Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

Erdem ve ahlak üzerine

Günümüz koşullarında siyasi olaylardan toplumsal ilişkilere, özel yaşama kadar bir çözülme, bir çürüme hali dikkati çekiyor. Bu çerçevede insani değerleri, ahlaklı ve erdemli olma kavramlarını yeniden düşünmek gerekli hale geliyor. İşte bu anlamda Alman filozof ve psikolog Erich Fromm’un “Erdem ve Mutluluk” kitabına başvurduk…

Yayın Tarihi: 24.08.2025 , 00:03 Güncelleme Tarihi: 24.08.2025 , 00:04

İçinde bulunduğumuz toplumsal koşullardan siyasi olaylar ve özel yaşamımıza kadar bir çözülme, bir çürüme halinin varlığı dikkati çekiyor. Böyle bir süreçte insani değerleri, ahlaklı ve erdemli olma kavramlarını yeniden düşünmek gerekli hale geliyor.

Bu bağlamda bir pazar yazısı olarak Alman filozof ve psikolog Erich Fromm’un (1900-1980) “Erdem ve Mutluluk” kitabına başvurmayı uygun bulduk.

“Erdem ve Mutluluk” yeni bir kitap değil, Fromm bu kitabı 1947 yılında yazmış. Bizdeki ilk baskısı da 1993 yılında İş Bankası yayınlarından çıkmış. Kitap oldukça eski ama bilgiler değerli ve günümüz için de geçerli…

Erich Fromm, bu eserinde hümanist ahlak anlayışı ile otoriter ahlak anlayışını karşılaştırdıktan sonra insan doğası ve karakteri üzerinde duruyor. Yaratıcı olmayan karakterlerle yaratıcı karakter tiplerine değiniyor.

Fromm, kitabında daha sonra bencillik, vicdan, iyi insan, kötü insan kavramlarını inceliyor. Son bölümde de “Bugünün Ahlak Problemi” konu başlığı ile görüşlerini ortaya koyuyor.

Boyun eğen insanın düşüşü

Yazımıza da kitabın son bölümündeki görüşlerden başlamak istedik. Erich Fromm, 1947 yılında bu görüşlerini ortaya koyuyor ama sanki bugünü anlatır gibi… Fromm, “insanın tehdit ve vaatler karşısında boyun eğmesini gerçek bir düşüş” olarak değerlendiriyor.

Fromm, boyun eğen bir insanın kendi gücünü, etkinliğini yitirdiğini, yeteneklerini kullanma becerisini işlemez hale getirdiğini söylüyor. Şöyle devam ediyor:

“… kendisine egemen olan kimselerin ‘gerçek’ olarak nitelediği şeylerin gerçek olduğunu sanır. Sevme gücünü yitirir, çünkü duyguları bağımlı olduğu kişilere sıkı sıkıya bağlıdır.

Ahlak duygusunu yitirir, çünkü güç sahibi olanları tartışma konusu etme ve eleştirme yeteneksizliği yüzünden herhangi bir insan ya da olay hakkında ahlaki bir yargıda bulunamaz hale gelir…

Kendi sesi, ona kendine gelmesi için çağrıda bulunamaz, çünkü kendisi üzerinde güç sahibi olan kişilerin sesini dinlemekten kendi sesine kulak vermeyi beceremez”.

Kişiliğini pazarlayan insan

Kitabında karakter tiplerine de değinen Erich Fromm, yaratıcı olmayan karakter tiplerini açıklarken alıcı tip, sömürücü tip, biriktirici tip, pazarlayıcı tip şeklindeki insan özelliklerini sıralıyor.

Alman filozof, çağdaş toplumda insanların başarı adına kişiliklerini bir mal gibi satışa çıkardığını, yüksek fiyata satılan bir çanta gibi kendi özelliklerini çekici hale getirmek istediğini belirtiyor.

Bir çantanın yüksek fiyatla satılmasının değerli olduğu anlamına geldiğini belirten Fromm, “İnsan da tıpkı çanta gibi kişilik pazarında moda olmak zorundadır ve bunun için de en çok hangi kişiliğin istenmiş olduğunu bilmelidir. Bu bilgi, genellikle bütün bir eğitim süreciyle anaokulundan koleje iletilmekte ve aile tarafından tamamlanmaktadır” diyor.

Pazarlamacı kişilik modelinde, kişinin kendi değerini insani niteliklerine göre değil pazarın koşullarına göre değerlendirdiği, pazardaki başarısına bağlı olarak iyi hissettiği ya da başarısızlığı halinde değerinin çarçabuk sarsılacağı ve başkalarının onayına ihtiyaç duyabileceği hatırlatılıyor.

Fromm’a göre, pazarlamacı karakter, “Nasıl olmamı istiyorsanız ben oyum” der. Pazarlamacı tipte bir anlamda “benlik” de yitirilir. Pazarlama koşullarında insanlar birer mal gibi alınıp satılır bir meta haline gelir, arkadaşlıklar da bu pazarın şartlarına uygun olarak başarı için bir yarışma savaşı içindedirler. İnsanlar arasında yüzeysel ilişkiler artar.

