Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

ABD’deki NTV olayı: Otosansüre isyan!

NTV Washington Temsilcisi Hüseyin Günay, kayıtta olmadığı bir sırada Erdoğan-Trump görüşmesinden Türkiye’nin hiçbir şey kazanmadığını küfürlü ifadelerle anlattı. Bu sözler, AP ajansının kamerasına yansıyınca Günay işten çıkarıldı. 2019 yılında NTV’de çalışan Oğuz Haksever’in de başına benzer bir olay gelmişti. Gazetecinin otosansürü bir yerden sonra patlak veriyor…

Yayın Tarihi: 05.10.2025 , 11:40 Güncelleme Tarihi: 05.10.2025 , 11:41

NTV Washington Temsilcisi Hüseyin Günay, bu hafta başında ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Beyaz Saray’daki görüşmesi sırasında sarayın bahçesinde Anadolu Ajansı muhabiri Yasin Öztürk’le sohbet ederken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta Trump’la yaptığı görüşmeye değindi.

NTV Temsilcisi Günay, bu ziyaret sonucu Türkiye’nin hiçbir şey kazanmadığını ifade ederken küfürlü değerlendirmelerde de bulundu. O sırada Amerikan Haber Ajansı Associated Press (AP) kamerası bu sözleri kayda almış, Günay da kayıtta olduğunun farkında değilmiş.

Hüseyin Günay, küfürlü konuşmasının yanı sıra “Biz ‘babayı’ aldık, yani hiçbir şey alamadık. Hakan Fidan’ın (Dış İşleri Bakanı) üstüne oynuyorlar. Bilal (Erdoğan’ın oğlu), damat (Selçuk Bayraktar), Hakan Fidan kavgası var. Üç ekibin kavgası.” şeklinde sözler söyledi. Bu konuşma, sosyal medyada hızla yayılınca NTV işvereni, Hüseyin Günay’ın işine son verdi.

Hüseyin Günay, olay sonrası yaptığı açıklamada, "Bugün gündemdeki talihsiz yerim başka ama sizinle paylaşmaya can attığım bir haber vardı. Bugüne denk geldi, tamamen tesadüf. Mutluluğumu sizinle paylaşmak ve bu sevincimize ortak olmanızı isterim. Baba oldum, artık Hüso baba diyeceksiniz" ifadelerini kullandı. Yani, Günay, bir özür dilemeye gerek duymadı.

Oğuz Haksever’in de başına geldi

Yine NTV’de çalışan deneyimli televizyoncu Oğuz Haksever’in de 27 Mayıs 2019 günü program sırasında başına benzer bir olay gelmişti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Yassıada’da basın mensuplarıyla gezerken şöyle bir konuşma yapmıştı:  

"Yassıada demiyorum. 'Yaslı ada' diyorum. Temennim odur ki adayı sadece ulusal değil uluslararası bazda da toplantıların yapıldığı bir ada haline getirmektir."

Oğuz Haksever de, saat 13.00'de NTV’de canlı haber bültenini sunarken mikrofonun açık olduğunu unutmuş ve Erdoğan'ın konuşması sırasında, "Ne yaslısı be, canına okumuşsun" deyivermişti. Haksever'in bu sözlerinin ardından reji mikrofonun bağlantısını kesmişti.

Olayın ardından açıklama yapan Oğuz Haksever "Aslında tepkim projeyi hazırlayanlara yöneliktir. Yayın sırasında oluşan bu talihsizlikten ötürü tüm kamuoyundan özür diliyorum." demişti. Daha sonra 20 yıla yakın çalıştığı NTV’den ayrılırken yazdığı veda mektubunda da “Basiretimin bağlandığı bir özürlük olayım varsa beni affetmelerini diliyorum” diye bir ifade kullanmıştı.

Belli bir zaman sonra Oğuz Haksever’in Haber Global ile anlaştığı ve kanaldaki programıyla ilgili tanıtım çekimlerinin yapıldığı belirtilmişti. Fakat bir süre sonra Medyaradar’ın haberine göre, kanalın genel yayın yönetmeni Erdoğan Aktaş’ın Haksever’i arayarak “Oğuz abi Ankara’dan telefon geldi. Seni ekranda istemiyorlar” dediği ifade ediliyordu.

