim rahatladı tabii. Oğluma da diğer hastalar gibi serum takan doktor, herkese ortak teşhisi koydu: "Ekonomik krizle et yemeyi unutan bünyeniz kurban etiyle şoka girmiş durumda. Et alerji yapmış hepinize"
Orhan Baba'dan "Yazıklar olsun, yazıklar olsun, kaderin böylesine yazıklar olsun" türküsünü çığırarak evin yolunu tuttum. Oğlum Küçük Emrah gibi yüzüme bakarak, "Anne, yoksa biz fakir miyiz? Ekonomik kriz ne demek?" deyince onu rahatlatmak için, "Sadece biz krizde değilmişiz oğlum, işadamı patron amcaların da krizdeymiş. Hepimiz aynı gemideymişiz, üzülme" dedim. Oğlum, "Hani Tayyip amca gemi değil, gemicik demişti o gemide miyiz anne?" diye sorularına devam ederken içimden söylenmeye başladım: Gemileri batasıca! Tabii ki aynı gemide değiliz oğlum. Aynı gemide olsak da aynı kamarada değiliz. Onlar geminin havuzunda yüzüyor, biz makine dairesinde kan revan içindeyiz. Gemi batarken, Tuzla tersane işçilerinin içinde kobay olarak kullanılırken can verdiği filikaları var onları kurtaracak. Ya biz?..
Samsun'da işsizlik oranı, kriz gerekçesiyle işten atılanlarla birlikte her geçen gün artıyor. Samsun Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'ndan yardım alanların sayısı 15 bine ulaştı. Vakıf tarafından bu yılın eylül ayı sonuna kadar toplam 14 bin 841 vatandaşa, 1 milyon 105 bin 314 YTL 'yardım' yapıldı. Vakfın verilerine göre, Samsun'da geçen yıl vakıftan 2 bin 588 kişi gıda yardımı alırken, bu yıl bu rakam 5 bin 541 kişiye yükselmiş. Samsun'da yüzlerce kişi, vakfa bağlı aşevlerinde karınlarını doyuruyor. Aynı vakıf, vatandaşların üşüdüğüne de vakıf olup şimdi 'kömür yardımı' yapıyor. Eylül sonundan beri 3 bin 871 kişiye mahalle mahalle gezip kömür dağıtanlar, yıl sonuna kadar 8 bin kişiye kömür dağıtmayı planlıyor.
Erdoğan'ın "Vatandaşın senin kapına gelmesini bekleme, sen irtibat kur. Gerektiğinde vali ya da kaymakam olarak sen fakir fukaranın evine gideceksin" talimatı yerine getirilirken, onuruna yediremeyip talepte bulunmayanlar üşümeye devam ederken, duyduk ki bu arada, 1952'den 2003'e kadar tek kuruş kredi kullanmayan Türkiye Kömür İşletmeleri de AKP'nin sevabına dağıttığı kömürler yüzünden topu atmış, çalışanların maaşını ödeyemez olmuş. AKP'nin kömürü, biter elbet bu sömürü!
Hikayeye göre, bir Alman ve bir İngiliz aralarında, köpeğe hardal yedirmek konusunda iddiaya girerler. Alman önceliği alır, hardalı topak yapar ve köpeğin ensesinden tutarak zorla ağzına tıkar. Hayvanın ağzı yandığı için hardalı yemez ve çıkarır. Sıra İngilize geldiğinde, İngiliz önce köpeği okşayarak yanına çeker, sırtını sıvazlar, sonra hardalı topak yapıp hayvanın kuyruk altına yapıştırır. Köpek poposu yandıkça başlar poposunu, yani hardalı yalamaya, canı yandıkça yalar, yandıkça yalar ve sonuçta yalaya yalaya hardalı yer bitirir.
AKP'nin kömürü de köpeğin poposundaki hardal gibidir. Sömürgenler, halkı istedikleri çizgide tutabilmek için, onlara hardalı öyle yedirirler ki, o halk neyi yediğinin(!) farkına vardığında iş işten çoktan geçmiş olur. Ahh Tayyip!.. Ben seninle herhangi bir insan dilinin kemiksiz coğrafyasında olma ihtimalini sevdim. Ben senin, ananı da alıp gitme ihtimalini sevdim!
[email protected]