Yaratıcı kişilik

Erich Fromm, bu eserinde insanın yaratıcılığını öldüren alıcı, sömürücü, pazarlamacı tiplerden uzaklaşıp yaratıcı bir kişilik modeline de yönelebildiğinin örneklerini sunar.

Ünlü psikolog Fromm, yaratıcılığı insanın kendi güçlerini kullanması ve kendisinde var olan imkanları gerçekleştirme yeteneği olarak tanımlıyor. Bu anlamda da özgür olması gerektiğini vurguluyor.

Fromm, olgun ve yaratıcı bir insanın kendi gücüne güvenip kendisini birleşmiş ve bütünleşmiş etkin bir kuvvet olarak görmesinin önemli olduğuna değiniyor. Ve diyor ki, “Ne yapıyorsam oyum”.

Ve yaratıcı sevgi

Erich Fromm, yaratıcı sevgi kavramına da değinerek bunun gerçekleşmesi için temel unsurları şöyle sıralıyor: İlgi, bakım, sorumluluk, saygı ve bilgi. Fromm, insanın emek verdiği şeyleri sevdiğini ve sevdiği şeye emek verdiğini hatırlatıyor. Sevgi konusundaki görüşlerini biraz daha detaylı aktaralım. Fromm diyor ki:

“Bir insanı sevmek demek ona ilgi göstermek, ona bakmak ve onun hayatından sorumlu olduğumuzu hissettirmek demektir. Yalnızca fizik varlığından değil bütün insani güçlerinin açılıp gelişmesinden sorumlu olmak demektir.

Yaratıcı bir şekilde sevmek, pasiflikle, sevilen kişinin hayatına seyirci kalmakla bağdaşmaz; onun gelişmesi için çaba harcamayı, ilgi, bakım ve sorumluluğu gerektirir… İlgi - bakım ve sorumluluk sevginin gerekli unsurlarıdır, ama sevilen kişiyi tanımadığımız ve ona saygı göstermediğimiz zaman sevgi başkasına egemen olma ve ona sahip çıkma haline dönüşür”.

Özgürlük: Ahlakın temel şartı

Erich Fromm, insanın gerçek anlamda özgür olmasının mutluluk ve erdemin zorunlu şartı olduğuna vurgu yapar. Fromm, “özgürlük, yani insanın güce karşı bütünlüğünü koruma yeteneği, ahlakın temel şartıdır” der.    

Fromm, insanın güce boyun eğerken aslında “pazarın, başarının… kölesi olduğumuz makinenin anonim gücüne boyun eğdiğimiz gerçeğinin farkında olmadığımızı” söyler.

İnsanın mevcut işleyişte nesneler hale geldiğini ve hümanist vicdanının yok olduğunu belirten Fromm, kişinin hayatına yön veren biricik ilkenin şahsi menfaati olduğu fikrini benimsediğini kaydeder.

Erich Fromm, bu görüşlerini açıklarken toplumsal koşulların belirleyici olduğunu belirtir ama doğrudan doğruya kapitalist sistemden kaynaklandığını ifade etmeden “çağdaş toplum” kavramını kullanır.    

Sağlıklı toplum

İnsanın toplumla ilişkisine büyük önem veren Fromm, insanın temel ihtiyaçlarının karşılanması için “sağlıklı toplum”a gereksinim duyulduğunu ifade ederek bu toplumun özelliklerini şöyle sıralıyor:

1) İnsanın insanla sevgiye dayanan bir ilişki kurduğu, içerisinde kardeşlik, dayanışma ve işbirliğine dayanan bağların kök saldığı bir toplum,
2) Başka insanlara ve topluma otomat gibi uyacak yerde kendini kendi güçlerinin öznesi olarak görmesini sağlayan, insanın gerçeği bozma ve putlara tapma ihtiyacını duymaksızın belli bir amaca yönelmesini ve kendisini bir şeye adamasına imkan veren bir toplum,
3) Tabiatı yıkıcılıkla değil yaratıcılıkla – yaratıcı işle – aşmasını mümkün kılan bir toplum; kısaca insanın temel ihtiyaçlarını ve yaratıcı eğilimlerini gerçekleştirmesine imkan veren bir toplum…

Örgütlü mücadelenin gerekliliği

Erich Fromm, “Erdem ve Mutluluk” isimli eserinde daha çok insanın kendini engelleyen iç ve dış koşullara karşı kendi güçlerini ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor. Fromm, burada toplumsal koşulların da etkisinden söz etmekle birlikte insanın karakter yapısının oluşumundaki üretim ilişkilerini, mülkiyet biçimini sınıfsal bir bakış açısıyla ortaya koymuyor.

Erich Fromm, “Marx’ın İnsan Anlayışı” kitabında ise, üretim tarzına, mülkiyet ilişkilerine daha sınıfsal bir tarzda yaklaşmaktadır. Sonuç itibariyle içinde yaşadığımız toplumsal çürümenin ve ahlaki yozlaşmanın temelinde kapitalist sistemin ve siyasal iktidarın uygulamaları asıl faktör olmaktadır.

O nedenle insani anlamda ahlaklı ve erdemli olma yönünde bir savaşım verirken esas itibariyle örgütlü bir mücadele bağlamında bu süreçlerin daha etkili olacağı aşikardır…

[email protected] 

Atilla Özsever 'ın Son Yazıları