Belma Nur Kartal
Arkadaşım Eşşek!..
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:19 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:19
Bir köy okulunun kitaplığına Nazım’ın adı verildi. O kitaplığın raflarını Maltepe NHKM’den gönderilen 3000’e yakın kitap doldurdu. Kosova- Dobırçan'da, Bulgaristan- Sliven ve Novaçevo köylerinde Nazım Hikmet İlköğretim okulları açılırken kendi memleketinde hala beyinlerde yasaklı Nazım'ın adı MEB'in 100 Temel Eseri arasında geçse de, okullarda şiir dinletileriyle anılsa da daha dün Milas Anadolu Lisesinde Nazım'ın 'Vatan Haini' şiirini okuyan öğrencinin de, onu alkışlayan halk ozanının da gözaltına alındığı, 2008 8 Mart'ında Adana'da Nazım şiiri okuyan işçiye örgüt propagandası yapmaktan hapis cezası verildiği bu toprakların en doğu ucunda bir köy okuluna Nazım'la merhaba demek elbette çok değerlidir.
Üç ay önce gelen bir maille başladı Nazım Çocuk Kitaplığı yolculuğumuz… “Burada kitap yok, desteğinize ihtiyacımız var hocam” demişti İdil Halk Eğitim Merkezi’nde çalışan öğrencim Veysi… Şırnak İdil’in Akkoyunlu İlköğretim Okulu’ndaki çocukları anlatmıştı sonra bana… Çocukların kitaba, kitapların çocuklara ihtiyacı vardı. Dostlara yaptığım bu çağrıya ilk ses Maltepe MHKM’den geldi. Maltepe Nazım’ın yaptığı çağrıya ve bana onlarca dostumuz, yoldaşımızdan destek mesajları geldi.
Yaşamım boyunca böyle bir dayanışma örneği görmedim. Sevgili Zeynep Güler’in “Kadıköy NHKM Nazım Hikmet Akademisi kitaplığında bulunan çocuk kitaplarının tümünü küçük kardeşlerimize gönderiyoruz” deyişine, Bandırma’dan sevgili Hacer yoldaşımın çırpınışlarına, Gaziantep’ten Mehmet yoldaşıma ve adları, katkısı sayısız emeği geçen tüm dostlara ve yoldaşlara selam olsun. En çok da Deniz yoldaşa… İdil Akkoyunlu Nazım Çocuk Kitaplığı’nın emekçisi, sabır taşı yoldaşıma...
Samsun’dan Ankara aktarmalı Diyarbakır uçağına binişimde başladı çok dillilik… 8000 fit yükseklikte hostes halkların kardeşliğindeki yolculara gecenin bir vakti anlatıyor, “tehlike anında derhal can yeleklerinizi giyin…” Diyarbakır yolcuları için tehlike anlatılmaz yaşanırdı oysa…
Ertesi sabah Deniz ve kitaplığa giden yolculuğun belgesel çekimleri için gelen Oğuz’la buluşuyoruz. Diyarbakır’dan bizi Cizre’ye götürecek araca binerken gözüm hemen yanıbaşımızda duran Alipar Taziye Evine’ne takılıyor. Sonra hızla ilerliyor Mardin’e doğru aracımız… Mardin evlerinin sıralandığı terası izleyerek geçiyoruz, kale gibi duvarları, dantel gibi işlenmiş, birbirinin üstüne yığılmış gibi duran birçok medeniyete ev sahipliği yapan Mardin evleri, kilise ve caminin yan yanalığında Midyat- Nusaybin-Şırnak tabelasına yöneliyor aracımız… Cizre’de bizi öğrencim Veysi karşılıyor, birlikte İdil’e gidiyoruz, biraz ilerimizdeki bol gaz bombalı çatışma haberini yolda öğreniyoruz. Cizre, Mezopotamya’nın en eski kenti, Mem u Zin, asit kuyuları, …
İdil’deyiz. Suriye sınırında, Süryanilerin eskiden yoğun yaşadığı Dicle’nin kenarındaki İdil’de ilk uğrağımız Eğitim-Sen oluyor. Sendika yöneticilerinden İdris ve Sezgin’le sohbetliyoruz, İdil’den, yaşadıklarından ve ertesi günkü kongrelerinden… Nazım’dan, NHKM’den…”Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden, en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey... Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum.” dizelerini okuyor Oğuz’un kamerasına Sezgin…
Diyarbakır’dan bu yana susmayan telefonum İdil’de artık aralıksız aranıyor. 23 yıl önce, ilk gözağrım, ilk öğretmenliğim Beytüşşebap Lisesi’nden öğrencilerimin telefondaki seslerinin heyecanı bana geçiyor: “Bekliyoruz hocam”
