Atilla Özsever
Tan baskınının 80. yılı
Yayın Tarihi: 03.12.2025 , 23:29 Güncelleme Tarihi: 04.12.2025 , 00:04
“4 Aralık olayı, o zamanki Halk Partisi Hükümeti’nin, CHP İl Başkanı Alaeddin Tiritoğlu’nun, Hüseyin Cahit Yalçın’ın ve sağ kanatta yer alan birçok gazetecinin ve politikacının kışkırtmalarıyla düzenlenen bir terör olayıdır”.
Hıfzı Topuz’un “Türk Basın Tarihi” isimli kitabının Tan baskını ile ilgili ilk paragrafı böyledir. İşte bundan tam 80 yıl önce bugün, 4 Aralık 1945 tarihinde Sertellerin sol eğilimli Tan gazetesi matbaası, basılarak tahrip edilmişti.
Dönemin CHP’sinin organize ettiği bir kışkırtmayla sol eğilimli bir gazete, muhalif kimliği nedeniyle susturulmak istenmişti. (Tan baskını ile ilgili olayları, Hıfzı Topuz’un kitabı ile Korhan Atay’ın “Serteller” isimli kitabından özetleyerek aktarmaya çalışalım).
“Kalkın Ey Ehli Vatan!”
Tanin gazetesi başyazarı ve ayni zamanda CHP milletvekili olan Hüseyin Cahit Yalçın, baskından bir gün önce yazdığı yazıda tam bir provakatif bir üslupla şunları söylüyordu:
“Kalkın Ey Ehli Vatan! Mücadele başlıyor… Bunları susturmak, cevap vermek, hükümete düşmez. Söz, eli kalem tutan gazetecilerin ve hür vatandaşlarındır”.
Tan gazetesinin başyazarı Sabiha Sertel ise, bu çağrıyı şöyle yorumlamıştı: “Hüseyin Cahit Yalçın, vatandaşları hürriyet için, demokrasi için savaşanlara karşı kıyama çağırıyordu”.
Yine 3 Aralık 1945 günü CHP İstanbul İl Teşkilatı, öğrenci yurtlarına gerekli talimatı vererek ertesi sabah Tan’a karşı bir gösteri düzenleneceğini bildiriyordu.
CHP’nin kışkırtması
Hıfzı Topuz’a göre; CHP iktidarının Zekeriya ve Sabiha Sertel çiftinin gazetesine karşı tepkisinin, kışkırtmasının temel nedenleri şöyle sıralanabilir:
- Zekeriya Sertel’in son yazılarında bazı CHP’lilerin yolsuzluk olayları gündeme getiriliyordu,
- Serteller, ikinci bir parti olarak Demokrat Parti’nin (DP) kurulmasına destek veriyorlardı,
- Tan gazetesinin Sovyet dostluğunu desteklemesi de, CHP iktidarını rahatsız ediyordu.
4 Aralık 1945 sabahı, gençler ellerindeki bayraklarla Beyazıt’ta üniversite bahçesinde toplanmaya başladı. Kısa zamanda topluluk 10-15 bin kişiyi buldu. Önce Cağaloğlu’nda devrimci yayınlar satan ABC kitapevinin camları kırıldı, kitapları yağma edildi.
Daha sonra Tan gazetesine gidildi. Saldırganlar, ellerinde balta ve balyozlarla rotatifleri parçaladılar. Gazeteciler ortalarda yoktu, matbaa çalışanları ise bir yerlere kaçmışlardı. Saldırganlar hızlarını alamayıp kağıt deposunu işgal ederek bobinleri Sirkeci’ye doğru yuvarladılar.
Göstericiler, “Kahrolsun Serteller, Kahrolsun komünistler, Yaşasın İnönü” diye bağırıyorlardı…
Serteller ve İstanbul Valisi
4 Aralık sabahı Zekeriya ve Sabiha Sertel, Moda’daki evlerindeydi, İstanbul Valisi Lütfi Kırdar’ı telefonla arayarak tedbir alınmasını istediler. Vali, “Merak etmeyin, gerekli tedbirleri aldım” dediyse de hiç de öyle olmadı.
Tan matbaasını basanlar, her şeyi tahrip etmişlerdi, nerdeyse bir saat içinde masa, sandalyeler dahil rotatifler, kağıt bobinleri, paramparça hale gelmişti. Göstericilerin içinde daha sonra CHP hükümetlerinde bakanlık yapacak dönemin üniversite öğrencilerinden Orhan Birgit, Ali İhsan Göğüş gibi kişiler de vardı.
