Atilla Özsever
Sovyet diplomatının gözünden Türk Devrimi
Yayın Tarihi: 08.11.2025 , 22:55 Güncelleme Tarihi: 09.11.2025 , 00:01
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 102. yılını geçenlerde kutladık. Keza Ekim Devrimi’nin, yani Rusya’da Sovyetlerin miladi takvime göre iktidarı ele geçirdikleri 7 Kasım 1917’nin de 108. yıldönümünü idrak etmiş olduk.
Bu vesile ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin ilk Türkiye elçisi olan Semiyon İvanoviç Aralov’un 1922-1923 yıllarını kapsayan anılarından, Kurtuluş Savaşı dönemindeki gözlemlerinden söz etmek istiyoruz.
Aralov’un “Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları” adını taşıyan kitabı, Cumhuriyet yayınlarından 1997 yılında yayınlanmıştı. Çeviri Hasan Ali Ediz’e aitti.
Türkiye’deki 'gerici muhalefet'
S. İ. Aralov, Ekim Devrimi sürecinde İkinci Sovyet Kongresi’nde ordu delegesiydi. Rusya’daki iç savaş (1918-1922) döneminde Kızıl Ordu’da görev yapan Aralov, diplomatik yetenekleri nedeniyle de Sovyet Devrimi’nin lideri Lenin tarafından ilk Türkiye Büyükelçisi olarak atanmıştı.
Mustafa Kemal’le tanışan, İsmet (İnönü), Fevzi (Çakmak) ve Kazım (Karabekir) paşalarla da görüşen Aralov, halkla da doğrudan temas edip izlenimlerini aktaran bir diplomattır. Dönemin Başbakanı Rauf Orbay’dan ise pek olumlu söz etmeyen Aralov, ülkedeki gerici muhalefete de dikkat çekerek “Türk milli burjuvazisinin ikizli karakterini” de vurgular.
Aralov’un “gerici muhalefet” olarak nitelediği kişilerle ilgili yargısı ise şöyledir:
“Yeni Türkiye’nin öteki düşmanları Kazım Karabekir, Refet Paşalarla Rauf bey ve diğerleri ikiyüzlü davranmakta idiler. Bunlar, işte Sovyetler Birliği ile genç Türkiye arasındaki dostluk ilişkilerini bozmaya çalışıyorlardı. Ama bunların gizli entrikaları başarı sağlamıyordu.”
'İlerici Mustafa Kemal Paşa'
Sovyet diplomatı Aralov, 16 Mart 1921’de yapılan Türk-Rus anlaşmasının önemine ve yararına değindikten sonra Mustafa Kemal Paşa’yı “ilerici bir asker-aydın” olarak tanımlar. Ardından Lenin’in kendisine elçilik görevini verirken Mustafa Kemal’le ilgili görüşünü de şöyle aktarır:
“Mustafa Kemal Paşa tabii ki sosyalist değildir ama görülüyor ki iyi bir teşkilatçı. Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkilabımızın önemini anlamış olup Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor.
Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor. İşte sizin işiniz budur.”
Köylülerle konuşma
Aralov, Samsun’dan Ankara’ya yolculuğu sırasında yol üzerinde köylülerle de yaptığı konuşmalardan söz ediyordu. Köylüler, padişahlık döneminde fukaralıktan yakınırken Mustafa Kemal’in durumu iyileştireceğine inandıklarını söylüyorlardı. Zengin köylülerle de konuşan Aralov, o anekdotu da şöyle anlatıyordu:
“Bu zengin köylü, İngilizleri, Fransızları, Yunanlıları memleketten kovduğu için Mustafa Kemal’i övüyordu. Köylü, ‘Yalnız Mustafa Kemal’in padişahla barışması gerekmektedir’ diye ekledi. Bu köylünün sofu olduğu anlaşılıyordu. Namaz vakti gelince bizimle olan konuşmalarını kesiyordu”.
Aralov, fakir köylülerin nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturduğunu belirttikten sonra işçilerin sadece İstanbul, Zonguldak gibi illerde ve sınırlı sayıda olduğunu ifade ediyordu. Müslümanlığın, dini duyguların ve halifeye bağlılığın toplumda güçlü olduğunu anlatan Aralov, Mustafa Kemal’in padişah-halifenin etkisini kırmak için mücadele verdiğine de dikkati çekiyordu.
Ordu içersinde de büyük bir bölümün Mustafa Kemal’den yana olmakla birlikte padişah yanlılarının da bulunduğunu kaydeden Aralov, Kemal Paşa’nın karargahının bu tür subayları görevden uzaklaştırmak zorunda kaldığını da hatırlatıyordu.
İlk karşılaşma
S. İ. Aralov, Mustafa Kemal Paşa ile ilk kez 30 Ocak 1922 tarihinde karşılaştığını ve çok dostça bir görüşme yaptıklarını söylüyordu. Mustafa Kemal’in Kızılordu hakkında bilgi sahibi olduğunu, Rusya’daki iç savaş hakkında da yeterli bir malumata sahip bulunduğunu belirtiyordu.
Mustafa Kemal’in kuzeni ve ev işlerinde yardımcı olan Fikriye Hanımla da tanışmasını anlatan Aralov, “Fikriye Hanım, Paşanın işlerinin çok olduğundan ve sağlık durumundan söz ettiği zaman Paşa da can sıkıntısıyla yüzünü buruştururdu. Fikriye hanım, eşim Sofya ile de arkadaş oldu. Biraz Fransızca bildiğinden tercümansız konuşurdu. Mustafa Kemal de ona nazik davranır, güleryüz gösterirdi”.
