Atilla Özsever
Aşkı ve kavgasıyla kadın gazeteciliği
Yayın Tarihi: 02.08.2025 , 23:50 Güncelleme Tarihi: 03.08.2025 , 11:32
Gazeteci-yazar Mine Kırıkkanat’ın yeni kitabının ismi “Barut” (Kırmızı Kedi Yayınları, 2025). Gerçekten barut gibi bir kitap. Kırıkkanat, kendi yaşamı üzerinden bir kadın olarak gazetecilik dönemi dahil yaşadıklarını çok samimi ve açık yüreklilikle ortaya koyuyor.
Mine Kırıkkanat, Notre Dame de Sion Lisesi ve İstanbul Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü mezunu. İspanya’da Cumhuriyet, Fransa’da da Milliyet gazetesinin muhabirliğini yaptı, Radikal ve Vatan gazetelerinde de köşe yazarlığı görevini üstlendi.
Keza Fransa’da TV5MONDE kanalı ile La Depeche medya grubunda çalıştı. Çok sayıda romanı ve öykü kitabı bulunuyor. Halen Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyor.
Mine ile 1990’lı yıllarda Milliyet gazetesinde çalışıyorduk, kendisi o zaman Fransa’da Milliyet’in muhabirliğini yapıyordu. Mine’nin Fransa’daki işçi mücadeleleriyle ilgili haberleri, zaman zaman benim hazırladığım “Emek ve İnsan” sayfasında da yer alıyordu.
Mine’nin “Barut” isimli kitabını sizlere tanıtırken gazeteciliğin nesnellik (objektiflik) kuralına da uygun davranmaya çalışacağım…
68 dönemi ile tanışma
Mine, Atatürkçü bir subay olan Kazım Kırıkkanat ile İş Bankası’nda çalışan Şadiye Bozkır’ın kızı. Dayısı Fethi Bozkır da bir subay. Kurmay Albay Fethi Bozkır, 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası emekliye sevk edilen subaylardan, yani Eminsu’cu (Emekli İnkilap Subayları).
Fethi Bozkır, daha sonra Demirel’in Adalet Partisi’ne giriyor. Mine’nin babası Kazım Kırıkkanat ise, İsmet Paşa ve CHP’de karar kılıyor.
Mine Kırıkkanat, bir şekilde kendisini 68 kuşağı içinde buluyor. 1968 – 1971 yılları arasındaki öğrenci olayları, anti amerikancı gösteriler, işçi mücadeleleri, köylülerin toprak işgalleri, ilk sosyalist parti olan TİP’in (Türkiye İşçi Partisi) parlamentodaki etkinliği, ordu içindeki cuntasal faaliyetler, Demirel hükümetine yönelik tepkiler, hep bu dönemin önemli olayları.
Kırıkkanat, daha sonradan eşi olacak İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) öğrencisi Kozan Asova ile tanışıyor. Kozan devrimci bir öğrenci, Mine ona aşık oluyor. Bu arada kitapta 68 kuşağının öğrenci liderlerinden Harun Karadeniz ile de ilginç bir tanışıklığını anlatıyor.
'Devletin merhameti yoktur'
Mine, 1971’de 20 yaşında iken Kozan Asova ile evlenir. Kozan, o dönem TİP üyesidir. Mine de, eşinin etkisiyle sosyalist bir düzene inandığını ancak yaşadıkları ve gördükleriyle hayatın hiç de o yönde gelişmediğini fark ettiğini ifade ediyor.
O dönemde devrimci gençlerin banka soygunu olaylarına başlaması ve bu çerçevede THKO’nun (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) lider kadrosunda yer alan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam cezası talebiyle yargılanması, Mine’nin tepkisine yol açıyor. Mine, Denizlerin böyle bir cezayı hak etmediklerini belirtirken babası Kazım Kırıkkanat ise şöyle bir yorumda bulunuyor:
“Bak kızım, bu devlet bu fukara çocukların üzerine şahmerdan gibi iner ve hepsini ezer, yok eder. Devletin merhameti yoktur”.
İstanbul İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi) lideri Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kaçırılıp infaz edilmesi, 12 Mart 1971 darbesi sonrası iş başına getirilen Erim Hükümeti tarafından “Balyoz” harekatına yol açar.
Sıkıyönetim komutanlıkları tarafından sokağa çıkma yasağı ve ev aramaları başlatılır. Mine de, evdeki sol kitapları yakmak zorunda kaldığını anlatır. Evin kapıcısı, Kırıkkanat’ların evinin aranması sırasında sıkıyönetim görevlilerine “Bu bodrum katında kimse kalmıyor” diyerek aramayı bir şekilde engellemiş olur.
THKP’li İlkay’ın babası
Elrom olayı ile ilgili olarak THKP-C’li İlkay Alptekin Demir de aranmaktadır. İlkay’ın babası Süleyman Alptekin, Mine’nin babası Kazım Kırıkkanat’ın Kara Harp Okulu’ndan sınıf arkadaşıdır.
Kırıkkanat ve Alptekin ailesi, yakın arkadaştırlar. Kızlarının aranması, Alptekin ailesi için çok büyük üzüntü kaynağı olur. İlkay’ın babası Süleyman Alptekin, ordudan ayrıldıktan sonra hukuk fakültesini bitirip avukat olmuştur.
