Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

‘Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim’

3 Haziran, büyük dünya şairi komünist Nâzım Hikmet’in ölüm yıldönümüdür. Nâzım, bundan 63 yıl önce dünyamızdan ayrılmıştı. Onun günümüze de ışık tutan “Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim” şiirini hatırlatarak Nazım’ı bir kez daha analım…

Yayın Tarihi: 03.06.2026 , 23:00 Güncelleme Tarihi: 04.06.2026 , 00:01

Bu satırları dün, yani 3 Haziran’da yazıyorum. Büyük şairimiz komünist Nâzım Hikmet, bundan 63 yıl önce 3 Haziran 1963’te dünyamızdan ayrılmıştı. Yazımıza, onun günümüze de ışık tutan bir şiiriyle başlayalım:  

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
çürüyen diş, dökülen et,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…

Nâzım Hikmet’le ilgili birçok kitap yazıldı, birçok söz söylendi. Türkiye’de daha çok şair kimliği öne çıkarıldı. Nâzım’ın edebiyata katkısı, Türkçeye getirdiği yenilikler, yurtseverliği, barışa ve hasrete dair şiirleri ve aşkları da bolca anlatıldı.

Komünizme sevdalı

Evet, Nâzım Hikmet tabii ki büyük bir dünya şairidir ancak onun esas kimliğini savunduğu ideolojisi belirler. Nitekim Nâzım bunu şöyle anlatır (Yıldız Sertel: Nazım Hikmet ve Serteller, Everest Yayınları, 2008):

ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben,
tepeden tırnağa iman,
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret…

Ve Nâzım, karısı Piraye’ye hapishaneden yazdığı bir mektupta, şunları dile getirir:

“Ben kalbimde iki sevgiyi beraber taşıyorum. Sana olan aşkım ve davam. Bu ikisini birbirinden ayıramam”.

Sonuç itibariyle Nâzım Hikmet’in komünist kimliğini her zaman öne çıkarmak gerekir. Şimdi onun yaşam yolculuğunu, insani yönlerini de ortaya koyarak bu ölüm yıldönümünde kısaca hatırlamaya çalışalım.

Anadolu’ya geçiş

Nâzım Hikmet, 15 Ocak 1902 tarihinde Selanik’te doğar. 1917 yılında Heybeliada’daki Bahriye Mektebi’ne girer ve okulu bitirir. Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atanır. Ancak sağlık nedenleriyle askerlikten “çürüğe” çıkarılır.

1921 yılında Milli Mücadele'ye katılmak için yakın arkadaşı Vâlâ Nureddin ile birlikte İnebolu üzerinden Ankara’ya gideceklerdir. İnebolu’da Almanya’daki Spartakist hareketine katılan sosyalistlerle tanışır, onlardan etkilenir.

Nâzım ve Vâlâ, daha sonra Kastamonu-Çankırı üzerinden Ankara’ya varırlar. Matbaa Müdürlüğü tarafından gençliği Milli Mücadele'ye çağıran şiirler yazması istenir. Takip eden günlerde Nâzım Hikmet Türkçe öğretmeni, Vâlâ Nureddin ise Fransızca öğretmeni olarak Bolu’da görevlendirilir.    

Öğretmenlik görevi onları pek tatmin etmez, sosyalizm heyecanı ile rotayı Sovyetlere doğru çevirirler. 19 yaşındaki Nâzım, Bolşevik Devrimi’ne büyük bir heyecan duyar.

Sovyetler’e gidiş

Nâzım Hikmet, Sovyetler Birliği’ne gitmek için Trabzon’dan Batum’a yolculuk eder. 1922 yılında Moskova’da “Doğu Ülkeleri Emekçileri Komünist Üniversitesi”ne kaydolur. Aynı yıl Nüzhet Hanım’la evlenir.

1923’te de Türkiye Komünist Partisi’ne (TKP) üye olur. Ekim 1924’te TKP üyesi olarak Türkiye’ye gelir. Nâzım Hikmet, 1924’te dönemin sosyalist dergisi Aydınlık’ta yazdığı yazılarda, Türkiye’de sayısal yönden çoğunlukta olmasa bile bir işçi sınıfının varlığının söz konusu olduğunu, sınıfın örgütlenerek ve siyasette ağırlığını ortaya koyarak sosyalizm yolunda yürümesi gerektiği görüşünü savunur.  

Bu arada dünya görüşü farklılıkları nedeniyle Nüzhet Hanım’dan ayrılır. Hakkında dava açılıp aranmaya başlayınca 1925 yılının sonuna doğru tekrar Sovyetler Birliği’ne döner.

Daha sonra Türkiye’ye geldiğinde Piraye ile tanışır, Mart 1933’te TKP davasından tutuklanır. Ağustos 1934’te hapisten çıkar, 1935 yılında da Piraye ile evlenir. Piraye’nin eski eşinden iki çocuğu vardır. Mehmet Fuat o sırada 4 yaşında, ablası Suzan ise 6 yaşındadır.

Nâzım, her iki çocuğunu Robert Kolej’e kaydettirir. Ancak çocuklar kolejin hazırlık okulunda bir yıl okuyabilirler. Nâzım Hikmet, tekrar cezaevine girdiği için para ödeyemez ve çocukları normal okula gitmek zorunda kalır. Nâzım, Piraye’nin çocuklarının üvey babasıdır, ancak gerçek babası gibi davranır.

