Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Aşkın Süzük

Perşembenin gelişi...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:17 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:17

2010 yılının son günlerini akaryakıt fiyatlarını tartışarak geçirdik. Yapılan son zamlarla bir kez daha, dünyada benzine en yüksek meblağı vatandaşlarımızın ödediğini hatırladık.

Akaryakıttan alınan yüksek oranlı ÖTV ve KDV vergileri, fiyatları denetlemesi gereken Enerji Piyasası Denetleme Kurulu'nun görevini yapmaması, rafineri çıkış fiyatlarının kontrol edilememesi, yükselen hammadde yani petrol fiyatları, Aydın Doğan'ı ekarte eden AKP hükümetinin bu kez dağıtım şirketlerine göz yumması, dağıtım şirketlerinin yüksek kâr payları...

Konuya ilişkin medyada çıkan haberlerde, yüksek fiyatların nedenleri olarak bunlar gösterildi. Medya hükümete yakınlığına ve bağlantılı olduğu sermaye grubuna göre bu nedenlerden birisi üzerine kurdu haberin senaryosunu.

Nedenleri gayet açık olan bir konunun farklı boyutlarıyla ele alınarak, kafaların bu kadar karıştırıldığı bir başka mesele muhtemelen yoktur.

Bugün akaryakıt fiyatlarının bu kadar yüksek olmasının, neye göre yapıldığı bilinmeyen zamların ve piyasada salına salına benzinin litre başına 4 liranın üzerini görmesinin nedeni bellidir.

Akaryakıt dağıtım sektörünü ilgilendiren özelleştirmeler ve petrol piyasasının ülkemizde serbestleştirilmesi bugün ortaya çıkan tablonun temel nedenidir. İşin buraya varacağını, Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ) ve Tüpraş özelleştirmesine karşı mücadele verenler görmüştü. Uyarıları ve mücadele çağrılarına rağmen özelleştirmeler gerçekleştirildi. 2001 Krizinden hemen sonra bir parçasını petrol piyasasının oluşturduğu enerji sektöründe gerçekleştirilen serbestleştirme hamlesine karşı çıkanlar, bu tehlikeye işaret etmişti.

Yani bu tablo, adım adım çizildi.

2000 yılında dağıtım sektöründe faaliyet gösteren kamu şirketi POAŞ'ın yüzde 51 hissesi, İş-Doğan Petrol Yatırım A.Ş.'ye satıldı. 2002'de şirketin kamuda kalan hisselerinin bir kısmı halka arz edildi. Devletin kontrol hissesi olan ve 5 yıl geçerliliği bulunan Altın Hisse şartnameye aykırı bir şekilde kaldırıldı. Yine aynı yıl, kamuda kalan son hisseler İş-Doğan Ortaklığı'na devredildi. Sonra, İş Bankası Doğan Holding'e hisselerini piyasa fiyatının altında sattı. Yani birkaç yıl içerisinde ülkenin en büyük dağıtım şirketi Aydın Doğan'a armağan edildi. Doğan, POAŞ'ı satın almak için neredeyse beş kuruş ödemedi. 2002'den sonraki alım işlemlerinde şirketin satın alınacak hisseleri teminat gösterilerek, özelleştirme tarihinde görülmemiş bir hukuksuzluğa imza atıldı. Son olarak Aydın Doğan'ın sektörden çıkma kararı ile birlikte Avusturyalı tekel OMV POAŞ'a el koymuş oldu.

Sektörün en büyük oyuncusu olarak POAŞ, kamudayken halkın ucuz ve güvenilir bir şekilde akaryakıta ulaşmasını sağlıyordu. Yerli ve yabancı tekeller bu durumdan elbette rahatsızdı. POAŞ'ın özelleştirilmesinin hemen ardından kırsal bölgelerde çiftçinin ve halkın akaryakıt ihtiyacının kolay ve ucuz karşılanabilmesi için kamu tarafından yaptırılmış olan depo ve istasyonlar kârsız bulunarak kapatıldı. Devletin sektördeki eli kesildi.

POAŞ'ın özelleştirilmesini, sektörün serbestleştirilmesi hamlesi izledi. 10 Aralık 2003 tarihinde yasalaşan Petrol Piyasası Kanunu ile sektördeki petrol arama ve ham petrol üretimi dışındaki tüm faaliyetler, piyasa faaliyeti olarak tanımlandı. 2005 yılında uygulanmaya başlanan bu kanun ile daha önce şeffaf bir şekilde belirlenen ve kamu yararı gözetilerek uygulanan Otomatik Fiyatlandırma Mekanizması (OFM) kaldırıldı.

2005 yılından itibaren sektörde fiyatların piyasada oluşması esası getirildi. Sektörü ve sektör hizmetlerinden yararlanan halkı fiyatlardaki oynaklığın olumsuz etkilerine karşı koruyan ve sektörde üretilen hizmetlerin sürekliliğini sağlayan OFM’nin kaldırılması akaryakıt sektöründe kartel fiyatlamayı kolaylaştırdı. Yani dağıtım şirketlerine gün doğdu. Şirketler birlikte hareket ederek, fiyatlarla oynayabilme imkanına sahip oldular. Aynı kanun, akaryakıt bayilerini de dağıtım şirketlerine bütünüyle tabi kıldı.

Yani serbestleştirme gerekçesiyle çıkarılan kanun kartel fiyatlama, tekelleşme ve şeffaf olmayan bir mekanizmaya yol açan bir yapıyı doğurdu. Sektörde bugün, en büyük 8 firmanın benzinde pazar payı yüzde 97'nin üzerinde. Pazarın yüzde 75'i ise yabancı tekeller tarafından kontrol ediliyor.

