Belma Nur Kartal
Devrim İlkokulu
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:23 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:23
“Kıyıda rüzgar dağlarda pınardı, O yüreklerimizde bir çınardı, Onunla yörede başladı öykü”
1944 yılında dokuz çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu ırgatlıkla geçmiş yoksul bir Kürt ailenin üç numarası… Kırşehir Öğretmen Okulu’nda okudu, o dönem köy enstitüleri yeni kapatılsa da henüz o kültürün izleri silinmediği için elinden her iş gelen pratik, hızlı ve halkın içinde olan Türkiye İşçi Partili bir öğretmen… Devrim, Deniz, Nedim ve Olcay’ın babası, Zeynep ablamızın eşi...
1968-1973 yıllarında Fatsa- Çöteli köyü, sonra Kaman Çiçekdağı Güllühöyük köyü...
Kaman’da kaldığı yıllarda halk eğitim müdürlüğü sürecinde bütün köylere götürdükleri okuma yazma kursları, dikiş nakış kursları, Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Adnan Binyazar gibi dönemin aydınlarıyla paneller ve TÖS, TÖB-DER başkanlığı… Kırşehir Kaman’dan Çiçekdağı’na o kadar çok sürüldü ki, Çiçekdağlı öğretmenler “Yine bizim Çiçekdağı’na geldiğine göre demek ki hükümetin vaziyeti kötüdür, herkes ayağını denk alsın arkadaşlar…” dedi. Hak arama yürüyüşlerinde, protesto mitinglerinde hep en başta yürüdü. 12 Eylül faşist darbesi öncesi devrimci mücadele ve 12 Eylülle içeri alınması, işkenceler… Çok anlatmadığı cezaevi süreci…
1983 Ağrı-Diyadin Yatılı Bölge Okulu… Yatılı okuyan Kürt çocuklarının hakkını yedirmeğinden aynı yıl içinde Patnos’un Soran köyüne sürgün edildi. Katır sırtında 9 saatte varılan köye çocukları ve eşi Zeynep’i geride bırakıp yalnız gitti ama dert bitmedi. O zamanın Ağrı valisi de onu beğenmedi. “Benim il sınırlarım içinde çalışamazsın, ne cehenneme gidersen git” dedi ve Kaman’dan Ağrı’ya komünizm suçlamasıyla gelen öğretmen, Ağrı’dan Kastamonu’ya Kürtçülük propagandası yaptığı gerekçesiyle sürüldü.
Sonra, 1984 Kastamonu- Çatalzeytin Kaşlıca köyü… Burada da bir yığın çalışma ve yine 1 yıl sonra sürgün... 1985 Kastamonu- Araç Boyalı köyü… Gericiliğin kol gezdiği bir yer... Oraya verdiler ki, icabına bakılsın diye… Sürgün yerlerini çok titiz seçtiler ama o bir şekilde hep köylülerle anlaştı, etkiledi onları ve kabul ettirdi kendisini… 1986 Mersin- Mut… Önce Pamuklu, sonra da Alevi köyü Köprübaşı… Burada 4 yıl kaldı. Alevi olduğu için hep horlanmış, ezilmiş, kendi kabuğuna çekilmiş Köprübaşı köyünün gençlerini örgütledi.
Eski Karamanoğlu torunlarına Beyler derlermiş, Köprübaşı’nın üst tarafında Beyler’in köyü varmış, Göksü köyünün suyu da buradan gelir canları ister suyu keserler, canları ister baskı yaparlarmış. Bu Deli Dumrullara karşı halkı örgütledi. Okuyanın, liseye bile gidenin çıkmadığı Köprübaşı’ndan bugün üniversitede okuyan birçok öğrenci çıktıysa onun eseridir. 30 yılda 29 kez sürülen bu babanın çocukları olan Devrim, Deniz, Nedim ve Olcay ise babalarıyla birlikte her yıl 1–2 okul değiştirdi.
1991’den 1997’ye dek SHÇEK süreci… Burada da o kadar çok şey yaşandı ki… Aşın, yiyeceğin bol olduğu yerlerdi buralar… Gerici-faşist bir kadrolaşma… Bu koşullarda Yakacık Çocuk Yuvası’nın müdürlüğünü yaptı. Kurumdaki herkesin arabası, evi var bir tek müdür kiracıdır. “Kimsesiz çocukların hakkını yiyemezsiniz, gericileştiremezsiniz” dedi. Yuvadaki mescidi kapatıp kütüphane yaptığında eve ölüm tehditleri gelmeye başladı artık...
Sosyal Hizmet-Sen Anadolu Yakası Şube Başkanlığı yaptı. Yuva çalışanlarını örgütleyip sendikaya dahil etti ve yine soruşturma, kovuşturma… Öğretmenliği boyunca hiç eksik olmayan müfettişler onunla ilgili tuttukları raporda “Yakacık Çocuk Yuvasında çalışanları zorla sendikalı yapmaktan, 1 Mayıs’ta çalışanlara izin vermekten ve sendikalı olmak istemeyenlere soruşturma açmaktan 5 yıl kıdem durdurma cezası almıştır” yazdı.
Hasta bir öğrencisini saatlerce sırtında taşıyarak kente indirendi o… 30 yıllık öğretmenliği boyunca 29 kez sürülendi o… Herkese açık tek maaşlı sofrasıyla bu dünyadan evsiz barksız ayrılandı o… 2009 1 Mayısında, son nefesini vermeden 14 gün önce, oğlu Deniz 1 Mayıs’a gittiği gün, hasta yatağındayken gelen doktorlara “Benim oğlum sizin için 1 Mayıs’a gitti, siz neden buradasınız?” diyecek kadar inançlı ve onurlu bir devrimciydi o...
