Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

İnsan Marx…

Bu pazar günü, bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx’ın insani yönlerinden söz etmek istiyorum. Üç kızı olan Marx nasıl bir babaydı, eşi Jenny’ye olan aşkı, en sevdiği çiçek, en sevdiği yemek ve en sevdiği özdeyiş neydi?

Yayın Tarihi: 28.09.2025 , 00:07 Güncelleme Tarihi: 28.09.2025 , 00:14

Bu pazar günü, 68 kuşağı olarak bizi gençliğimizde “yoldan çıkaran” bir insandan söz etmek istiyorum. Bu büyük insan, kuşkusuz Karl Marx’tı (1818-1883). Marx’ın ideolojik yönü, “komünizmin babası” olarak mücadelesi hakkında çok sayıda kitap ve makale yazıldı.

Bu tatil gününde daha ziyade “kız babası” Marx’tan, onun insani yönlerinden bahsetmenin daha uygun olacağını düşünüyorum. (Başlık ve yazı fikri, yakın arkadaşım gazeteci Nazım Alpman’dan geldi.)

Marx’ın, eşi Jenny’den yedi çocuğu olur. Bunlardan dördü büyük ölçüde yoksulluk nedeniyle küçük yaşta ölürler. Kızları Jennychen, Eleanor ve Laura ise daha uzun yaşarlar. Karl Marx, çalışmalarından fırsat bulduğunda çocukları ile yakından ilgilenirdi.

‘At’ sırtında gezinti

Marx’ın kızlarından Eleanor, babasının kendisini sırtına alıp bir at gibi gezdirdiğini şöyle anlatır:

“Mağribi’ye (siyahi görünümlü, zenciye benzettikleri babalarına böyle hitap ederlerdi) at gibi binmeyi tercih ederdim. Omuzlarına oturur, siyah gür saçlarına sıkıca yapışırdım. Minik bahçemizde ve evin çevresinde muhteşem at gezintileri yapardık”. (Francis Wheen: Karl Marx, Biyografi, E yayınları, 2005).

Marx ve kızları gezmeden eve dönüşlerinde Alman halk şarkıları ya da zenci ilahiler söylerlerdi. Zaman zaman da Shakespeare ve Dante’den uzun pasajlar okurlardı. Yine Eleanor’dan dinleyelim:

“Babam, Homeros’un tümünü, Don Kişot’u ve Binbir Gece Masalları’nı anlatırdı. Daha altı yaşındayken Shakespeare’den birçok bölümü ezbere bilirdim”. (Erich Fromm: Marx’ın İnsan Anlayışı, Arıtan Yayınevi, 1992).

Kız babası Marx

Kızlarından Laura, ülkemizde “Tembellik Hakkı” olarak bilinen kitabın yazarı, 1871 Paris Komünü’nün kuruluşuna ve ayaklanmalarına katılan Paul Lafargue’ın sevgilisidir. Marx, Lafargue’a şu mektubu yazar:

“Kızımla ilişkilerinizi sürdürmek istiyorsanız halihazırdaki ‘flörtçü’ tavırlarınızdan vazgeçmek zorundasınız. Gayet iyi biliyorsunuz ki, henüz hiçbir şeye karar verilmediğinden henüz bir bağ oluşmamış durumdadır. Ve eğer Laura resmen sizinle nişanlanmış olsaydı bile bunun uzun süreli bir durum olduğunu unutmamanız gerekiyor.”

Yine Marx, evliliği onaylamadan önce Lafargue’a şöyle bir mektup gönderir:

“Biliyorsunuz ben tüm servetimi devrimci mücadeleye feda ettim. Bundan pişmanlık duymuyorum. Tam tersine hayatımı yeni baştan yaşama imkanım olsaydı aynını yapardım.

Bununla birlikte evlenmezdim. Benim elimde olduğu sürece, kızımı, annesinin yaşamını mahveden kayalıklardan sakınmak isterim…Evliliği düşünmeden önce hayatta bir şeyi başarmış olmalısınız, ayrıca siz ve Laura için uzun bir sınama dönemi gerekiyor”. (Wheen, a.g.e)

Klasik baba tavrı

Evet görüldüğü gibi Marx, nerdeyse klasik bir baba tavrıyla kızını korumak istiyor ve eşi Jenny’e çektirdiği yoksulluğu Laura’nın da yaşamasına gönlü razı değil. Ancak hayat ise, bildiğini okuyor. Marx’ın bu mektubu göndermesinden sadece bir ay sonra Eylül 1866’da iki genç nişanlanıyor ve 2 Nisan 1868’de de evleniyorlar.

