Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Belma Nur Kartal

Ekmek ve gül...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:04

KENTİN SESİ - SAMSUN Yazıları

Yürüyoruz yürüyoruz, günün aydınlığında/Donuk fabrika bacalarına, yoksul mutfaklara/

Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan/Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara/

Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!

“Aç Tekel işçisi yok!.. Ay sonuna kadar 4-C’ye geçin, yoksa yasal olanı yapılacak” dedi hazretleri… İşçiler yeniden açlık grevine başladı, sendikalar gecikmiş bir ortak eylem kararı aldı ve yazdı gazetelerin sütunlarında: “4 Şubat’ta hayat duracak!” Hayatı durdurmanın provasıydı yaşanan o gün...

Yürüyoruz yürüyoruz, erkekler için de yürüyoruz/ Çünkü hâlâ bizim oğullarımızdır onlar

Ve biz hâlâ analık ederiz onlara

Biz de bu kentte alanlardaydık o gün… Miting kürsüsüne TEKEL işçilerinin eşleri ve çocukları rengini çalarken, TEKEL işçisi Çavuş Utku'nun eşi Hatun haykırdı kürsüden: "Benim adamım 10 gündür Ankara'da. Başbakan başa geldiği zaman yoksulları savunacağını söyledi. Şimdi niye tuttu bizim yakamızı?" diye sordu. Sonra Zehra, “Hanımının döktüğü gözyaşları değil, Ankara'da direnen TEKEL işçilerinin ve eşlerinin gözyaşlarını dindirsin” diye haykırdı.

O gün, hayatı durdurmanın provasını yaparken sendikalar, bir hayat durdu. Ölüyoruz derken işçiler… Onlardan biri göçüp gitti sessiz sedasız… Bir kadın öldü, bir işçi… Yazdı bir Trabzon gazetesi… “Bahçecik Mahallesi Belde Camii'nde ikindi namazına müteakip toprağa verilecek.” Funda Kartal’ı toprağa, umutlarını yele verdiler. Yaşamları pahasına Ankara’da direnen işçilerden biriydi o…

Bugün 56. gününe giren direnişte içimizi yakan onlarca öyküden biriydi Funda’nın onurlu yaşam mücadelesi… Samsun Yaprak Tütün İşletmesi işçisi Trabzonlu Funda, diyaliz hastası olmasına rağmen Ankara direnişine katılan yiğit işçilerden biriydi… Üçüzleri yetim kalan bir ana… Eşinden yapılacak böbrek nakli için gittiği Antalya’da ameliyat masasında kalp krizi geçirip can veren bir kadın işçi…
Ankara’daki işçilerden Arzu’yu aradım. Direnişin başlangıcından bu yana Ankara’dan tek bir gün bile ayrılmayan Arzu’ya, “Funda…” dedim, başladı anlatmaya… “Samsun yaprak tütün işçisi Funda ile Duygu arkadaşımızın eşinin ölüm haberini aynı gün aldık abla... Funda’yla Trabzon’dan Samsun’a 2001’de birlikte geldik. 77 doğumlu gencecik bu arkadaşımız diyaliz hastasıydı. Samsun’da Ağullu işletmesinde çalışıyordu. Üçüz çocukları vardı, ilkokul ikiye giden bir kızı ve iki oğlu… Hasta hasta kaç yeri dolaştı Funda, kaç işletmede yaşam mücadelesi verdi. Hem diyalize giriyordu sürekli, hem de koşturarak çalışıyordu. Çok zor koşullarda çalışmasına rağmen özlük haklarının elinden alınacak olması zoruna gidiyor, ‘bizi harcamaları, gözden çıkarmaları kanıma dokunuyor, çocuklarıma nasıl bakacağım ben’ diyordu hep…

