Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

‘Biat sendikacılığı’ndan dersler…

Gerek 600 bin kamu işçisini ilgilendiren gerekse de 6,5 milyonluk memur kesimini kapsayan toplu sözleşme sürecinde sefalet zammına rıza gösteren AKP yandaşı, hükümet güdümlüsü sendikal anlayış karşısında ne yapılacaktır, emek kesiminin önündeki önemli sorulardan biri de budur…

Yayın Tarihi: 03.09.2025 , 23:25 Güncelleme Tarihi: 04.09.2025 , 00:01

600 bin kamu işçisiyle 6,5 milyon memur ve memur emeklilerine reva görülen sefalet zammı, “biat sendikacılığı”nı yeniden gündeme getirdi.

Kamu işçileriyle ilgili olarak Türk-İş ve Hak-İş’in, memur kesimi ile ilgili olarak da Memur-Sen ve Kamu-Sen’in gerekli mücadeleyi vermeyip AKP Hükümeti kontrolünde bir tavır sergilemeleri, önümüzdeki süreçte emek kesimi açısından ne yapılması gerektiği sorusunu ortaya koyuyor.

“Biat sendikacılığı”ndan kasıt, siyasal iktidara ve işverene teslimiyeti içeren bir sendikal anlayıştır. Bu tanımı, 1973-1977 yılları arasında CHP’den milletvekili olan sendika uzmanı ve iş hukuku doktoru Engin Ünsal’dan aldık (Engin hocamız, 90 yaşında olup aralıklı olsa da Cumhuriyet’te yazılarına devam ediyor).

600 bin işçiyi ilgilendiren kamu sözleşmeleri, yedi ay sürmüş ve sonuçta yetkili sendikalarca 88 bin liralık yoksulluk sınırının altındaki ücretlere imza atılmıştır. Kuşkusuz bu süreçte hükümetin oyalaması, grev ertelemesi ve diğer baskı mekanizmaları rol oynamıştır ancak 
Türk-İş ve Hak-İş yeterli bir direnç ve mücadele göstermemiştir.

6,5 milyonluk memur kitlesini ilgilendiren toplu görüşmelerde de, bir aya sıkıştırılmış süreç boyunca yine AKP Hükümeti’nin grev yasakları ve hakem oyunlarıyla “figüran” konumunda kalan Memur-Sen ve Kamu-Sen, hakem heyetine gerekli direnci göstermeyerek sefalet zammına rıza göstermişlerdir.  

Ücret uçurumu

Türk-İş ve Hak-İş’in 600 bin kamu işçisiyle ilgili olarak hazırladıkları ortak teklifte 2025 yılı için kümülatif (birikimli) yüzde 90 oranında bir zam talep edilirken AKP Hükümeti’nin verdiği zam oranı yüzde 35 düzeyinde kaldı. Kamu işçisi açısından yüzde 50’nin üstünde bir kayıp gerçekleşti.

2026 yılı için ise, Türk-İş’in teklifi kümülatif olarak yüzde 50 iken bağıtlanan sözleşmeyle bu zam oranı yüzde 16 oldu. Yüzde 34’lük bir kayıp söz konusudur.

Ocak 2025’te başlayan toplu sözleşme süreci, AKP Hükümeti’nin oyalama taktikleriyle iyice uzatıldı. Türk-İş yönetimi de, hükümetin bekleyişine uygun olarak sendikalarında gerekli mücadele hazırlığını yapamadı ya da yapmadı.

Zaten AKP’nin 23 yıllık iktidarı boyunca mevcut Türk-İş yönetiminin hükümetle, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la işçi hakları açısından aktif bir mücadelesi söz konusu olmadı, sosyal güvenlik hakları başta olmak üzere birçok hak kaybında gerekli tavır konmadı.

Hak-İş yönetimi de zaten ideolojik bağlamda AKP’nin dünya görüşüyle aynı çerçeveye sahipti. Anayasa referandumu dahil birçok seçimde açıktan AKP’nin yanında yer aldı.

Grev yasağına sığınma

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, temmuz ayında sözleşmelerin çıkmaza girmesi üzerine greve başvuracaklarını açıkladı ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Eti Maden’deki grev erteleme kararı Türk-İş’i geriletti.

DİSK Birleşik Metal-İş, Aralık 2024’te Erdoğan’ın grev ertelemesi ve nihayetinde grev yasağına karşı fiili olarak grevi sürdürmüş ve başarılı bir sonuç da almıştı. Türk-İş yönetiminde böyle bir mücadele anlayışı ve ruhu yoktu.

