Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

Devrimin gerçekleşmesi için…

Kemal Okuyan’ın Devrim isimli kitabı, Fransız Devrimi’nden Sovyet Devrimi’ne, Türk Devrimi’nden Küba Devrimi’ne değin devrim olgusunun objektif ve subjektif koşullarını inceleyerek önümüzdeki süreçte devrimci bir durumun nasıl oluşabileceğini ve bir devrimin nasıl gerçekleşebileceğini ortaya koymaya çalışıyor…

Yayın Tarihi: 06.09.2025 , 14:39 Güncelleme Tarihi: 07.09.2025 , 00:09

Siyaset bilimi okuyan ve uzun yıllar aktif siyaset yapan TKP (Türkiye Komünist Partisi) Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın (63) Devrim isimli kitabı kısa bir süre önce Yazılama Yayınları’ndan çıktı.

Kemal Okuyan, bu kitabında 1789 Fransız Devrimi’nden itibaren 1848 Devrimi’ni, 1871 Paris Komünü’nü ve 1917 Ekim Devrimi’ni içine alan bir perspektifle devrim olgusunun objektif ve subjektif koşullarını net bir biçimde ortaya koyuyor. Türk, Küba ve Çin Devrimi ile ilgili de çeşitli örnekleri sunuyor.

Karşı devrimci kalkışmalara karşı da devrimci kadroların duyarlı olmasını tarihsel örnekleriyle açıklıyor. Devrim olgusunda “meşruiyet” kavramının önemine değinen Okuyan, kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlikler karşısında emekçi sınıfların sömürüsüz, eşitlikçi bir dünya özleminin ne kadar gerçekçi ve haklı olduğunu ifade ediyor.

Kemal Okuyan, kapitalizmin eleştirisini Karl Marx’dan alıntılar yaparak ortaya koyuyor ve Sovyet Devrimi’nin lideri Lenin’i de örnek göstererek devrimci iradenin önemini bir kez daha hatırlatıyor.    

Ülkede yaşanacak devrimci durumun ve sürecin iyi değerlendirilmesinin de önemine değinen Okuyan, Lenin’in “Sol Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı” kitabına da atıf yaparak devrimci irade açısından şöyle bir yorumda bulunuyor:

“... bir devrimci durumun olgunlaşmasında mutlaka o iradi çabaların yani ‘öznel’ faktörün etkisi olacaktır”.

Kemal Okuyan, devrimci bir durumu kapitalizmin sadece ekonomik açıdan değil siyasal ve ideolojik açıdan da krize girmesi olarak tanımlıyor. Tabii ki devrimci bir durumda ekonomik süreçlerin etkisi ve önemine de ayrıca dikkat çekiyor.

12 Eylül öncesi durum

Kemal Okuyan, 12 Eylül 1980 darbesi öncesindeki iki, üç yıl boyunca Türkiye’de devrimci bir durumun olgunlaştığını, egemen sınıfların yönetememe kriziyle karşı karşıya olduğunu ancak Türkiye solunun bu duruma hazırlıksız yakalandığını söylüyor. Okuyan şöyle diyor:

“Türkiye’de 12 Eylül öncesindeki kriz nesnel bir olguydu, NATO ve sermaye sınıfı bu kaosa karşı hızla harekete geçti, krizi fırsata çevirdi ve bütün özverili duruşuna rağmen ne olduğunu tam kavramayan ve sınıf mücadelelerinin merkezinde iktidar sorununun olduğunu unutan Türkiye solunu hazırlıksız bir biçimde yakaladı”.

Kemal Okuyan dünyadaki diğer tarihsel örneklerden de yola çıkarak devrimci bir durum karşısında işçi sınıfı partisinin hazırlık olması gerektiğine vurgu yapıyor. Okuyan, hazırlıkla ilgili dersleri de 1917 Devrimi’nden örnekler vererek aktardıktan sonra şunları belirtiyor:

“İlk ders şudur, hiçbir devrimci durum mutlak değildir, ‘daha da olgunlaşsın’ beklentisi pekala insanlık açısından tarihsel bir fırsatın kaçması anlamına gelebilir. İkinci ders ise, risk almak ile kaçınılmaz bir başarısızlığı bilerek atılganlık göstermek arasında değişik alternatifler olabileceğini bilmektir… olmayacak duaya amin dememek de devrimci uyanıklığın göstergesidir”.