İşte o boyun eğmeyen adam, yoldaşımız Deniz Kıyafet’in babası, Samsun’da yıllar önce ben Eğitim-Sen yönetimindeyken tanışıp sohbetlediğim yazar Hasan Kıyafet’in kardeşi, sevgili öğretmenim, meslektaşım Feramuz Kıyafet… Babam gibi devrimci bir ilkokul öğretmeni…
Fatsa’nın Çöteli köyündeydik yoldaşlarımızla hafta sonu… Çöteli köyünden Hakan yoldaşımızla sevgili Nida’nın muhteşem düğününde…
Yaşadığımız günlerin belasına inat, şiire, türkülere ve birbirimize sığındık. İçimizdeki ışığı, hayatın pusuna aldırmadan dışarı saldık, yeni sığınaklar bulmak için yüreğimizi yeni türkülere, muştulara açtık dostlarla, yoldaşlarla ve yemyeşil, bereketli topraklarıyla güzelim Çötelinin o güzel, sıcacık insanlarıyla… 3 gün 3 gece süren köy düğününün bir gecesine ve gündüzüne tanıklık ettik başka kentlerden de gelen yoldaşlarımızla…
O gün aradı Deniz… Çöteli’de olduğumuzu öğrendiğinde, ben de sevgili Feramuz öğretmenin Çöteli’de yıllarca öğretmenlik yaptığını öğrenmiş oldum. Köyde o kadar hızla yayıldı ki bu telefon görüşmesi, yaşadığım şaşkınlığın yerini onur ve sevinç aldı. Yoldaşlarımızın anaları babaları, akrabaları Feramuz öğretmenin öğrencileriydi çünkü… Deniz ve annesiyle görüştüler, köye davet ettiler, öğrencilik yıllarındaki çocuksu coşku ve minnet duygularıyla…
Heyecanla bana Feramuz öğretmenin kaldığı evi gösterdiler, sonra öğretmenlik yaptığı okuluna götürdüler, elleriyle diktiği çam ağacını gösterdiler. Boynu bükük ama dev gibi bir çam ağacı ve harabeye dönüşmüş okul binası… Köyde okul yok, göçlerle birlikte giderek azalan öğrenci sayısıyla kapatılan okul ve taşımalı sistemle başka yere giden birkaç çocuk…
Deniz’i arıyorum yeniden, “Babanın okulundayız Deniz, çam ağacı duruyor ama okul…” Anlatmaya başlıyor, okulun tarihi öyküsünü… Okulun adını Feramuz öğretmen verir, boyayla okula “Devrim İlkokulu” yazar. Devrim İlkokulu daha sonra Mahirleri konuk edecektir. Mahir Çayan ve arkadaşları kaçak… Deniz Gezmişleri idamdan kurtarmak için 1972'de Ünye'deki Radar Üssü'nde çalışan üç İngiliz teknisyenini Kızıldere’ye kaçırmak için bölgeye geldiklerinde Karadeniz sorumlusu “O köyde Feramuz öğretmen var, onu bulun” dediği için ormandan Çöteli köyüne çıkarlar. Oysa Feramuz öğretmen onları Fatsa’da bekler, okulun bahçesine gelen Mahirleri fark eden Deniz’in annesine “Feramuz öğretmen nerede?” diye sorarlar, eşiyim deyince tanıtırlar kendilerini… Deniz’in annesi Zeynep abla Mahirlere yemek hazırlar. Mahirler o zaman 1 yaşında olan Deniz’in ağabeyi Devrim’i kucaklarına alıp severler ve okulun çelenine Devrim’in adını kazırlar. Okulun bahçesinde buldukları topla bir süre oynadıktan sonra geldikleri yerden giderler. Zeynep abla Mahirlere verdiği yemekle halen övünür, “Keşke sadece sahanda yumurta değil turşu kavurması da yapsaydım” dermiş.
Devrim İlkokulu, 12 Eylülde köyün devrimcilerinin toplanıp kapatıldığı işkence edildiği yerdir. Devrim İlkokulu’nun tek öğretmeni Feramuz öğretmeni devlet hiç unutmadı, öyle ki ailesiyle 20 sene sonra köye gittiklerinde Feramuz öğretmenin köye girişini asker ve polisler engellemiştir.
Feramuz öğretmen düzenle barışık olmadı hiç… Ama, düzene kafa tutmak için de halkı hep yanına aldı, halk da onu kabullendi, bu yüzden bu kadar çok şeyi yapabildi. Bir hareketin kök salması yerelleşebilmesine bağlıdır. Yerelleşebilmesi ise halk adamı olmaya, halkın desteğini almaya, içinde olmaya bağlıdır. Bunu becerebildiğimiz gün büyüyeceğiz, özlediğimiz devrim de çok daha çabuk gelecektir. Bunu becerebildiğimiz gün Fatsa’da Terzi Fikri, Çöteli’de Feramuz Kıyafet, Hopa’da Metin Lokumcu, Alucra’da Harun Karadeniz olacağız. Gerici ve piyasacıların ustalık döneminin ilanı olan İkinci Cumhuriyet’e karşı sosyalistlerin bugün yapması gereken budur: Devrimcilik!.. Kendini izole etmeden halkla arasına uçurum koymadan… Devrimci olmak, yaşamın her alanında kendini göstermek, gizlenmemek, cesur ve örgütçü olmaktır.
“Kozasından kurtulur uçar kelebek, Yürümelere başlar güneşten bebek, Yarınlarını alıp avuçlarına, Tırmanırlar güneşin al burçlarına”