Aşkın Süzük
Sessiz sedasız
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:46 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:46
Aşkın Süzük'ün “Sessiz Sedasız” başlıklı köşe yazısı 19 Aralık 2012 Çarşamba tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Köprü ve otoyollar 5,7 milyar dolara satıldı. 2 köprü ve 8 otoyolun 25 yıllık işletme hakkı devrini öngören ihalede en yüksek teklifi Koç ve Ülker Grubu’nun içerisinde bulunduğu konsorsiyum verdi.
İhale öncesinde köprü ve otoyolların satılması konusunda aykırı sesler duyulmadı. Ulaşım hakkının önemli bir parçası olarak düşünülebilecek köprü ve otoyol kullanımının ücretsiz olması gerektiği üzerine tartışılmadı.
Karayolları Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak köprü ve otoyollarda çalışanların durumunun ne olacağı sorusu gündeme dahi gelmedi.
İhalede gerçekleşen fiyatın Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın (ÖİB) beklentilerinin altında olduğu gerçeği ise büyük ihtimalle geçiştirilecek. Köprü ve otoyollardan devletin elde ettiği gelirin artan araç trafiğine bağlı olarak hızlı bir şekilde arttığı ve alıcı konsorsiyumun 25 yılda ihalede verdiği bedeli katlayan bir kazanç elde edeceği yazılmayacak.
Ülkemizin en büyük özelleştirme ihalelerinden birisi sessiz sedasız gerçekleştirildi. Sessizlik, özelleştirmeler açısından bir dönemin çoktan kapandığına işaret ediyor.
Hatırlanacaktır, Tüpraş, Petkim, Erdemir ve Telekom gibi dev kuruluşların özelleştirilmesi sırasında, satışta ısrar eden hükümetin karşısında geniş bir kamuoyu tepkisi oluşmuştu. Bu kuruluşların satışı, kamu yararı ve ülke çıkarına aykırı bulunuyordu. Aynı gerekçelerle özelleştirmelere karşı mücadele veriliyordu.
Özelleştirme saldırısının ilgili dönemde yoğunlaşması tepkilerin bir kısmını açıklıyor. 2005-2008 yılları arasında özelleştirme işlemlerinin toplam büyüklüğü 26,8 milyar dolar olmuştu. Yani köprü ve otoyol ihalesi hariç AKP döneminde gerçekleştirilen tüm özelleştirmelerin yüzde 80’i o döneme sıkışmıştı.
Ancak tek neden elbette bu değildi. Eksiği fazlası tartışılabilir ama 2005-2008 döneminde özelleştirilen kuruluşlarda örgütlü olan sendikalar, mücadeleleriyle hem kamuoyu tepkisinin yükselmesinde, hem de yönlendirilmesinde rol oynadılar. Bu kuruluşlarda çalışan, örgütlülük deneyimi yüksek işçilerin, işyerlerine sahip çıkması da sendikaları ileri itmişti.
Aynı dönemde iktidar için yoğun bir hesaplaşma yaşanıyordu. Ülkede siyasal ve toplumsal düzeyde kutuplaşma derinleşiyor ve toplum nezdinde karşılık yaratan siyasal-ideolojik çatlaklar büyüyordu. Bu çatlaklar, genel olarak özelleştirmeler, özel olarak bazı ihaleler için düzen medyası, yargı ve üniversitelerde farklı pozisyonlar alınabilmesini kolaylaştırdı. Öyle ki, özelleştirme iptalleri için açılan dava dosyalarına ana akım gazete haberleri bile girebiliyordu.
Söz konusu nedenler, özelleştirmelere karşı oluşan tepkilerin sınırlarına da işaret etmekteydi. Bu sınırın farkında olan hükümet, 2002’den itibaren arkasına aldığı sermaye desteğini hesaplaşma döneminde dengeleri kendi lehine çevirmek için mükemmel şekilde yönetti. Dev kuruluşların talipleri ve alıcıları düşünülürse, özelleştirmelerin aynı dönemde yoğunlaşmasının hükümetin tek başına “müflis tüccar” anlayışına bağlanamayacağı anlaşılacaktır.
Köprünün altından çok sular aktı... Yıllara yayılan hesaplaşmada AKP zaferini ilan etti ve seçim sonuçlarıyla bu zaferini perçinledi.
Hükümetin yeni özelleştirmelerde artık eli daha rahat. Sendikal hareketin yeni bir sendikal mevzuat gündemiyle önce oyalanması sonra çıkan yasa ile pasifize edilmesi ve yandaş sendikaların güçlendirilmesi operasyonu sonuç verdi.
Özelleştirme süreçlerinde usulsüz işlemlerde hükümetin ayağına dolanacak iptal kararları verecek bir yargı artık yok. Özelleştirmelerin kamu yararına aykırı olduğunu geçmişte senato kararlarıyla ilan etmiş üniversiteler de tamamen kuşatılmış durumda.
Yeni Türkiye’de yandaş ve geleneksel sermaye ayrımı AKP açısından siyasi dengelerde gözetilmesi gereken bir unsur olmaktan tümüyle çıktı. Türkiye tarihinin en büyük ikinci özelleştirmesi olan köprü ve otoyol ihalesinde kazanan konsorsiyumun bileşimine bakılarak bu ayrımın ortadan kalkmış olduğu görülebilir.
Sanayi kuruluşlarını elden çıkaran hükümetin yeni özelleştirme uygulamaları imalat sanayinin dışındaki alanlara kayıyor. Piyasalaşmanın bir parçası olan bu uygulamalar, sağlık ve eğitimin yanısıra enerji ve altyapı hizmetleriyle devam edecek. Yeni dönemde halkın günlük yaşamını doğrudan ilgilendiren bu özelleştirmelere tepkinin farklı kaynakları olmak zorunda.