Atilla Özsever
Yaşayanlar ve yaşamı seyredenler…
Yayın Tarihi: 25.10.2025 , 22:16 Güncelleme Tarihi: 26.10.2025 , 00:00
Bu pazar günü yine bir kitap tanıtımı ile karşınızdayım. Kitabın ismi; “İnsan Olmak”. Yazarı; psikiyatri profesörü Engin Geçtan (1932-2018). Kitap eski bir kitap. İlk basımı 1983 yılına ait. 30’a yakın baskısı olmuş.
“İnsan Olmak”, birkaç kez okunması gereken bir kitap, hatta başucumuzda zaman zaman bakmamız gereken bir kitap. Engin Geçtan, 1956’da İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra ABD’de de New York ve Colombia üniversitelerinde uzmanlık eğitimi gördü.
Akademik yaşama katılan Prof. Dr. Geçtan, ODTÜ, Ankara, Boğaziçi ve Marmara üniversitelerinde öğretim üyesi olarak çalıştı. 86 yaşında bu hayata veda etti.
Engin Geçtan, “İnsan Olmak” isimli kitabında, hayatı anlamlandırmanın, farkındalık kazanmanın üstünde duruyor. Kitapta, insan davranışlarının altında yatan nedenler de ortaya konmaya çalışılıyor.
“İnsan Olmak”, ana-baba ve çocuk eğitiminden kaygı, değersizlik duygusu, öfke ve düşmanlık konularına, ortak yaşam ilişkisine, yalnızlığa, yaşam ve ölüme kadar hep insana dair sorunlara eğiliyor.
İnsanın değişimi
Psikiyatr Engin Geçtan, insanın kendisini değiştirmesinin kolay olmadığını belirterek şunları söylüyor:
“Değişme, ‘neden’ öyle davrandığımızı görebilmekten çok, o davranışı ‘nasıl’ yaptığımızı anında fark edip aradaki yaşantımızı anlamaya çalışarak gerçekleştirilebilir… bu, her şeyden önce bir ‘niyet’ ve ‘kararlılık’ sorunudur”.
Engin Geçtan, insanın kendisini tanıdığı ve anladığı ölçüde dış dünya ile ilgili tehlikelerin de azalabildiğine dikkati çeker. Geçtan diyor ki;
“Her bir insan kendi benliği ile yüzleşmeyi göze alabildiği ve değişmeyi istediği oranda değişebilir. Böylesi bir değişim sürecini başlatabilmek için insanın davranış alanını daraltan katı savunma sistemlerini görebilmesi gerekir”.
İnsanın yürekli bir şekilde kendi gerçekleriyle yüzleşmesi gerektiğini savunan psikiyatris doktor Engin Geçtan, “Bazı insanlar, kendimizi dürüstçe yaşadığımız zaman diğerlerinin bu ‘açık’tan yararlanarak bizi devirmeye çalışacakları görüşünü savunurlar. Oysa bir insan ancak kendi içinde devrikse başkaları tarafından devrilebilir” diyor.
Özel mülkiyet ve hırsızlık
Engin hoca, ilkel toplumların barış ve sükun içinde yaşadıklarını ifade ederek, “Eskimolar, Avrupalılarla ilk karşılaştıklarında, birbirlerini öldürmelerini ya da birbirlerinin toprağını çalmalarını bir türlü anlayamamışlardır” der.
Daha sonra Afrika’daki ilkel kabilelerden örnekler veren Geçtan, “İnsan Olmak” kitabında şunları yazıyor:
“Samimiyetsizlik ilkel toplumların bilmediği bir davranış biçimidir. Örneğin, eskiden Hotantolar’da rüşvet ve ihanet yoktu… Samimiyetsizlik uygarlıkla gelişmiştir. Çünkü uygarlıkla birlikte diplomasi de gelişmiş, çalınacak şeylerin sayısı da artmıştır. İlkel insanlarda mülkiyet geliştikçe hırsızlık ve yalan da başlar”.
Yani Engin hocanın söylediklerini “bizim lisanımızla” ifade edecek olursak; özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla birlikte, köleci toplum ve onu takip eden diğer sınıflı toplumlarda hırsızlığın, insan ilişkilerinde yalanın artması mümkün hale gelebiliyor.
İki tür insan
Psikiyatrist Engin Geçtan, sahip olma eğiliminde olan kişilerin sahip oldukları şeylerle ya da diğer insanlarla birlikte yaşayacakları yerde onları seyretmekle meşgul olduklarını söyler. Ve şöyle bir tanımda bulunur:
“Dünyada iki tür insan vardır: Yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler!”
Geçtan, ardından şöyle devam ediyor:
“Yaşamak, kendisi olabilmeyi ve yaşama etkin bir biçimde katılabilmeyi tanımlar. Bu, insanın kendi sorumluluğunu bir başka deyişle yaşamına anlam katma sorumluluğunu içerir. Sorumluluğunu üstlenen kişi özgürdür. Özgür insan daha az korkar, onun için sevebilir!”
Biz de buradan hem kişisel anlamda hayatımıza anlam katmayı, hem de topluma yararlı bireyler olarak örgütlü bir biçimde savaşsız, sömürüsüz, eşitlikçi bir dünya için mücadele etmeyi anlıyoruz…