Sevgilim, ölürsem eğer sakın ölme sen / bir de bizim acımız olmasın bu ülkede: /Sevgilim, ölürsen eğer ben ölmeden, / paha biçilmesin ömrümüze.../Başakta toz, kumsallarda kum, / zaman, başıboş su, göçebe rüzgâr / taşıdı bizi tohum yüklü gemiler gibi/Zaman karşılaştırmazdı belki de bizi/Buluştuğumuz bu çayır çimen, / ah, bu küçük sonsuzluk! dönüp durduğumuz/Fakat bu aşk, bu sevda, ermedi sona, / ve hiç doğmamış sanki / ölümden habersiz, uzun bir ırmak gibi…

Üç çocuklu hasta bir kadın nasıl korkarsa ölümden, öyle korkuyordu. Kendisi, en çok da çocukları için… Kocası evlendiklerinde Marlboro’da çalışırmış, 5 yıl sonra işten çıkarılınca bilgisayar işi yapmaya başlamış. Ölüm haberini aldığımızda Ankara’da, şoka girdik. Onunla vedalaşamamanın acısını yaşadık. Funda’yı ona yakışan biçimiyle uğurlayamadık ne acı ki.. Keşke, Funda’yı direniş çadırımıza getirebilseydik, işçiler uğurlasaydı Funda’yı son yolculuğuna…”

Evet, keşke Funda’yı son yolculuğuna TEKEL işçileri uğurlayabilseydi… Keşke, Funda’nın taziye çadırı orada, Ankara'nın göbeğinde açılabilseydi... Çok üzgünüm, Funda için, yerinden yurdundan uzak, onuruyla yaşam mücadelesi veren tüm kadın işçiler için, erkek işçiler ve onların güzel çocukları için...

En zorlu iş, en ağır emek/Ve çalışmak doğuştan mezara dek/Ve böyle sürüp gitsin istemiyoruz

Yaşamak için ekmek /Ruhumuz için gül istiyoruz

Sevgili Funda… Ansızın bölünen bir uyku oldu gecenin karanlığında, yağmurun ıslatıp hırpaladığı… Her şeyin ve herkesin sustuğu bir vakit, bir ağıt…Uykumuzu bölen ve içimizin duvarlarını delen bir ağıt… Bir kadın elbisesi giyinmiş, yüreği orta yerinden yarılmış, hiçbir dilde olmayan bir ağıt… Bize öyküsünü anlattı. Ve şöyle bitirdi sözlerini Arzu: “Bizim tek ihtiyacımız moral… Arkadaşlarımızı yitirsek de, her gün her saniye ambulanslar bizi taşısa da biz haklarımızı alana dek buradayız! Ölmek var, dönmek yok!”

Yürüyoruz yürüyoruz kol kola/Saflarımızda ölüp gitmiş arkadaşlarımız/Ve türkümüzde onların kederli "Ekmek!" çığlıkları/Çünkü bir köle gibi çalıştırıldı onlar/Sanattan, güzellikten, sevgiden yoksun/Biz de bugün hâlâ onların özlemini haykırıyoruz/İş ve ekmek istiyoruz

Ama gül de istiyoruz

Ben onlara aşık oldum. Onların "ölmek var, dönmek yok" şiarını ölümüne somutlayan direnişlerine aşık oldum. Dün gece gazeteden eve ağlayarak girdim. Hem ne ağlamak.... Burdurlu tütün işçilerinin eşleri aradı... Evime geleceklerdi, bir araya gelmişler Hava'nın evinde... Hep birlikte aramaya karar vermişler:"Bizi uğurlamaya gelir misin? Biz gidiyoruz memlekete... Eşlerimiz yarın burada olacak ve biz evleri boşaltıp Burdur'a döneceğiz, onlar da direnişe Ankara'ya... Sol nedir bilmezdik biz, sizinle tanıdık solu... Sana ve tüm dostlara minnettarız” dediler, ağlaştık karşılıklı telefonlarda... Ağladık... Günlerdir burada ya da Ankara'da verilen onur kavgasını kadınca gözyaşlarımızla ıslattık.

Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına/Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz/Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa/Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları/İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden/Bu ekmek ve gül türküleri

Ve yineliyoruz hep bir ağızdan/"Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!"

[email protected]

Belma Nur Kartal 'ın Son Yazıları