Okuyan, 1848 ve 1917 devrimleri dahil devrimler tarihindeki ileri ve geri gidişleri somut olgular üzerinden anlaşılır bir biçimde ifade ediyor.

'Zayıf Halka'

Emperyalizm ve “zayıf halka” meselesine de değinen Kemal Okuyan, bu konudaki görüşünü şöyle açıklıyor:

“Bir kriz ya da devrimci durum sırasında emperyalist zincirden kopmanın imkan dahilinde olduğu ve işçi sınıfının iktidara gelme olasılığının bulunduğu ya da krizlerin sıklığı ve derinliği açısından özellikle öne çıkan ülkelere zayıf halka diyebiliriz”.

Okuyan, zayıf halkanın ancak devrimci bir strateji ile anlam kazanacağını, devrimci irade ile gerçeklik arasındaki ilişkinin sağlıklı kurulmasında yararlanılacak bir kavram olduğuna işaret ediyor. 

Kemal Okuyan, bu süreci anlatırken özellikle Sovyet Devrimi’ne ve 1919’daki Almanya’nın devrimci durumuna değiniyor, Rusya’daki devrimci iradenin başarısının yanı sıra Almanya’da sürece zamanında müdahale edilmeyişinin ve yenilginin özeleştirel bir değerlendirmesini yapıyor.

Somut durumun somut analizi

Devrimi belirleyen birincil ve ikincil öğelerin iyi değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatan Kemal Okuyan, Marksist yöntemin de bu çerçevede iyi kullanmasının önemine değiniyor. Okuyan, Lenin’in Marksist literatüre katkı yaptığı “somut durumun somut analizi” konusuna da şu açıklamayı getiriyor:

“Örneğin ekonomik temelin belirleyiciliği, Marksist düşünce ve eylem açısından tartışılamaz. Ancak yaşamın kendisi tarafından da hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın ve kesintisiz bir biçimde doğrulanan bu temel ‘tez’, devrimci mücadelede verili anı anlama ve doğru müdahalelerde bulunma görevi için hiç de yeterli olmaz.

‘Somut durumun somut analizi’ ekonomik, siyasi, ideolojik, kültürel bir dizi dinamiğin birbiriyle girdiği karmaşık çok yönlü etkileşimin hesaba katılmasını gerektirir. Ekonomik temelin belirleyiciliği, birçok kez dile getirildiği gibi ‘son tahlilde’dir ve aslında tek tek her anı değil süreci tarif eden bir olgudur”.  

Devrimci durumdan devrime uzanan sürecin iyi tahlil edilmesi ve iktidarı ele geçirecek müdahale zamanının iyi kestirilmesi, hayati bir önem taşıyor. Kemal Okuyan, bu çerçevede devrimin stratejik planlamasının gayet ustalıkla yapılması gerektiğine işaret ediyor.

Okuyan, kitabında Ekim Devrimi üzerinden stratejik planlama ve son vuruşun nasıl yapıldığını anlatıyor. Bu arada Milli Mücadele’deki devrimci stratejiye ve ordunun pozisyonuna değiniyor.

Şili’nin Allende’si

Kemal Okuyan, 1970’te Şili’de iktidara gelen devlet başkanı Salvador Allende’nin “sosyalist” olarak tanımlanmasına rağmen aslında “sol sosyal demokrat” bir kimliğe sahip olduğunu belirtiyor. Allende’nin bir takım radikal reformlar yapmaya çalışmakla birlikte “emek ve sermayeyi barıştırmak” istemesi nedeniyle başarılı olamadığını ifade ediyor.

