Belma Nur Kartal
Bilmiyorum Esmer, bilmiyorum…
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:42 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:42
- Ne kadar da ufalmış bedenin, gözyaşıma sığdın sen... Açlık mı yemiş ömrünü yavrum, al sütümü iç kızım…
- Saçların beyazına mı sakladın alevini, yoksa güneş sende mi batıyor geceleri? Eriyen bedenimi düşünme, göğü giydim üstüme…”
96 ölüm oruçlarına yakılmıştı bu ağıt… Siz hiç bu ağıdı, Gulan Kılıçoğlu’nun sesinden dinlediniz mi? Gulan, 12 Eylül faşist darbesinin yıldönümünden beri açlık grevinde olan kadın tutsaklardan biri… Siirt E Tipi Kapalı Cezaevinde Gulan’la birlikte süresiz-dönüşümsüz açlığa yatanların 44. günde gönderdiği mektuplar düştü basına...
Artık ölümün kıyısına yaklaşanlardan biri olan Diyarbakırlı Gulan, mektubunda özgeçmişini ve neden bedenini açlığa yatırdığını anlatıyor. “Ankara SBF Uluslararası İlişkiler bölümünü kazandım. Ankara’daki öğrencilik yıllarımda “hayatın olağan akışını bozmak” gerekçesiyle tutuklandım ve örgüt üyeliğinden ceza aldım. Cezam Yargıtay’dadır. Onaylanırsa iki yıl sonra çıkıyorum. Dosyadaki hukuksuzlukların haddi hesabı yok. Kaldığımız cezaevlerindeki rehabilite etme, iğdiş etme çabalarının haddi hesabı yoktur. Ama bizler, kişisel kaygılara girmeden her şeyi göze alarak, zihnini betonlaştıranların çatlaklarından sızan çiçek olmak istedik. Devlet utansın ki bizi anadilimiz için eylem yapmaya mecbur bıraktı…”
Açlık grevi 51. gününe girerken, kızım yaşındaki kadınların bedenleri gün gün ufalırken ve saltanat, hipodromda cumhuriyetin cenazesini kaldırırken, bu ülkenin Başbakanı “Aç kalan yok, herkes her şeyi yiyor.” dedi.
Yaşamak isterken delicesine… Aç kalan, açlıktan ölen, binlerce işsizi var bu ülkenin… İşsizlikten, açlıktan ve çaresizlikten kendini yakan insanlar var bu ülkenin meydanlarında… Bir de içerisi, cezaevleri var. Dışı sizi, içi anaları yakar.
Anayım, iki oğlum var. Vatanı parsel parsel satanlar aksırıncaya tıksırıncaya dek yerken, vatan Amerikan üslerine peşkeş çekilirken, patronların ve işbirlikçilerin çocukları sefa sürerken, “vatan görevi" diye götürüldüğü, hiç bilmediği dağlarda, yollarda ölsün diye doğurmadım ben oğullarımı…
Çocuklarının yaşama hakkı elinden alınan bu savaş, anaların savaşı değildir. O yüzden, çocuğu ölen Türk anaları en iyi Kürt analar, çocuğu ölen Kürt anaları da en iyi Türk anaları anlar. Çünkü, acılarımız da kardeştir. Vicdanlarımız, ana yüreğimiz, gözyaşlarımız ve çocuklarımız da kardeştir. Düşmanımız birdir anaları ağlatanlar “Savaşın! Daha çok, daha çok öldürün birbirinizi!..” diyenlerdir.
Ben oğullarımın düğününü görmek istiyorum, Türkiyeli bir hukukçu olacakken “hayatın olağan akışını bozmak” gerekçesiyle tutuklanan ya Gulan’ın annesi?.. Acıdır gerçekten de bir insanın açlıktan ölümünü izlemek, hele de bu evlatsa acıların en beteri… 66 cezaevinde 658 tutuklu ve mahkumun yaptığı açlık grevi 51. gününe girerken onlarla birlikte anaları da gün gün eriyor babaları, kardeşleri, eşleri, çocukları da gün gün ölüyor.
66 cezaevinden biri Samsun-Bafra T Tipi Cezaevi… Daha 18 yaşında, çalıştığı ekmek fırınından elinin hamuruyla alınıp üç yıldır cezaevinde tutulan Beytüşşebap’tan bir öğrencimin yeğeni de burada yatıyor. Anası Esmer, geçen kış gelmişti çocuğunu görmeye… Ürkek, titreyen sesiyle anlatmıştı acısını… Oğlu Hüsnü’nün bir yıldır yattığı Bafra Cezaevi'nde 15 Ekim’den bu yana açlık grevinde olan altı tutuklu var. Birinin adı Serbest… Adı Serbest, kendi tutuklu… Adı demokrasi, kendi faşizme teslim memleketimin cezaevinde “olağan akışı bozmak”tan yatanlardan biri…
Samsun HDK bileşenleri, açlık grevlerinin 49. gününde Bafra T Tipi Cezaevi'ne gitti. Giderken, TKP ve ÖDP’yle birlikte basını da bilgilendirip davet ettiler. Gazeteye basın açıklamasının haberini yapmak üzere ben de gidenlerle yola koyuldum. Samsun merkezden Bafra’daki cezaevine dek polis takibine alınan HDK bileşenlerini cezaevi önünde jandarmalar karşıladı. Dağın başındaki cezaevi önünde basın, polis ve jandarma bolluğu… Bir de cezaevine görüş için gelen ama eylem nedeniyle bekletilip içeriye alınmayan tutuklu ailelerinin araçlarından oluşan konvoy…
15 Ekim’den bu yana Bafra’da açlık grevinde olanlardan hiçbir bilgi alamadıklarını belirten HDK yaptığı açıklamada, “Bu çığlık savaşa karşı barış, inkara karşı kardeşlik, baskılara karşı özgürlük diyenlerin çığlığıdır. Bu çığlığa sessiz kalmak ölümlere ortak olmaktır. Adım atmayan yetkililer ölümlere zemin hazırlamaktadır. Yaşanacak “sessiz ölüm”ler Türkiye’yi sarsmakla kalmayacak, tüm dünyanın dikkatlerini demokratik bir talebi bile ortaya sürenin tıkıldığı cezaevlerine ve AKP’nin iddia ettiği ileri demokrasiye yöneltecektir.” dedi.
Dönüş yolunda Esmer arıyor… Hem ağlıyor hem soruyor: “Çok oldu, haber alamadık, geçen hafta da aramadı… Sesi hiç iyi değildi en son aradığında, hastalanmıştır çocuğum… Hocam oğlum nasıl, bir haber verin bana nolur…”
Bilmiyorum Esmer, bilmiyorum…
“Ey mutsuzlar! Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, göz yumuyorsunuz.
Çığlıklar duyuluyor, ama siz susuyorsunuz.
Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki,
Sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz.
Bok yiyorsunuz!”