Avukat Alptekin, kızı İlkay’ı mahkemede savunurken yere yığılıp baygınlık geçirir. Çok hazin bir olay gerçekleşmiştir. Mine de, Elrom olayı nedeniyle Mahir Çayan ve arkadaşlarını ciddi biçimde eleştirir. Ardından Mahir Çayan ve 9 arkadaşının Kızıldere’de öldürülmesi olayına değinir.
Kırıkkanat, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını ise, farklı bir bağlamda değerlendirerek Denizlerin kimseyi öldürmeden haksız bir şekilde idam edildiklerini vurgular.
Mine’nin sivri dili
Mine Kırıkkanat’ın Mahir Çayan ve arkadaşları için üzüntüsünü ima eden ancak “bir hiç uğruna” öldüklerini belirten ve ayrıca fazlasıyla sert ve rahatsızlık veren bir ifade kullanması da dikkat çekiciydi.
Kuşkusuz o dönemdeki silahlı mücadele eleştirilebilir ancak Mahir Çayan ve arkadaşları, Denizlerin idamını engellemek için kendilerini feda etmişler, 12 Mart cuntasının askeri kuvvetleri tarafından Kızıldere’de katledilmişlerdir.
Sosyalist soldaki iki ayrı örgütün bu denli yüksek dayanışması ve yoldaşlığı, Türkiye devrimci hareketi tarihinde de yerini almıştır…
Ben de 1972-1974 yılları arasında ikinci Mahir Çayan davası olarak bilinen 256 sanıklı THKP-C davasında yargılandım. Şahsen de o dönemdeki silahlı mücadele konusuna eleştirel bakarak sosyalist dünya görüşü çerçevesinde işçi sınıfı ile bağ kuramayan devrimci hareketlerin etkisiz kaldığını vurgulamıştım.
Sonuç itibariyle bir kez daha ifade edeyim ki; silahlı mücadele olayı eleştiriye tabidir ancak bu arkadaşlarımızın Mine’nin kullandığı ifadeleri de hiç hak etmediğini belirtmek isterim…
Hayatın zorlukları
Mine Kırıkkanat, aktif gazeteciliğe başlamadığı dönemde yeni evli olarak yaşadığı zorlukları da dile getiriyor. Mine, kişisel kusurlarını, yaptığı yanlış seçimleri de samimi bir şekilde ifade ediyor.
İşyerinde yaşadığı taciz olaylarını, tacizci erkeklere karşı nasıl yüreklice tavır aldığını, yayın dünyasında “dönen dolapları”, emek hırsızlığını açıklıkla ortaya koyuyor.
Kitap kolay anlaşılır, akıcı ve sürükleyici bir üslupla yazılmış. Yer yer edebi bir üslup da dikkati çekiyor. Türkiye’deki politik gelişmeler de, kişisel yaşam serüveni içersine ustalıkla yerleştirilmiş.
Bu arada eşi Kozan’la zaman içinde sorunlar yaşıyor. Kocasının entelektüel düzeyine, kültürüne hayran ama ekonomik sorunlar ve dolayısıyla ayrılmak zorunda kalan bir kadının dramı, edebi bir biçimde ortaya konuyor.
Eşi Kozan’dan ayrıldıktan sonra çocuğunu kendi başına büyütmesi de önemli bir sorun teşkil ediyor.
Çetin Altan ilişkisi
Mine Kırıkkanat’ın ülkemizin tanınmış yazarlarından Çetin Altan’la olan ilişkisi, kitabın büyük bir bölümünü kapsıyor. 311 sayfalık kitabın 144 sayfası, nerdeyse yarısı, Çetin Altan’la ilgili.
İnişli çıkışlı, fırtınalı bir aşk ilişkisi söz konusu. 1977’de başlayan ve üç buçuk yıl süren bir ilişki. Arada 24 yaş fark var ama tanışıklığı aşamasında Mine şöyle diyor:
“Ben çocukluğumda hayran olduğum bir adamı keşfetmek istiyordum, o da konuştuğunu anlayacak zekada genç bir kadını fethetmek”.
Mine Kırıkkanat, Çetin Altan’ın Yaşar Kemal’in Nobel ödülü almasını önlemek için sıkıyönetim komutanına “Kürt milliyetçisi” diye ihbar etmesinden son derece rahatsız olduğunu belirtiyor.
Kırıkkanat, aslında Altan’la ilişkisi bağlamında basın dünyasındaki rekabetçi ayak oyunlarının bulunduğu ortamı da güzel bir biçimde sergiliyor.
Mine, Çetin Altan’ın kadınlara yönelik yaklaşımını da ayrılık sürecine doğru giderken şöyle tanımlıyor: “Aşık olduğu kadınların özgüvenini yavaş yavaş kemiren bir kadın düşmanıydı”.
Bu arada Çetin Altan’ın liberal başbakan Turgut Özal’a olan övgüsüne de dikkati çekiyor.
Bedel ödenmesi
“Barut” isimli kitabın alt başlığı ise şöyle: “Her şeyin bedeli var”. Gerçekten hayatla ilgili çok doğru bir söz.
Mine kendi yaşamı üzerinden ve Çetin Altan’la ilişkisi bağlamında bu sözü doğrulayan birçok anekdotu aktarıyor. Gazeteci-yazar kişilikleri çerçevesinde de insan portrelerini sergiliyor. Roman tadında akıcı, sürükleyici ve heyecan verici sahneleri olan bir yapıt.
1968-1981 yıllarını kapsayan “Barut”, bu dizinin ilk kitabı. İkincisinin adı da, “Ateş”. Üçüncüsü, yani final “Kül” olarak sona erecek. Merakla bekliyoruz…