Belma Nur Kartal
Ağla Sevgili Yurdum BELMA NUR KARTAL
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
"Kimbilir yurdun hangi köşesine tayin edileceğiz? Hayat şartları ne olursa olsun elimizde nur saçan meşalelerimizle yurdu aydınlatmaya çalışacağız. Tonguç Baba'ya, Kubilay Öğretmen'e sözümüz var..." Fedai Çelik (Perşembe Öğretmen Okulu)
Eğitimbilimci, köy enstitülerinin mimarı ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, nam-ı diğer Tonguç Baba 1960'ta yaşamını yitirdikten iki yıl sonra kaleme alınmış bu sözlerin sahibi sevgili babacığımdan geriye kalan, neredeyse benimle yaşıt bu anı defteri gibi solgun yüzlerimizle birlikte söylüyoruz annemle babamın o çok sevdiği hüzzam şarkıyı... "Ömrümüzün son demi, son baharıdır artık/Maziye bir bakıver, neler neler bıraktık..." Anason kokulu gecelerde söyler, ağlardı babam nedenini bilemesem de ben de ağlardım onunla.
Yılların köy öğretmeni, ahırdan bozma sınıfları adam edip köy çocuklarına ışık götüren, Samsun- Bafra'nın Sarıköy'ünde, Çarşamba'sında, Tekkeköy'ünde, İskenderun'un Arsuz'unda yokluğa ve yobazlığa teslim olmayan Fedai öğretmen,1930'da Menemen'de şeriatçıların katlettiği Kubilay öğretmene de ağlardı, kardeşimin adıdır Kubilay... "Çocukları seviyorsun, sana öğretmenlik yaraşır" diyen ilköğretmenim ve rehberim babam, benim öğretmen oluşumun sebebidir. "En iyi öğretmenim, güneşim..." sözleriyle içimin bayraklarını dalgalandıran oğlum da şimdi bir öğretmen adayı...
Bizim için öğretmenlik, cebimizdekini ve soframızdakini paylaşmaktı öğrencilerimizle. Sümüklü burunlarını silmekti, bitlenmiş saçlarını ayıklamaktı ve o çocukları sonsuz bir sevgiyle kucaklamaktı. Hastalıktan başı sıraya düşeni doktora götürmekti. Ne farkları vardı ki benim yavrularımdan? Hakkari'de bir ders sonrası okuldan çıktığımda, çamurdan balçık olmuş yola kendini atıp, " Öğretmenim, ellerimize basıp da geçin!..." diyen öğrencilerim, benim çocuklarım değil miydi? Bir hafta sonu, boyadığı ayakkabılardan kazandığı parayı kaybedince korkup evime sığınan öğrencimin ne farkı vardı benim çocuklarımdan?
Biz o çocuklarla zenginliğimizi değil, yoksulluğumuzu paylaştık. Ne ben, ne babacığım ne de binlerce eğitim emekçisi, okulunu bir şirket, öğrencisini de bir müşteri görmedi. Katkı payı toplamayı reddettiği için defalarca sınıf öğretmenliği elinden alınan bana ve meslektaşlarıma da, bu baskılara direnemeyip toplayan öğretmenlere de tahsildar muamelesi yapıp, "Okullar şirketiniz, öğrenciler de müşterileriniz hadi bakalım performansını görelim" diyenler, öğretmenleri yokluğa ve sefalete mahkum edip ek iş yapmaya mecbur bırakanlar, şimdi kalkmış, etik ilke ve değerleri hatırlatıyorlar.
Altı yıldır öğretmenlerin hemen hiçbir sorununa çözüm bulamamış AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanı, bunca yokluğun, perişanlığın ve haksızlığın sorumlusu öğretmenlermiş gibi, yüreğindeki insan sevgisini ve onurunu yitirmemiş binlerce öğretmene, 24 Kasım'da velilerden ve öğrencilerden alacakları hediyeler hakkında uyarı yazısı gönderiyor. 24 Kasımlarda öğretmenleri hediye avcısı gösterenlerin fikri neyse zikri de odur. Öğretmen ve 24 Kasım deyince Bakan'ın aklına gelen, 'pahalı hediye alan, etik ilkelere uymayan' hediye avcıları mıdır? Öğretmenler çalışmıyor, kahve köşelerinde oyun oynuyor aldıkları ücretler onlara çok fazla diyerek, binlerce öğretmenin onurunu kırarak Sayın Bakan neyi kutluyorsunuz? Alın, Öğretmenler Gününüz sizin olsun, onurumuzu kırmayın yeter!
Neyi kutluyorsunuz? Okulları öğretmen açıklarıyla, sokakları iş arayan öğretmenlerle dolu bir ülkede Öğretmenler Günü kutlamak ayıp değil mi? Cumhuriyetle birlikte eğitimdeki devrimlerden, vasıflı öğretmen politikasından, köy enstitülerinden, öğretmene verilen değer ve saygınlıktan, halkçı, bilimsel, aydınlanmacı, ulusal ve laik eğitimden geriye ne kaldı?
Sahi, neyi kutluyorsunuz? İktidarınızla eğitimi ulusal niteliğinden uzaklaştırmanızı, kamu hizmeti olmaktan çıkarmanızı, eğitimi özelleştirip, öğretmeni de sözleşmeli yaparak köleleştirmenizi mi? Tarikat ve cemaat referanslı, hurafeci eğitim anlayışını egemen kılmanızı mı? Baskı, sürgün ve soruşturmalarla kadrolaşmanızı mı?
Atatürk'ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği 24 Kasım'ın elbette tarihsel bir önemi ve anlamı vardır. On binlerce öğretmeni işinden ve özgürlüğünden yoksun bırakan 12 Eylül faşizminin, 24 Kasım'ı Öğretmenler Günü ilan etmesi, hem Atatürk'e hem de öğretmenlere hakaret değil miydi? Samsun'da ve tüm ülkede TÖB-Der üyesi yüzlerce yurtsever öğretmeni işkence tezgahlarından geçirenler, meslekten ihraç edenler, darbeden bir yıl sonra öğretmen düşmanı olduklarını unutturmak için 24 Kasım'ı sundular bize.
Unutmadık, unutmayacağız 12 Eylül'ün kanlı tezgahlarında bilim ve aydınlık düşmanı düzene canını veren Samsun TÖB-Der Başkanı Abdurrahim Aksoy'u... Kan dökmeyi göze alırsak, bunların hakkından bir ayda geliriz." diyenleri, 9 Şubat 1982'de Samsun Emniyet Müdürlüğü'nün bahçesinde battaniyeye sarılı cansız bedeni bulunan Abdurrahim'i ve nicelerini bize unutturamazlar. Ve vatandaşlıktan çıkarılan TÖB-DER Başkanı Gültekin Gazioğlu'nu...
Unutturamazlar bize, işine son verilen 3 bin 854 öğretmeni, üniversitede görevli 120 öğretim üyesini... Her mahalleye bir cami yaptırtan, din dersini zorunlu hale getiren, binlerce Kuran kursunun açılmasına yol verenleri, üniversiteleri kışlaya çevirenleri unutturamazlar. Evlerimizde yaktırdıkları ve topladıkları onbinlerce kitabın masumiyetini unutturamazlar.
"tohumsuz bir toprak /ışıksız yaprak gibi /aşkım, sevgim ve hüzünlü yoldaşlarım gibi
ağla sevgili yurdum ağla..."