Atilla Özsever
Sol’un ‘15-16 Haziran’ hatası
Yayın Tarihi: 15.06.2026 , 00:07 Güncelleme Tarihi: 15.06.2026 , 00:07
Bugün (15 Haziran 2026), 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişinin 56. yıldönümü. Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli olaylarından biri olan bu direniş, ekonomik hakları aşan sınıfsal bir başkaldırıdır. Keza dönemin iktidarını da karşısına alması nedeniyle siyasal niteliği bulunan bir “ayaklanma” olarak değerlendirilebilir.
Demirel hükümeti, sendikal örgütlenmeyi kısıtlamak amacıyla yüzde 33’lük bir baraj getiriyordu. Sendikal örgütlenmeyi kısıtlayan 1317 sayılı yasaya karşı 150 bin işçi İstanbul ve Kocaeli’nde harekete geçti, fabrikalar işgal edildi. Ardından sıkıyönetim ilan edildi.
Bu direnişe öncülük eden DİSK’li yöneticiler tutuklandı. Olaylarda 3 işçi, bir esnaf ve bir de polis öldü. 5 binden fazla işçi işten çıkarıldı. Eylem yasal olmamasına rağmen toplumda sağladığı meşruiyet sonucu, 1317 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptalini sağladı. İşçi sınıfı bu eylemi ile aleyhine düzenlenen yasaları geri çektirme gücünü gösterdi.
MDD tezi çöktü
O dönemde Milli Demokratik Devrim (MDD) adı altında işçi sınıfının öncülüğünde değil “zinde kuvvetlerin” (ordunun) gerçekleştireceği bir darbeyle iktidarın ele geçirilip daha sonra sosyalizme varılacağı görüşü savunuluyordu.
Türkiye sosyalist hareketinin önde gelen isimlerinden Mihri Belli ve Yön hareketinin lideri konumunda olan Doğan Avcıoğlu da, MDD tezini savunan bir anlayışa sahipti. O dönemdeki devrimci gençliğin öncü kadrolarının önemli bir bölümü de aynı çizgideydi.
MDD çizgisinin sosyalizm hedefi olmakla birlikte işçi sınıfının nicel ve nitel yönden yetersizliği ileri sürülerek devrim için bu sınıfın ideolojik öncülüğünde ancak fiili olarak “zinde kuvvetlerin” (silahlı kuvvetlerin) rol oynayabileceği bir anlayış egemendi.
TİP ise, MDD’nin devrimde öncü rolü verilen “zinde güçler” tanımına karşı çıkıyor, partinin genel başkanı Behice Boran, ordu içindeki cuntacılarla flört eden kesime “sosyalizme giden kestirme yol yoktur” başlıklı bir yazıyla tepki gösteriyordu.
Sonuçta 15-16 Haziran olayları, işçi sınıfının öncü bir güç olma kapasitesini gösterdi. İşçiler, iş durdurdu, eyleme geçti, toplu olarak güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldi, burjuvazi de tepkisini sıkıyönetim ilan ederek gösterdi. Böylelikle işçi sınıfı iktidarın yapısını kavrama özelliğini de kazanmış oldu.
Sol, iyi değerlendirmedi
Peki, Türkiye sol hareketi. 15-16 Haziran’ı nasıl değerlendirdi, bu olaylardan ders çıkarıp gelişen süreçte devrimci mücadele ve düzen değişikliği yönünde çaba gösterebildi mi?
Öncelikle özetle şunu söyleyebiliriz ki; Türkiye sol hareketi, 15-16 Haziran’ı sınıfsal anlamda iyi değerlendirmiş olsaydı, kendi içinde bölünmelere uğramaksızın işçi sınıfı ile birlikte çok daha büyük bir güç meydana getirebilirdi. İşçi sınıfı içinde çalışmaya ağırlık verilmedi.
Keza TİP içindeki ideolojik bölünme, sosyalizme gidişte parlamenter yolun önemsenmesi ve emekçi kitlelerle olan bağının zayıflaması, öncülük misyonunun yerine getirilmemesinde başlıca faktörler olarak sayılabilir.
Yine o dönemde TİP İzmir İl Başkanlığı görevini yürüten Cemal Kıral’ın özeleştiri mahiyetindeki şu görüşlerine kulak vermek gerekir (Bu konuda Zafer Aydın’ın 2020 yılında Ayrıntı Yayınlarından çıkan İşçilerin Haziranı başlıklı kitabından yararlandık):
“Türkiye sol hareketi, 15-16 Haziran’ın sonuçlarını değerlendirmede ustaca davranmadı. Ders almadı, alsaydı bambaşka bir Türkiye olurdu… işçilerin yürüyüşüne katkı yapabilir, önderlik edebilirdi ama edemedi.
15-16 Haziran, işçilerin birleşince neleri başarabileceğini, nasıl büyük bir güç olabileceğini gösterdi. Sol bunu doğru okusaydı, bölünme ve parçalanma yerine birlikte örgütlenme gerçekleştirip işçilerle birlikte büyük bir güç olabilirdi, ama olmadı”.
Burjuvazi ders çıkarttı
Öte yandan 15-16 Haziran hareketinden egemen sınıfların, burjuvazinin gerekli dersleri çıkarttığı da görülebilir. Nitekim 68 gençlik hareketinin önde gelen isimlerinden DİSK’te uzman olarak çalışmış Fahri Aral’ın görüşleri de bu yöndedir:
“Mücadelenin yansıması, yarattığı hava, toplumu nasıl değiştirir, sosyalist hareket onun farkında değildi. Farkına varamadı, farkına varabilseydi, bambaşka bir şey olurdu. Onun farkına egemen sınıflar vardı. Önce 12 Mart’ı, sonra da 12 Eylül’ü yaptılar”.
Sonuç itibariyle sol kesim, 15-16 Haziran ve sonrasındaki süreçte gereken dersleri çıkartamayıp işçi sınıfıyla örgütsel anlamda kucaklaşamayınca günümüze kadar gelindi.
O nedenle günümüz açısından işçi sınıfının işyerlerinde, mahallerinde taban örgütlenmesine yer vermek, yerel nitelikli parçalı mücadeleleri birleştirmek, sendikal ve siyasal mücadele birlikteliğini sağlamak ve nihayetinde düzen değişikliği hedefiyle kitlelere öncülük edebilecek bir sınıf partisinin varlığını oluşturmak daha fazla önem kazanıyor…