Laura ve Paul Lafargue, Marx’ın yakın arkadaşı Engels’in yardımlarıyla Paris dışında yaşarlar. Kasım 1911’de Paul 69, Laura ise 66 yaşında iken artık yaşamak için hiçbir neden kalmadığını belirterek birlikte intihar ederler.

Jenny’ye olan aşkı

Marx ve eşi Jenny’nin ilişkisi de, gerçekten özveriye dayanan bir birliktelikti. Erich Fromm, bu ilişkiyi şöyle tanımlıyor:

“Karl ile Jenny’nin evlilik hayatında sevgi ve bağlılık o kadar ilerlemiştir ki Jenny’nin ölümünden bir yıl geçmeden Karl da sevgili eşinin peşinden gözlerini bu hayata yummuştur.

Sarsılmaz bir sevginin ve mutluluğun bir ifadesi olan bu evlilik, farklı sosyal yapılardan gelinmiş olmasına, sürekli bir fakirliğe ve hastalıklara rağmen bir ömür boyu devam etmiştir. Bence böylesine bir evlilik, ancak güçlü bir sevme yeteneğine sahip olan ve birbirlerine büyük bir aşkla bağlanmış olan insanların arasında mümkündür”.

Cebinden çıkan resim

Karl Marx öldüğünde, göğüs cebinden üç resim çıkar. Babası, eşi Jenny ve kızı Jennchen’in fotoğrafları.

Karl Marx’ın en küçük kızı Eleanor da, babasının hastalığını yenmesini şöyle anlatır:

“Kendisini annemin odasına gidecek kadar güçlü hissettiği sabahı hiç unutmayacağım. Sanki birlikte yeniden gençleşmişlerdi. Annem, sevgi dolu genç bir kız, babam ise anneme delicesine aşık bir gençti yine. Bu, hastalıklı ve yaşlı bir adamın, ölmekte olan yaşlı bir kadına ‘elveda’ demesi değildi. Adeta yepyeni bir hayata beraberce dalmak ve o hayatı tatmaktı”.

Acısını çalışmak dindiriyor

Marx, Jenny’nin hastalığı dönemlerinde yaşadığı büyük acıları matematikle uğraşarak dindirmeye çalışır ve bu amaçla diferansiyel hesaplarla boğuşurdu.

Karl Marx, acılarını dindirmek için kendisini çalışmaya hasreden bir kişiliğe sahipti. Düştüğü sıkıntılı durumdan tek güvenilir kaçış yöntemi çalışmaktı. Çalışma sırasında da “okuduğum her kitaptan özet çıkarma alışkanlığı edindim. Bu, asla terk etmeyeceğim bir alışkanlıktı” diyordu.

Yaşamın yasası: Mücadele

Marx’ın en sevdiği çiçek defne, en sevdiği renk kırmızı, en sevdiği yemek ise balıktı.

Karl Marx’a göre sefalet, boyun eğmek, kendisini rahatsız eden en önemli şey ise, iki yüzlülüktür. En sevdiği özdeyiş de “İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir” idi…    

Marx, 1880 yılında Amerikalı gazeteci John Swinton’ın “Sizce yaşamın yasası nedir” sorusuna şu yanıtı vermiştir: “MÜCADELE!”

Engels’in mezar konuşması

Karl Marx öldüğünde en yakın arkadaşı, yoldaşı Friedrich Engels mezarının başında şöyle bir konuşma yapmıştı:

“Gerçekten de, kendisini tanımladığı gibi bir devrimciydi o. Yaşamının gerçek anlamı, ücretli emekçi sınıfının mevcut kapitalist iktisadi üretim sisteminin zincirlerinden kurtulması için verdiği mücadeleydi. Bu yolda bugüne dek ondan daha etkin bir savaşçı görülmedi.

Marx sadece bir eylemci değildi, çığır açan bir kuramcıydı da. Nasıl Darwin insan doğasının evrim yasasını keşfettiyse Marx da insanlık tarihinin evrim yasasını keşfetmiştir.”

Ailesindeki kadınlar

Yazımıza Marx’ın kızlarıyla başladık, yine o çerçevede ailesindeki kadınlarla bitirelim.

Son yıllarda Karl Marx üzerine yapılan kapsamlı biyografik çalışmanın yazarı Mary Gabriel de, “Aşk ve Kapital” isimli kitabında (Yordam Kitap, 2019) şu yorumda bulunuyor:

“Marx ailesindeki kadınlar olmasaydı Karl Marx var olmazdı ve Karl Marx olmasaydı, dünya bugün bildiğimiz dünya olmazdı”…

[email protected]

Atilla Özsever 'ın Son Yazıları