Halide Edip’in de Türkiye’nin emperyalizme karşı mücadelesinde Mustafa Kemal’in yanında olduğunu belirten Aralov, Halide Hanım’ın Amerikan mandasını savunmasına ise karşı çıkıp tartıştıklarını söylüyordu.
Aralov, Mustafa Kemal Paşa’nın uzun ciddi konuşmalardan sonra müzik dinleyip dans etmeyi sevdiğinden de bahsediyordu.
Yobazlığa tavır
Aralov, Mustafa Kemal Paşa ile birlikte yurt gezisine ve cephedeki askeri birlikleri denetime çıktıklarında Konya’ya da uğradıklarını kaydediyordu. Konya’da nüfuzlu bir din hocasının Mustafa Kemal’den medrese sayısını artırmasını ve medrese öğrencilerinin askere alınmaması talep ettiğini aktarıyordu. Kemal Paşa’nın tavrı ise sertti:
“Sizin için medrese Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde döğüşür, yurt için canlarını feda ederken siz burada sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz. Bu asalakların askere alınması için hemen yarın emir vereceğim”.
Aralov, “Hocalar sindiler ama yüzleri öfkeden kıpkırmızı kesildi, yabancıların yanında hükümet başkanı onları paylamıştı. Mustafa Kemal, askerden kaçan 17 bin medrese bulunduğunu söyledi. Bu tam bir kolordu demekti” diye de ekliyordu.
Sovyet elçisi, Mustafa Kemal’in “Konya yobazlarının çıkarlarının bozulmaması için İngilizlere bağlanmaya, Türk halkını satmaya, ‘kafirlere’ boyun eğmeye hazır olduğundan da” söz ettiğini belirtiyordu.
Paşalarla ilgili görüşleri
Sovyet elçisi Aralov, anılarında Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer alan komutanlarla ilgili görüşlerinden de söz ediyordu: “Fevzi (Çakmak) Paşa, askeri durumu objektif olarak değerlendirmesini bilirdi. Basit ve yiğit bir asker sembolü idi. Bununla birlikte Fevzi Paşa, samimi olarak dindardı”.
İsmet İnönü: “Büyük bir asker olan İsmet Paşa, elçiliğimize daha seyrek gelirdi. Kendisi sürekli olarak cephede çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın en yakın silah ve mücadele arkadaşlarından biriydi. Kemal Paşa, bütün uluslararası önemli meselelerde onun fikrini sorardı”.
Refet Bele: “Refet Paşa, Mustafa Kemal’in arkasından Kazım Karabekir ve Rauf Bey’le birlikte entrikalar çevirmekteydi. Kısacası Milli Kurtuluş Savaşı’na sinsice karşıydı. Refet Paşa’nın dini-feodal unsurlarla ve komprador burjuvazinin temsilcileriyle bağlantısı vardı. Yeni Türkiye’yi desteklediği için Sovyet Rusya’ya düşmanca davranıyordu”.
Rauf Orbay: “Rauf Bey, Sovyet Rusya’nın düşmanı idi. Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey’in, Refet Paşa’nın ve başkalarının ikili oyunlarını görüyor, anlıyordu. Ama daha geniş bir hoşnutsuzluğa meydan vermemek için belli bir süreye kadar buna dayanıyordu. Çünkü Refet Paşa’nın, Rauf Bey’in ve öteki muhaliflerin büyük komprador burjuvazi, derebeyleri ve feodal askeri grup arasında dayanakları vardı”.
Büyük Taarruz
S. İ. Aralov, Mustafa Kemal Paşa’nın Sovyetlerin silah, top ve cephane konusundaki yardımlarının unutulmayacağını büyük bir samimiyetle ifade ettiğini söylüyordu.
Aralov, Ağustos 1922’deki Büyük Taarruz hazırlıkları ile ilgili kendilerine de gizlilik içinde bilgi verildiğini ve Yunan ordusunun Türk ordusundan sayıca üstün olmasına rağmen özellikle Fahrettin Altay komutasındaki süvari birliklerinin Yunanlıların bozguna uğratılmasına büyük rol oynadığını belirtiyordu.
Arolov, hatıralarında Büyük Taarruz’un başarıya ulaşıp Yunanlıların ve sonuçta emperyalist güçlerin ülkeden kovulmasına, ardından Cumhuriyet’in ilan edilmesine ve hilafetin kaldırılmasına değiniyor, gerici muhalefetin bütün oyunlarına rağmen Mustafa Kemal Paşa’nın başarılı bir politika yürüttüğünü ifade ediyordu.
Lozan Antlaşması’na ve Boğazlar meselesine de değinen Aralov, İzmir İktisat Kongresi’nde de daha çok “Anadolu burjuvazisinin çıkarlarının gözetildiğine” dikkat çekiyordu. Aralov, Rauf Bey’le anlaşmazlıkları sonucunun da Türkiye’den ayrılmasında etkili olduğunu yazıyordu.
Elçilikte Mustafa Kemal Paşa ile son karşılaşmalarına da değinen Aralov, Kemal Paşa’nın eşi Latife Hanım’a dönerek “Hanım, bir veda müziği olarak bize Çaykovski’nin şu sevgili romansını çal” dediğini belirterek anılarını sonlandırıyordu…