Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

Yanardağ’ı söndüremezsiniz!

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ “casusluk” suçlamasıyla tutuklandı, kanala da kayyım atandı. Yanardağ’a “Sen sosyalist olarak cepheden bizim iktidarımıza muhalefet ediyorsun, seni tutukluyoruz” derseniz bunun hukuki değil ama siyasi bir karşılığı olabilir. Fakat Merdan’a “casusluk” suçlaması hiç değmez. O yine çıkacak ve gerçekleri söyleyip yazacak…

Yayın Tarihi: 05.11.2025 , 22:45 Güncelleme Tarihi: 06.11.2025 , 00:00

Ülkemizde sınırlı sayıda bağımsız ve eleştirel yayın yapan kuruluşlardan TELE1’in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, 24 Ekim 2025 Cuma sabahı gözaltına alındı daha sonra da “casusluk” suçlamasıyla tutuklandı. TELE1’e de kayyım atandı.

Merdan Yanardağ’ın yanı sıra İBB (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile danışmanı Necati Özkan da ayni suçlamayla bir kez daha tutuklandılar. Suçlama da bir “İngiliz ajanı” olduğu iddia edilen Hüseyin Gün adlı şahsın ifadesi üzerine gerçekleşti. Merdan da üstelik “İsrail lehine” casusluk yapmış (!)

Bu saçma sapan, gerçekle ilgisi ve belgesi olmayan iddiaları bir tarafa bırakıp öncelikle Merdan Yanardağ hakkında kısa bilgi vermek isterim. Merdan’la ilk tanışmamız bir eylem vesilesiyle oldu.

Merdan’ın serüveni

1991 yılında Günaydın gazetesinde çalışırken patron Asil Nadir maaşlarımızı ödememeye başlamıştı. Biz de 7 Mayıs 1991 günü Günaydın’da iş bırakma eylemi yaptık. Merdan Yanardağ da Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şubesi’nin bir yöneticisi olarak bizim eylemimize bizzat gelerek destek vermişti.

Daha sonra farklı yerlerde çalışsak da birbirimizi takip ediyorduk, televizyonculuğa başladığı sıralarda bazı programlarına beni de çağırıyordu. Nihayetinde 2012 yılında Yurt Gazetesi’ni çıkardı, beni de köşe yazarı olarak davet etti. Merdan’la daha yakın bir işbirliğimiz oldu.

Bu süreçte Ergenekon davasından tutuklandı, 1,5 yıl cezaevinde kaldı, hapishanede iken mektuplaştık. Yanardağ cezaevinden çıktıktan sonra yeni kitaplar yazdı, yine medya çalışmalarına girdi. 2017 yılında büyük bir özveri ve emekle Tele-1’i kurdu.

TELE1, AKP’nin bu baskıcı döneminde objektif, bağımsız ayni zamanda eleştirel bir habercilik anlayışıyla yayın yaptı. Merdan, yine 2023 yılında bu kez Abdullah Öcalan’la ilgili bir açıklaması bahane edilerek Silivri Cezaevi’ne kondu. Orada da 101 gün kaldıktan sonra tahliye oldu ve TELE1’deki yayın faaliyetine devam etti.

“Dönmezem yolumdan”

Merdan Yanardağ’ın siyasi çizgisi bellidir. Devrimci, yurtsever, sosyalist bir kişiliktir. Dünya görüşünden ödün vermeyen katıksız bir devrimcidir. Pir Sultan’ın deyişiyle “Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” diyen bir kişidir.

O nedenle Merdan Yanardağ’a savcılar, “Sen sosyalist bir kişi olarak AKP iktidarına cepheden muhalefet ediyorsun, seni tutukluyoruz” deseler bunun hukuki değil ama siyasi bir karşılığı, bir anlamı olabilir. Fakat “casusluk” suçlaması, tamamen “abesle iştigaldir”, hiçbir karşılığı yoktur…

Merdan Yanardağ’ın tutuklanması, TELE1’e kayyım atanması, aslında çok sınırlı sayıda da olsa bağımsız, gerçekleri dile getiren, bir anlamda “muhalif” sayılan medya kuruluşlarının susturulması amacını taşıyor.