Che’nin mektubunda Nâzım

Nâzım Hikmet’in Bursa’daki ilk hapisliği döneminde karısı Piraye’ye yazdığı bir şiirde, idam cezası aldığı takdirde idam sabahında kendisini şöyle anlatır:

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarım kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim…

Küba Devrimi’nin liderlerinden Ernesto Che Guevara’nın Havana’daki evinin kapısında bulunan tabelada, karısına yazdığı mektuptan şöyle bir alıntı vardır:

“Bundan sonra ölümümü bir hayal kırıklığı olarak görmeyeceğim, tıpkı Hikmet gibi: mezara yalnız yarım kalmış bir şarkının kaderini götüreceğim”.

Görüldüğü gibi Che, karısına yazdığı mektupta Nâzım Hikmet’in “Karıma Mektup” adlı şiirinden böyle bir alıntı yapmıştır (Haluk Oral: Nâzım Hikmet’in Yolculuğu, İş Bankası Yayınları, 2019).  

Yurtdışına kaçış

Tekrar Nâzım’ın yaşam yolculuğuna dönecek olursak; Hikmet, 1930’lu yıllarda İstanbul’da bulunduğu sıralarda şiirler yazar, romanları yayınlanır. 1938 yılında “Harp Okulu Olayı” ve “Donanma Davası” nedeniyle askeri öğrencilere “komünizm propagandası yapmak” ve “askeri personeli isyana ve ayaklanmaya teşvik suçlarından” toplam 28 yıl 4 ay hapse mahkum edilir.

Bu iki davada da somut deliller yoktur, Nâzım gerçekten çok ağır bir ceza ile karşı karşıyadır. Annesi Celile hanımı, dayısı Ali Fuat Cebesoy’a (Mustafa Kemal Paşa’nın Harp Okulu’ndan sınıf arkadaşıdır) gönderir, fakat bir sonuç alınmaz.

Nâzım Hikmet, gerek yurtiçi, gerekse yurtdışında sürdürülen bir kampanya sonucu 1950 yılında çıkarılan bir afla 13 yıl 5 ay süren hapislik sonrasında özgürlüğüne kavuşur. Piraye’den boşanıp Münevver’le evlenir. 26 Mart 1951’de Mehmet isimli oğlu dünyaya gelir. Ancak yeni doğan oğluyla 2 ay 22 gün birlikte kalacaktır.

Bu arada askere alınmak istenir. Oysa Nâzım, Heybeliada’daki Deniz Harp Okulu’nda okumuştur, yani askerlik görevini yapmıştır. Fakat DP (Demokrat Parti) iktidarı, bu durumu askerlikten saymadığı için yeniden askere almak ister. Komünist olması nedeniyle Sabahatttin Ali örneğinde olduğu gibi ortadan kaldırılma, öldürülme riski vardır. 17 Haziran 1951’de yurtdışına kaçmak zorunda kalır.

'Aşk adamı'

Nâzım Hikmet, 1955’te Vera Tulyakova ile tanışır ve ona aşık olur, Münevver’den ayrılır. Kalp hastası olduğu için doktorlar ona “Evlenirsen 3 yıl, evlenmezsen 10 yıl yaşarsın” derler. Aşk adamı Nâzım, aşık olarak yaşamayı seçer.

Hikmet, kalp hastası olduğu için 1960 yılında Vera’yla evlenmeden önce vasiyetini yazar. Bu vasiyetinde mirasının yüzde 75’ini oğlu Mehmet’e bırakır, yüzde 25’ini de TKP’ye bağışlar. Ancak doktorların dediği gibi sadece üç yıl yaşayıp 3 Haziran 1963’te bu dünyaya veda eder...

Üç türlü yaşamak

Nâzım Hikmet, yaşamakla ilgili düşüncelerini Vâlâ Nureddin’e şöyle açıklar (Mehmet İnanç Turan: Nâzım’ı Nâzımca Anlamak, İzan yayıncılık, 2020):

“Üç türlü yaşamak var: Birincisi yaşadığının farkında olmaksızın, yani yaşadığını idrak etmeden (kavramadan) yaşamak, insanların büyük çoğunluğunda olduğu gibi. İkincisi, hangi şartlarda olursa olsun yaşamak bir saadettir: düşünmek, dokunmak, sevmek, dövüşmek, görmek, işitmek, çalışmak, işkence çekmek, nefret etmek, hasılı (kısacası) bütün bu maddi ve manevi şeyler bir saadettir, güzel şeydir. Üçüncüsü, yaşamak sadece bir vazifedir, verilmiş bir sözü yerine getirmektir.

Benim için yaşamak denilen hadise, ister hapiste olayım, ister dışarıda, ister sevgilinin eli elimde ay ışığını seyredeyim, ister hapishanedeki odamın tavanında yürüyen tahtakurusuna bakayım, yaşamak bir saadetti. Sanırım, Türk edebiyatında ‘Yaşamak ne güzel şey’ diyen ilk şair kulunuz benim”.

İşte bir 3 Haziran’da kaybettiğimiz komünist şairimizin davası uğruna yaşadığı hayat, her türlü zorluğa karşın yaşama ümitli bakışı ve ömrünün hikayesi özetle böyle…

Atilla Özsever 'ın Son Yazıları