Medyada otosansür

Basın dünyasında otosansür, yani gazetecinin kendi kendini sansür etmesi, hemen hemen her dönemde olmuştur denebilir. Ancak gazetenin ya da medya kuruluşunun bir patronaj müessesesi bünyesinde olmadığı, demokratik, yatay ilişkilerin ağırlıklı olduğu kuruluşlarda bu tür sansür örnekleri sınırlı düzeydedir.

Özellikle 1980 ve de daha çok 1990’lı yıllardan itibaren medyanın mülkiyet yapısındaki değişim sonucu, yani medya patronlarının basın dışı işlerle uğraşması, sanayici olması, başka şirketlerinin bulunması ve medyadaki tekelleşme süreci, gazetecinin otosansürüne daha geniş biçimde yol açmıştır.

AKP öncesi dönemde de medya patronlarının siyasal iktidarla yakın ilişkileri sonucu kendi yayın kuruluşlarında hükümet aleyhine olabilecek haberlerine pek rastlanmazdı. Aslında editoryal bağımsızlık dediğimiz kavram, gazetecinin kendi patronu dahil, sermaye kesimine ve güç odaklarına, siyasal iktidara karşı bağımsız bir konumda haber yapması, yorumda bulunması demektir.

Editoryal bağımsızlık

Editoryal bağımsızlık, 1960-1980 yıllarını kapsayan nispi demokratik dönemde, basında sendikalaşmanın da var olduğu bu süreçte, belli ölçülerde uygulanmışsa da daha sonra ve özellikle şimdi içinde bulunduğumuz AKP döneminde büyük sıkıntı yaşamakta, hükümet aleyhine yazı ve haber kullanımı gazetecinin soruşturulmasına, gözaltına alınmasına ve hatta tutuklanmasına yol açmaktadır.

“Yandaş medya” tanımına giren basın kuruluşlarında AKP aleyhine olabilecek haber ve yorumlara rastlanmadığı gibi gazetecilerin bu otosansür zihniyeti ile hareket etmesi de istenmektedir.

Her şeye rağmen bir ölçüde yaptığı işin evrensel gazetecilik ilkelerine aykırı olduğunu, otosansür anlayışı taşıdığını bilen gazeteciler, “ekmek parası” uğruna bu anlayışa uygun hareket etseler de bir yerden sonra “bilinçaltı” dışa vurum yapıyor, gazetecilik refleksi patlak veriyor. Gazeteci, bir şekilde gerçeği ifade etmek zorunda kalıyor.

Hüseyin Günay ve Oğuz Haksever olaylarına da bu gözle bakmak gerekebilir. Gazeteci, aslında kendisini iş güvencesi açısından güçlü hissettiğinde bu otosansür olayına karşı çıkabilecektir. Nitekim bu güçlülüğün en önemli göstergesi, gazetecinin örgütlü olmasıdır, yani sendikalaşmasıdır, sendikasından güç almasıdır.

Basında sendikalaşma

Ancak günümüzde, medyadaki sendikalaşma oranı, genel sendikalaşma oranının da altındadır. Çalışma Bakanlığı’nın Temmuz 2025 işkolu istatistiğine göre ülke genelindeki sendikalaşma oranı yüzde 14 iken, basın işkolundaki bu oran yüzde 13’tür.

Tabii ki sendikasızlaşmanın bir süre nedeni bulunuyor. O konuya şimdilik girmeden gazetecinin bu güvencesinden eksikliğinin yanında bir emekçi olarak çalışmak zorunda olduğu da aşikardır.

Muhabir, kameraman düzeyinde “yandaş medyada” çalışan arkadaşlarımız, ister istemez otosansür uygulamasına “ekmek parası” uğruna boyun eğmek zorunda kalıyorlar. Ancak deneyimli, daha önceki çalışmaları sayesinde belli bir ekonomik güce ulaşmış, yazar statüsündeki gazetecilerin siyasal görüş anlamında da AKP zihniyeti ile bir uyuşmazlıkları varsa otosansür anlayışını uygulamaması, evrensel gazetecilik ilkeleri açısından “yandaş medyada” çalışmayı tercih etmemeleri gerekir.

Tüm bu koşullara rağmen bağımsız gazetecilik anlayışını benimseyen, evrensel ilkelere sadık kalan medya çalışanlarının örgütsel anlamda da güçlenip mücadelelerini sürdürmesi dileğimiz olacaktır…      

Atilla Özsever 'ın Son Yazıları