Tabii bu susturma olayı, toplumun hiçbir şekilde gerçekleri öğrenmemesine, faşizan sürecin kökleşmesi ve kurumsallaşmasına karşı hiçbir muhalif odağın kalmamasına dönüktür. Tüm bu koşullara karşın devrimci, demokrat, sosyalist, komünist güçler toplumsal desteği de sağlayarak mücadelelerini sürdüreceklerdir.

Merdan Yanardağ da, hapisten çıktıktan sonra yine eskisi gibi gerçekleri söylemeye ve yazmaya devam edecektir…

Kitlesel tepkinin önemi

Bu baskıcı, totaliter, faşizan sürece karşı nasıl bir mücadele verilmelidir? Örneğin TELE1’e kayyım atanması olayı karşısında toplumsal tepkiler nasıl olmuştur? TKP (Türkiye Komünist Partisi) başta olmak üzere aktif destek sağlayan, Tele-1 binası önünde protesto eylemi yapan örgütlerin sınırlı sayıda olduğunu söyleyebiliriz. Tepkiler daha çok açıklama şeklinde gerçekleşmiştir.

TELE1 programcısı Musa Özuğurlu da, bu yöndeki sitemini 2 Kasım 2025 tarihli BirGün Gazetesi’nde dile getirdi. Musa Özuğurlu şöyle diyor:

“Sol sosyalist cenaha, siyasal partilere, sendikalara dostane sitemimiz var. Bazıları elbette temsilcileri vasıtasıyla bizzat gelerek, arayarak ya da açıklama yaparak yanımızda oldukları mesajını verdiler. Ama mesele daha kitlesel ele alınabilirdi”.

Şimdi bu noktadan dünyada bu tür gelişmeler olup olmadığına bakalım, bilebildiğimiz örnekleri sunmaya çalışalım.

Çek halkının tavrı

Medya çalışanı ve halk dayanışması açısından önemli bir örnek, 2002 yılında Çek Cumhuriyeti’nde meydana gelmiştir. Çek halkı, devlet televizyonuna hükümet tarafından atanan ve habere siyasal müdahalede bulunacağına kesin gözüyle bakılan bir genel müdüre karşı medya çalışanlarının yanında net bir tavır koymuştur. Yeni genel müdür, bugünkü anlamda bir kayyım pozisyonundaydı.

Çek devlet televizyonunda çalışan medya emekçileri, yeni genel müdüre karşı direnişe geçmiş, polis de televizyon binasını abluka altına almıştı. On binlerce insan, günlerce televizyon binasının önünde toplandı. Binadaki gazetecilere gıda yardımında bulundu, televizyonun önünde miting düzenledi.

Çek vatandaşlarının direnen gazetecilere destek vermesi sonucu, yeni atanan genel müdür görevinden alındı. Çek halkının bu tavrı, uluslararası gazetecilik tarihine de geçmiş oldu. Aslında bu olay, haber üreten gazetecilerle haberi alan izleyici kitle arasındaki güç birliği ve ittifakın ne denli etkili olduğunu ortaya koyuyordu.

İtalya’daki olay

Medya özgürlüğü ve bağımsızlığı anlamında yurttaş - gazeteci ilişkisinin bir örneği de, 2003 yılında İtalya’da yaşanmıştır. Dönemin İtalya Başbakanı ve medya patronu Berlusconi, ülkenin en yüksek tirajlı gazetesi Corriere della Sera’nın Genel Yayın Yönetmeni Bortoli’yi Irak Savaşı’ndaki tutumu nedeniyle istifaya zorlayınca yoğun bir biçimde okur tepkisine neden olmuştu.

Merkez sağ eğilimli gazetenin yönetmeni Ferruccio de Bortoli, objektif gazetecilik kurallarına uygun olarak hükümetin icraatını eleştiren haberler yapıp Irak Savaşı’na da karşı çıkınca Başbakan Berlusconi ve gazetenin bağlı olduğu medya grubunun sahiplerinden Fiat şirketi yöneticilerinin baskılarına maruz kalmıştı.

