Aşkın Süzük
Ya Kürt Emekçileri?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01
Habur Sınır Kapısı'ndan ülkeye dönüşlerin başlamasıyla, Türkiye tam anlamıyla Kürt Açılımına kilitlendi. Kürtlerin yıllardır mücadelesi verilen taleplerinin yakıcılığı ve “barış ve huzur” ortamına duyulan özlem, süreci coşkuya çeviriyor. Bu gelişmeler önemlidir, ancak aynı sürecin bazı gerçeklerin üzerini örtmesine izin verilmemelidir.
Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da Kürt emekçilerin yoğun olarak yaşadığı bölgenin gerçekleri ve Kürt emekçilerinin durumu görmezden gelinirse, coşku yerini hüsrana bırakacaktır.
Türkiye'de gerçek işsizlik oranı yüzde 20 seviyesinin üzerindedir. Ama bölgedeki işsizlik oranları bazı illerde yüzde 30'ları aşıyor. Nüfus içerisindeki ağırlıkları diğer bölgelere göre daha fazla olan ücretsiz aile işçileri ve ev kadınları da aslında potansiyel işsiz olarak kabul edilirse, neredeyse her iki kişiden biri işsiz demektir.
Ülkemizde gelir adaletsizliği had safhadadır. Halkımızın en yoksul yüzde 20'lik kesimi gelirin ancak yüzde 6'sını alabilmektedir. Ama bu gerçek, bölge illerinde istatistikleri daha fazla zorlamaktadır.
Milli gelirin ancak ihmal edilebilir bir bölümünü üreten bu iller, adeta bir mahrumiyet bölgesi görüntüsü vermektedir.
Her geçen gün de işsizlik artmakta, yoksulluk derinleşmektedir.
Sermayenin, bu gerçeklerden çıkaracağı tek bir sonuç olabilirdi. Koşullardan yararlanmak, halkın bu şartlarını istismar etmek... Nitekim yıllardır da bunu yapmaktadır.
Bu nedenle, sendikalar ve emek örgütleri ne derse desin, sermaye bölgesel asgari ücret talebinden vazgeçmez. Aksine, Kürt Açılımında yol alındığı ölçüde, taleplerini daha cüretli ve yüksek sesle dillendirilecektir.
Yine bu nedenle sermaye, Kürt emekçilerinin doğdukları şehirden Batı illerine en kötü işlerde en zor koşullarda ucuza çalışmak için göç etmek zorunda kalmalarına işgücünün daha fazla sömürülmesi penceresinden yaklaşmaya devam edecektir.
Diğer yandan, bugüne kadar sermaye bölgeye yatırım yaparken hep “güvenlik sorunu”na işaret etmiş, teşvikler, arazi tahsisleri, vergi indirimleri vb. konusunda devletten “ne koparabilirsem” hesabı içinde olmuştur.
Ama bölgeye devletin Cumhuriyet yılları boyunca başta altyapı yatırımlarında olmak üzere, son derece titrek davrandığı ve bu titrekliğin resmi inkâr politikasıyla yakından ilgili olduğu not edilmelidir.
Öte yandan, devletin yaptığı ve bölge halkı için yaşamsal önemdeki Sümerbank, Et Balık ve Süt Endüstrisi Kurumları gibi kamu işletmeleri vasıtasıyla yapılan yatırımların tasfiyesinin zamanlaması üzerine düşünülmelidir. Kamu yatırımlarının özelleştirme ve peşkeş yoluyla tasfiyesi, bölge halkını işsiz bırakmış, yoksulluğunu dayanılmaz noktalara taşımıştı.
Kürt Açılımı üzerine yapılan tartışmalarda ismi sık sık anılan eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun can damarı olan bu işletmelerin tasfiye emrini vermişti. Bazıları aynı zatı, bugünkü Kürt Açılımının “manevi babası” ilan etti.
Tesadüf değil...
Peki, Kürt Açılımı bu tabloyu değiştirebilecek mi?
Bu soru, Diyarbakır'daki işsize, kâh Adana'da kâh Ordu'da zor koşullarda çalışıp yaşamaya çabalayan mevsimlik tarım işçisine, ağasının toprağında karın tokluğuna çalışan Kürt köylüsüne sorulmalıdır.
Aynı soruya yanıt ararken, eşitsizliğin arttığı yerde düşmanlığın büyüyeceği gerçeği unutulmamalıdır.
Hele arada Anadolu halklarının yıllardır “inkar politikaları” ile etnik düşmanlıkla doldurulmuş olması gerçeği de varsa ve bugün bölge politikalarını aynı etnik farklılıklara basarak belirleyen emperyalizm sazı eline almışsa...