O akşam yemekteyken Emniyetin de kitaplık açılışından bilgisi olduğunu, açılışta bulunmak istediklerini okul müdüründen öğreniyorum. Bu açılış neden “emniyetsiz” olmalı’yı anlatıyorum. O gecenin sabahında Deniz, Oğuz ve beni köye götürüyor okulun öğretmeni…
Birçok mesleğin emekliliği vardır ama öğretmenlikten emekli olamazsınız. Hayattan ve mücadeleden emekli olamayacağınız gibi… İnsanca yaşam mücadelesinin ta kendisidir çünkü öğretmenlik… Öğretmenlikten emekli olunabilseydi eğer, üç yıl önce emekli olan ben, İdil’in Akkoyunlu köyünde olamazdım o gün… Okulun bütün personeli heyecanla karşılarken bizi çocukları gördüm. Gülen yüzleriyle utanan, saklanan çocukları… En güzel giysileriyle meraklı gözlerle bize bakan Zilan, Siti, Necla’yla tanıştık. Adlarını bilemediğim onlarca çocuk… Buz gibi havada daha yeni yıkanıp ıslak saçlarıyla bizi karşılamaya gelen hangisiydi diye düşünürken Nazım Çocuk Kitaplığı tabelamızı asarlarken duvara İlçe Milli Eğitim Müdürü geldi okula… Kitaplığın açılışı için bir kurdele alınmış, kim kesecek telaşı başladı. “Hocahanım siz mi, yoksa müdürümüz mü?..” telaşı içindeki okul müdürüne “ Bu kitaplık çocukların, açılışı da onlar yapmalı” deyince ben, bütün çocuklar kitaplığın kapısına yaklaştı ve Zilan, Siti ve Necla’nın birlikte kestiği kurdeleyle kitaplığa doluştular.
Kitaplara dokunuşlarını görmeliydiniz, nasıl bir imeceyle ve merakla kitapları incelediklerini… Her şey sevgili Oğuz’un kamerasında ve çocukların o anki sevinçlerini onur ve sevgiyle izleyen sevgili Deniz’in gözlerinde… Belgeselimizde izleyeceksiniz, hiç tanımadıkları Nazım’a, bu kitaplarla onları buluşturan NHKM’ye nasıl teşekkür ettiklerini, kitaplığın kapısında “Yaşasın Nazım Çocuk Kitaplığı” diyerek nasıl hep bir ağızdan haykırdıklarını… Ve kitapların arasında hep birlikte söyledikleri şarkıyı dinleyeceksiniz. “Arkadaşım eş, arkadaşım şek, arkadaşım eşşeeek” Düzenin tüm eşeklerine ve eşeklik edenlere ithaf ederken İdilli çocuklarımızın bu şarkısını, dün BDP'li bir grup öğrencinin Ankara Üniversitesi'nin Cebeci kampüsünde Türkiye Komünist Partili öğrencilere satırlı bıçaklı saldırısını bir anne, bir eğitimci ve bir komünist olarak kınıyorum. TKP MK üyesi yoldaşım Ali Somel’e, yine ağır yaralanan Baran’a ve tüm yoldaşlara derbazbûyi be diyorum.
Baran ameliyattan çıktı, benim oğlumun adı da Baran… Batı yakasındaki Baranlarla doğu yakasındaki Baranların kardeşliği bıçaklandı, hançerlendi dün, onarılmaz yaralar açıldı. Bir Kürt komünistinin kanını dökerek tarihe geçmek ağırdır. Polisi saldırır, faşisti saldırır, şeriatçısı saldırırken bugün her biri 40 yaşlarında olan Beytüşşebap’taki öğrencilerim geldi aklıma… Anlaşılamamaktan yakınan, yaşadıklarını ve kendilerini anlamamızı isteyen öğrencilerim… Çok sevdim onları ve çok bedeller ödedim, bugün olsa yine öderdim onların bir tek gözyaşı için… Ama, yoldaşımın kanını döken bu kör şiddeti, bu kıyımı hiç kimse bana anlatamaz. Zulmün önünde boyun eğmedim, benim öğrencilerim de eğmesin diye direndim.
Türkiye'nin her yerinde Kürt ve Türk emekçilerini boyun eğmemeye çağırıyoruz. Hiçbir saldırı sosyalizm ve halkların kardeşliği mücadelemizi zayıflatmayı başaramayacaktır! Komünist partinin güçlü olduğu bir Türkiye’de kimse bir yandan ülkeyi satıp bir yandan da birlik-bütünlük edebiyatı ile milliyetçiliği pompalayıp düşmanlık üretemez halkları birbirine düşürecek söylemler alıcı bulmaz Kürtlerin umutsuzluk içinde emperyalist ülkelerden, cemaatlerden ya da ayrılıktan medet umar hâle getirilmesine kimse izin vermez farklı etnik kökenlerden insanların birbirlerine güveni pekişir birçok okulda İngilizce, Fransızca, Almanca eğitim verilirken, bu ülkenin dillerinden Kürtçe üzerindeki yasaklama ve kısıtlamalar kolay kolay savunulamaz” diye haykırmaya devam edeceğiz.
Biji bıratiya gelan!.. Biji Partiya Komünista!..