Baskılar sonucu Mayıs 2003’te istifa etmek zorunda kalan Bortoli’ye en büyük destek diğer gazeteciler ve okur kitlesinden geldi. Okurlar, gazeteye yoğun biçimde “e-posta” göndererek, “Berlusconi’nin emrindeki bir gazeteyi okumayız”, “Mücadelenizde destek olmak için ne yapabiliriz” şeklinde görüşlerini iletmişlerdi.

İtalyan Ulusal Basın Federasyonu da, Corriere della Sera gazetesinde yaşananların endişe verici olduğunu belirterek basın özgürlüğü ve çoğulculuk ilkesini korumak amacıyla tüm gazeteleri üç günlük greve davet etti. Grev yoluyla daha etkili bir protesto gösterisi olmuştu.   

Gezicilerin NTV'yi protestosu

Ülkemizde de özellikle Gezi Direnişi döneminde bu direnişi görmezden gelen medyaya karşı bir toplumsal tepki doğmuştur. Gezi direnişinin yaygın medyada gösterilmemesi üzerine iki bine yakın yurttaş, 3 Haziran 2013 günü Maslak’taki NTV binasına gelerek protesto eyleminde bulunmuştu.  Protestoda “Satılmış medyaya hayır” sloganları atılmıştı.

Protestocular binanın kapısına 200 liralık bir banknot yapıştırarak “Satılmış medya istemiyoruz” ve “Canlı yayın kaç para?” diye bağırarak tepkilerini dile getirmişti.

NTV de bir süre sonra canlı yayında bina önündeki protestoyu “NTV önünde toplanan göstericiler medyanın tavrını protesto ediyor” şeklinde vermişti. NTV Ceo'su Cem Aydın da, bina önünde toplanan protestocularla sohbet etmişti.

İşveren konumundaki Doğuş Yayın Grubu patronajı ise, NTV Ceo’su Cem Aydın’ı süresiz izne gönderdi, ardından da Cem Aydın görevinden ve gruptan istifa etti. Aydın'ın istifasının "gruba zarar vermemek düşüncesiyle duyurulmak istenmediği, bu nedenle izin formülünün gündeme getirildiği" belirtilmişti.

Gazeteciye sahip çıkmak

Dünya örneklerinden de görüldüğü gibi yurttaşların örgütlü bir biçimde medya çalışanlarının haklarına ve özellikle editoryal bağımsızlığına basın özgürlüğü anlamında sahip çıkması, demokratik bir toplumun gerekli bir koşuludur.

Bağımsız ve eleştirel yayın faaliyetini gösteren medya kuruluşlarının varlığı, toplumun haber alma hakkıyla doğrudan ilgilidir. Avrupa’da demokratik medya platformları adı altında yurttaş temsilcileri, basın örgütleri, sendikaları ve gazetecilerin temsil edildiği kuruluşlar söz konusudur.

Kuşkusuz bizim gibi otoriter, faşizan bir yönetim anlayışının olduğu bir ülkede basın özgürlüğüne, demokratik haklara sahip çıkmak zor bir süreci gerektiriyor. Yine de bu yöndeki mücadeleden vazgeçmemek, esaslı bir çaba olmalıdır.

Son bir örnek olarak şunu ifade edebiliriz ki; Aralık 2016’da Polonya’da sağ eğilimli hükümetin parlamentoda basına yönelik kısıtlama girişimi toplumun tepkisine yol açmıştı. Polonya parlamentosu önünde toplanan halk, protesto eylemi düzenlemiş ve yasa tasarısının geri çekilmesi için çaba göstermişti.

Bu konudaki yazımızı iletişim alanının uzmanlarından Prof. Dr. Raşit Kaya’nın şu sözü ile bitirelim: “Gazetecilik mesleğine sahip çıkmak, toplumun geleceğine sahip çıkmak demektir”…

Atilla Özsever 'ın Son Yazıları