Korhan Atay’ın kitabında, gençlerin yürüyüşüne o dönem üniversite öğrencisi olan Süleyman Demirel, İlhan Selçuk, Necmettin Erbakan’ın da katıldığı belirtiliyor.
Yine Atay’ın belirttiğine göre; “Zekeriya Sertel, bu baskın ve yıkımın Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün bilgisi ve hükümetin teşvikiyle, polis marifetiyle yapıldığından emindi”.
DP’nin kurucuları Celal Bayar ve Adnan Menderes ise, 5 Aralık 1945 sabahı yaptıkları açıklamayla Serteller’in Görüşler dergisiyle bir ilgileri olmadığını gazetelerde ilan ediyorlardı.
Sabiha ve Zekeriya tutuklanıyor
Güpegündüz bir matbaayı yıkanlardan hiçbir gösterici mahkemeye verilmedi, Zekeriya Sertel’e göre saldırganların arasında sivil polisler de vardı ve bu saldırıyı onlar yönetiyorlardı. Sertel, “Hükümet ve polis, bu işte gerici ve faşist gençleri bir alet olarak kullanmıştı” şeklinde görüş belirtiyordu.
Hiçbir saldırgan yargılanmadığı gibi Tan baskınından 45 gün sonra Sabiha ve Zekeriya Sertel tutuklanıyordu. Serteller, 6 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildiler. Türkiye’nin en çok satan ikinci gazetesi, dönemin CHP iktidarına muhalif olduğu ve demokrasiyi savunduğu için bir saldırıyla ortadan kaldırılmıştı.
Sabiha ve Zekeriya Sertel, daha önce de gazeteci olarak muhalif kimlikleri nedeniyle pek çok kez tutuklanıp yargılanmışlar, hapse atılıp sürgün edilmişlerdi. Bu koşullarda ancak dört yıl daha dayanabildiler ve 1950’de ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.
Serteller, çeşitli Avrupa ülkelerinde ve Azerbaycan’da yaşadılar. Sabiha Sertel (doğum 1895), 1968’de Bakü’de, Zekeriya Sertel (doğum 1890) ise 1980’de Paris’te bu dünyaya veda etti…
Günümüzdeki baskı
AKP iktidarının yönetimindeki Türkiye’de de basın özgürlüğü büyük ölçüde tehdit altındadır, gerçekleri dile getiren gazeteciler ya tutuklanıyor ya da soruşturmaya tabi oluyor. Tele-1 gibi halkın haber alma hakkını savunan medya kuruluşlarına da kayyım atanıyor.
Gazetelere, medya kuruluşlarına Tan olayında olduğu gibi doğrudan bir baskın olmasa da kayyım yoluyla mülkiyetine el konuyor ve gerçekleri dile getirme görevi engelleniyor. Tele-1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, İBB (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) soruşturması ile bağlantılı uyduruk bir “casusluk” suçlamasıyla 27 Ekim’de tutuklandı ve televizyonuna kayyım atandı. Yani susturuldu.
Gazeteci Fatih Altaylı da, 22 Haziran 2025 tarihinden beri nerdeyse 6 aydır tutuklu. 26 Kasım günü yapılan duruşması sonrasında “Cumhurbaşkanı’nı tehdit” suçlamasıyla hakkında 4 yıl 2 aylık bir hapis cezası öngörüldü. Avukatı ve ayni zamanda Türkiye Barolar Birliği Başkanı olan Erinç Sağkan, “Tutukluluk tamamen hukuka aykırıdır, basın özgürlüğü anlamında da tüm basına bir gözdağıdır” açıklamasında bulundu.
Türkiye, 159. sırada
Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke içinde 159. sırada, yani son sıralarda bulunuyor. Burkina Faso, Kenya, Madagaskar gibi Afrika ülkeleri bile bizden çok ön sıralarda yer alıyor.
Ülkemizdeki basın özgürlüğüne yönelik baskılar, gazetecilerin tutuklanması, medya kuruluşlarına kayyım atanması gibi uygulamaların yanı sıra yaygın olarak muhalif bilinen televizyon kanallarına RTÜK kanalı ile yüksek miktarda para cezaları, yayın durdurma gibi sansür uygulamalarıyla da devam ediyor.
Basın özgürlüğü mücadelesi de, ülkemizdeki gerici faşizan yönetim anlayışına karşı demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak toplumun tüm ilerici güçleriyle birlikte verilmesi gereken bir mücadele özelliğini taşıyor…