Okuyan, Allende’nin bazı sektörlerde millileştirmeye giderken devlet aygıtına dokunmadığını, silahlı kuvvetlerde yapısal bir değişikliği gerçekleştiremediğini, sonuç itibarıyla 1973’te CIA tarafından planlanan bir darbeyle en güvendiği generallerden Pinochet tarafından devrildiğini hatırlatıyor.

Kemal Okuyan’ın Şili örneğinin yanı sıra günümüzde de Chavez’in Venezuela’sında, Moreles’in Bolivya’sında, Ortega’nın Nikaraguası’nda kapitalist sistemin temellerine, yani üretim araçlarının özel mülkiyetine dokunmadan sosyalizme geçiş yönünden gerçek bir dönüşümün sağlanamadığı görülüyor.

Yenilgilerden ders çıkarmak

Kemal Okuyan, gerek Rusya’daki 1905 Devrimi’nden, gerekse 1959 öncesi Küba Devrimi’nden örnekler vererek devrimci kadroların yenilgilerden de ders çıkarması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Okuyan, devrimci bir sürecin oluşumunu ve devrimin yapılmasını ve de sosyalizm hedefine doğru yön almayı diyalektik bir bakışla tarihsel örnekleri aşama aşama inceleyip ortaya koymaya çalışıyor. Bu arada Rusya’daki Şubat 1917 ile Ekim 1917 (miladi takvimle 7 Kasım 1917) arasındaki süreçte Bolşevik Partisi’nin stratejisini, kitleyle bağını titizlikle inceliyor.

1991’de Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin çöküşü, kitabın ana konusu olmamakla birlikte o konuya da kısaca değiniyor. Okuyan, şöyle diyor:

“Rus Devrimi, 1917 itibariyle başarılıdır, 1945’e kadar bayağı başarılıdır, çözülürken ve çözüldüğü için başarısızdır. 1991 yıkımı, önceki başarıları ortadan kaldırmış olsa da tarihsel anlamda o başarılar bütün heybetiyle var olmaya devam etmektedir…

Çöküşün kaynağı ‘gerilikte’ (ağırlıklı olarak ekonomiyi kastediyor) değil emperyalist sistemle mücadele ve komünizmin kuruluş süreci başlıklarındaki stratejik hatalarda aranmalıdır”.

Devrimle buluşabilmek

Kemal Okuyan’ın kitabının son bölümünün başlığı ise, “Ülkeyi Devrimle Buluşturmak” adını taşıyor. Okuyan, burada Türkiye Devrimi ile ilgili temel sorunlara, emperyalizmle mücadeleye, laiklik meselesine, Kürt sorununa, işçi sınıfının mücadeleye nasıl hazırlanması gerektiğine ilişkin konu başlıklarına değiniyor. Bir “Sosyalist Türkiye” programının dört temel unsurunu da açıklıyor. Buradaki dört temel unsur şöyle özetlenebilir:

  1. Halkın devlet yönetimine katılımı, bunun da aşağıdan yukarıya doğru bir meclis iktidarıyla oluşturulması,
  2. Sermayenin egemenlik aygıtlarının ortadan kaldırılması,
  3. Gelişkin bir demokrasinin hayata geçirilmesi ve genel oy hakkının sınırlanmaması, Meclis üzerinde hiçbir gücün bulunmaması,
  4. Ülkenin savunma ve güvenlik mekanizmalarının halk iktidarına uygun hale getirilmesi, silahlı kuvvetlerin topluma yabancılaşmasından, profesyonelleşmesinden kurtulması.

Sonuçta Türkiye Devrimi’ni gerçekleştirecek asli unsurun “yaratıcı ve yapıcı bir özne olarak Türkiye işçi sınıfı olduğu” vurgulanıyor.

Kitabı bitirdiğiniz zaman devrime olan inancı pekiştirecek bir söylem ve duygu ile baş başa kalıyorsunuz…

[email protected] 

Atilla Özsever 'ın Son Yazıları