Son darbe, ülkemizde akaryakıt üreten tek rafineri şirketi olan Tüpraş'ın özelleştirilmesiyle indirildi. Rafineri faaliyetinde kamu tekeli, özel tekele dönüştü. “Koç gibi satış” başlıklarıyla manşetlere taşınan özelleştirme ihalesiyle Tüpraş, Koç-Shell ortaklığına devredildi. Türkiye'nin en kritik sektörlerinden birinde tüm üretim ve ihracat kararları, özel bir şirketin çıkarları üzerinden belirlenir hale geldi.

Öte yandan, akaryakıtın vergisiz fiyatının yarıdan fazlası, vergili fiyatının ise yaklaşık beşte biri rafineri çıkış fiyatlarından oluşuyor. Yani rafineri şirketinin, dağıtım şirketi ve bayi paylarına göre akaryakıt fiyatına etkisi daha büyük. Ancak özelleştirildikten sonra Tüpraş, rafineri ürün çıkış fiyatlarını, “rekabet gücünü zayıflatacağı” gerekçesiyle kamuoyuna açıklamaktan vazgeçti. Dolayısıyla, son zamlarla oluşan akaryakıt fiyatlarında artışın dağıtım şirketi ve bayi paylarında mı yoksa rafineri çıkış fiyatlarında mı oluştuğu görülemiyor.

Bu noktada, piyasa reformlarının bir parçası olarak Kasım 2001 yılında faaliyet göstermeye başlayan ve sözde “özerk” bir kurul olan Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'na (EPDK) güvenmek durumundayız! Fiyatları ve tüm fiyat bileşenlerini denetlediği ve gerektiğinde müdahale ettiğini varsayıyoruz.

Petrol Piyasası Fiyatlandırma Sistemi Yönetmeliği'ne göre EPDK'nın akaryakıt fiyatlarına tavan fiyat uygulaması getirerek müdahale etme yetkisi bulunuyor. Tavan fiyat uygulaması her kurul kararı için 2 ay süreyle uygulanabiliyor. EPDK, bu yetkisini bir kez kullandı. Haziran 2009'da akaryakıt ürünleri için iki ay süreyle uygulanacak bir tavan fiyat belirlendi. 2 ay sonra, EPDK piyasada koşulların normale döndüğünü görmüş olacak ki, tavan fiyat uygulaması sürdürülmedi. Bu müdahalenin üzerinden bir yıl bile geçmeden akaryakıta zincirleme zamlar yapıldı.

Sektördeki oyuncuların kamuoyuna açıkladığı gerekçeyi biliyoruz. Ham petrolde ve Avrupa'da referans alınan ülkelerde akaryakıt ürünlerinde görülen fiyat artışları... Bu gerekçeye çoğu zaman, akaryakıttan alınan ÖTV ve KDV yüksek korosunun sesi de karışıyor.

Evet ülkemizde akaryakıt ürünleri fiyatlarının bu kadar yüksek olmasının temel nedeni, alınan dolaylı vergilerin oranı. Akaryakıt fiyatının yaklaşık yüzde 70'i ödenen tüketim vergisinden oluşuyor. Fakat, ülkemizde -AKP döneminde bir miktar artırılmış olsa da- akaryakıttan alınan dolaylı vergiler zaten hep yüksekti.

Akaryakıt zamlarının son yıllarda daha fazla isyan ettiriyor olması, bütünüyle yukarıda anlattığımız serbestleştirme ve özelleştirme süreciyle ilgilidir.

Türkiye'de gerek Tüpraş çıkış fiyatını belirleyen rafineri payı gerek de akaryakıt dağıtım şirketlerinin payları AB ülkelerindeki muadillerine göre daha yüksektir. Yani tekeller, Türkiye'de daha fazla kazanmaktadır. Bunun yanında, şirketler parsayı asıl olarak akaryakıt fiyatlarındaki oynaklıktan toplamaktadır. Fırsat kârları elde etmek isteyen dağıtım şirketleri, sektörde dünyada yükselişe geçen fiyatları yurtiçindeki fiyatlara doğrudan ve derhal yansıtmaya, düşen fiyat konjonktüründe ise fiyat indirimlerini geciktirmeye dönük bir strateji izlemektedirler. Akaryakıt fiyatlarında denetlenmeyen bu değişimler, sektördeki büyük oyuncuların yüksek kâr elde etmelerini sağlamaktadır.

Rekabet Kurulu'nun Haziran 2008'de hazırladığı raporda yer verdiği, sektörde tekelci bir yapının oluştuğu ve dağıtım şirketlerinin fırsat kârları elde ettiği yönündeki tespitlerine kulak tıkanırken, fiyat oluşumunu denetlemesi gereken “özerk” EPDK ise piyasaya müdahale edememekte, son zamlarda olduğu gibi sektördeki şirketleri sadece toplantıya çağırarak “insafa davet etmekte” yani ancak “ricacı” olabilmektedir.

Hükümet mi? Yandaş sermaye için alan temizliği gerektiğinde parasını yine halkın ödediği makam aracının deposunun kaça dolduğunu hatırlayan, aksi durumda “müdahale etmemiz mümkün değil” diyen bakanları ile piyasanın hizmetindedir.

Sonuç: Özelleştirme ve serbestleştirme politikalarıyla düzenlenen piyasa, tüm aktörleri ve mekanizmalarıyla birlikte işlemektedir.

Aşkın Süzük 'ın Son Yazıları