Belma Nur Kartal
Çingene! Hayat sana mengene…
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
KENTİN SESİ - SAMSUN Yazıları
Hayde be patlatalım bir Roman havası, şugar olsun.
"Yandan yandan kelena, karamela (karabela) /Şukar biyav, şukar çay lemange/ Ek ta isiyan! Nadava da tut el/ hayde, hayde aysan kere"
Kardeş Türküler'i dinliyorum. Oynamaktan yazamıyorum ki... Yazmazsam küsecekler biliyorum. A be abla, hani bizi yazacaktın diye çıkıverecekler karşıma.
"Çal bana Çakır gaydayı, oyna çal gaydayı, habe yoksa ye yorganları, bugün de perhiz edelim, gel bize keriz edelim, levan da nanay, kay movasta, yetmedi, kalmadı, yetmedi/ yağmur ötelere yağar bizim mahalleyi sel basar/ Hıdrellez geldi, geçer/
soske be burda çora kaldık/ Eyüp'te, Balat'ta, Gültepe'de /so tekara, işler nanay"
Romanlar için işler her yerde nanay artık. Eyüp'te, Balat'ta, Ahırkapı'da, Sulukule'de, Samsun'da... Eskiden de öyleydi, şimdi daha bir içler acısı. Romanlar TOKİ'ye çarptı, TOKİ de Romanları çarptı. Ben onları ne çok severim oysa. Oyunları, dansları, o rahatlıkları, hayata karşı alınan o en pozitifinden duruşları beni hep sarsar.
Nedendir bu bilmezdim. Bir gün annem anlattı. Bunu ilk dinlediğimde küçücüktüm. "Biz babanla seni çok bekledik, sen gelmeyince Tantuş'a haber saldık. Sen bize Tantuş'un hediyesisin." deyivermişti. Nasıl yani! Tantuş kimdi? Meğer benim annem, evlendikten hemen sonra iki-üç yıl çocuk sahibi olamayınca Tantuş çağırılır ve ona bir ilaç yaptırılır. Bu Roman kadının gizemli elleri annemin derdine merhem olur ve başının belasına kavuşur doğumumla... Onun için annem bilge gözleriyle süzerdi hep ben dansederken... "Tantuş'un ilacı..." diye başlardı anlatmaya.
Sonra anneannem TEKEL işçisiydi. Onun fabrikada çok sevdiği bir arkadaşı vardı, adı Fatoş. Anneannem anlatırdı hep, biraz kızarak, biraz imrenerek. Çünkü, anneannem kıtlık görmüş, hep korkardı açlıktan ve dar günler içindi para, saklanmalıydı. Deliler gibi çalışırdı, ölesiye, yoksuldu... Fatoş da öyle.... Ama Fatoş teyze fabrika çıkışı soluğu ciğercide alırdı. Anneannem sorardı ona:
-Fatoş akşama ne pişireceksin?
- Abe mari, balık alsam kılçığı var, et alsam kemiği... Alayım bir baba ciğer, Dursun çalar, ben oynar!
Fatoş teyze artık yok, Dursun da... Onların Romanlara özgü yaşam sevinçleri de yok artık. Samsunlu Romanlar atalarından miras aldıkları ezilmişlikleriyle yaşama tutunmaya, hayata karışmaya çalışsalar da olmuyor artık. Onlar kimsenin malını makamını değil sadece insanca yaşamak istiyor. Aynı şehrin havasını solusak da o kadar uzağımızdalar ki sözle anlatılası değil
Onlar kırgınlar, kızgınlar. "Bu ülkede yolsuzluklara karışanların, hortumcuların, milleti aldatanların arasında bir tane Roman yoktur" diyorlar, "Bize reva görülen yaşam şekli, vatan hainlerine bile reva görülmedi bu ülkede. Kimselerin bizim çilemizi görmemesi zorumuza gidiyor." diyorlar. Zannettiğinizden çok şey biliyorlar, Samsun gündemini de ülke gündemini de...
Bu insanların Samsun'a göç etmesiyle hayatlarında bir şey değişmemiş. Dünyanın her yerinde olduğu gibi yine toplum dışına itilmişler. Ama, söz açıldığında yine gururla diyorlar ki, "İnsanlarımız namusuyla, alın teriyle çalışıyor. İnsanlar evlerini emanet ediyorlar, bize güveniyorlar. Zaten bizim asıl sıkıntımız bürokrasi ve işverenle. Bizi onlar kabul etmiyor. Oysa biz bu şehrin en eskisiyiz"
Samsunlu Romanlar 1924'teki mübadeleyle Selanik'ten göç etmişler. Bugün ise Samsun'daki ilk yerleşim yerlerinden dağlara, tepelere doğru göç değil, sürgün edildiler. 200 Evler'den 264 Evler'e sürülen Romanlar, 200 Evler'in arazisi değerlendiği için evlerinden, yerlerinden, yurtlarından atıldılar. Eski evleri temizlediler, eski evleri değil, eski insanları temizlediler bölgeden. Yeni ve paralı insanlara arazileri sunmak için... Evini terk etmek istemeyenleri tehdit ettiler. Bu evleri başınıza yıkarız dediler. Sonra topladıkları insanları kentin dışında bir toplama kampına yerleştirdiler. Adına da TOKİ 264 Evler dediler.
Artık 200 Evler'deki Romanlar burada yaşam mücadelesi veriyorlar. Ama ne onlar o apartmanlara, ne de o apartmanlar onlara ait. Onlar apartmanlara ait değil, çünkü "Biz burada yaşayamıyoruz, eski evlerimizi özledik" diyorlar. "Biz o barakalarda daha özgürdük, mutluyduk, evlerimizi geri versinler" diyorlar. Apartmanlar onlara ait değil, çünkü TOKİ hepsine tebligat gönderdi, ya evlerin taksitlerini ödeyin ya da derhal çıkın diye... Ödeyemiyorlar ev taksitlerini, su ve elektrik faturalarını, çünkü işsizler ve yoksullar...
Artık bu yara patlamak üzere 264 Evler'de. Çünkü, daha dün TOKİ tarafından 225 Roman aileye gönderilen icra tebligatlarını almadığı için 200 Evler Mahallesi Muhtarı Güner Sobatay hakkında suç duyurusu yapıldı, kamu davası açıldı Hakkında açılan dava nedeniyle hakim karşısına çıkmaya hazırlanan muhtar, "Postacının getirdiği tebligatları sahipleri almamış. Bana getirdiler. Ben de herkesin yerinin belli olduğunu ve evlerinde olduğunu söyleyerek almadığım için mahkemeden kağıt geldi. Zaten mahalle halkı icraya verilmiş diye isyanda, sataşacak yer arıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık" demiş. Muhtar bıyığa mı tükürür, sakala mı bilinmez ama 200 Evler halkı TOKİ'ye de belediyenin 'ak'ına da tükürmeye hazırlanıyor.
-Aman bir hecalim var.
- Her kimeee?
- Samsun'un isini, pisini, selini çekenlereee...