Türk-İş yönetiminin yedi aylık toplu sözleşme sürecinin sonuna doğru aldığı basın açıklaması, işe gitmeme gibi eylem kararları da yeterince etkili olmayınca AKP Hükümeti sahte TÜİK enflasyon oranlarının bile altında zam dayatması yaptı ve sonuç aldı.

Öyle ki hem Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve hem de Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, 2 Ağustos 2025’te yapılan toplu sözleşme imza törenine katılmaktan çekindiler, törene yardımcılarını gönderirken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan “zafer” edasıyla imzasını atıyordu.

Memurda da ayni oyun

Memur kesiminde de, zaten yasayla kamu emekçisine grev hakkı yasaklanmıştı, uyuşmazlık da hükümetin ağırlıklı olduğu hakem heyetine gidecekti. Buradaki “orta oyunu”n da yetkili konfederasyon olan Memur-Sen’in gerekli mücadeleyi vermemesi, bir günlük iş bırakma eylemine çok yetersiz bir katılımın olması, hükümetin elini iyice güçlendirdi.

Uyuşmazlık hakem heyetine gittiği zaman eğer Memur-Sen ve Kamu-Sen, heyete temsilci göndermeseydi kurul toplanamayacaktı, süreç TBMM’ye intikal edecekti. Ancak her iki konfederasyon da heyete temsilci göndermek suretiyle görüşme çoğunluğunu sağlayarak hükümetin dayattığı zam oranlarına uymak durumunda kaldılar.

Memur-Sen, 2026 yılı için kümülatif olarak yüzde 88 oranında zam isterken onaylanan yüzde 18 oldu. Yüzde 70’lik bir kayıp gerçekleşti.

2027 yılı için de Memur-Sen yüzde 46 oranında bir talepte bulunurken onaylanan yüzde 9 oldu. Kamu emekçisinin kaybı yüzde 35’e ulaştı.  

Mücadele ve hazırlık

Sonuç itibariyle özellikle işçi kesiminde toplu sözleşme zamlarına dönük bir tepki var ama bu tepki henüz sendikalarda bir yönetim değişikliğine yol açacak düzeyde gözükmüyor. Memur kesiminde de henüz iktidar yandaşı sendikalardan ayrılmalar yönünde güçlü bir hareketlenme yok.

AKP Hükümeti’nin kamudaki toplu sözleşme sürecini uzatması, işçiyi bıktırdı ve çalışanlar bir an önce sözleşmenin imzalanmasını istedi. İşçiler Aralık 2024 maaşı ile yedi ay çalıştıkları için borçlandılar, kredi kartlarını ödeyemez duruma geldiler, bu nedenle sözleşmelerin bir an önce imzalanıp maaş farklarını almaya odaklandılar.

1989 Bahar eylemlerinde kamu işçisinin toplu sözleşme sürecinin başından itibaren harekete geçmesi, Özal ve ANAP iktidarına karşı tepki vermesi, ciddi bir hazırlığın sonucuydu. Böyle bir hazırlık olmadan yapılan mücadele, hükümetlere geri adım attıracak noktaya gelmiyor.

Sendikalarda değişim

Öte yandan önümüzdeki süreçte önemli olan sendikalarda daha mücadeleci kadroların görev başına gelmesidir. Türk-İş’e bağlı sendikaların delege seçimleri genelde Haziran 2026’da başlayacaktır. Sendikaların genel merkez seçimleri Eylül 2027’de ve Türk-İş Genel Kurulu da Aralık 2027’de yapılacaktır.

Bu çerçevede 2026 yılının bahar aylarından itibaren çalışanların aldıkları zamların da bir şey ifade etmeyip satın alma güçleri düştüğünde tabanda bir hareketlenme olabilir. Türk-İş içindeki mücadeleci sendika şubeleri tabandan başlayıp ülke çapında bu “değişimin fitilini ateşleyebilirlerse” bürokratlaşmış sendikal yapılarda bir değişim gerçekleşebilir.

Tabii siyasal ortamdaki gelişmeler de çok önemlidir, ülkenin giderek dinci faşizan bir sürece yönelmesine karşı emek kesimi başta olmak üzere ilerici, devrimci, Cumhuriyetçi güçlerinin ortak ve birleşik bir mücadele vermesi de hayati önem taşımaktadır…  

[email protected]

Atilla Özsever 'ın Son Yazıları