Aşkın Süzük
Nabucco Savaş ve Darbelerin Habercisi
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:57 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:57
Türkiye Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nı (BTC) çok tartışmıştı. Geçen hafta hükümetlerarası anlaşmaya basılan imzalarla ilk adımı atılan Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı'nı da tartışıyoruz.
Nabucco ile ilgili dün Star Gazetesi Başyazarı Mehmet Altan'ın “Ergenekon'u Nabucco mu Yakalattı?” başlıklı yazısı, boru hattının bazı gerçeklerinin ortaya konmasını zorunlu kılıyor.
Nabucco'nun bütünüyle AB'nin enerjide arz güvenliğini sağlamak için şekillenmiş bir proje olduğunun altını çizerek başlayalım. AB'nin doğal gaz temininde Rusya'yı bypas etme hesabı, projenin birçok belirsizliğe rağmen ısrarla gündemde tutulmasının temel nedeni. Bu hesap, ABD'nin Orta Asya, Kafkasya ve İran gündemi ile de kesişiyor. Nabucco'ya ABD ve AB'nin yaptığı “yatırım”, bölgede dengelerin değiştirilmesi planı ile yakından bağlantılı.
Kafkasya, Hazar Havzası ve Orta Asya üzerindeki Rusya ve Çin etkisinin azaltılması, İran'ın emperyalizme bütünüyle entegre edilmesi ve son olarak da, Irak doğal gazının çıkarılıp dünya pazarlarına ulaştırılabilmesi için Kuzey Irak'ın geleceğinin netlik kazanması... Bu üç başlıkta yol alınmadan, Nabucco'nun ölü bir proje olacağını AB ve ABD gayet iyi biliyor.
Çin'de Sincan'da yaşananlar bazı denemelerin yapılmaya başlandığını, Brüksel merkezli bir ABD düşünce kuruluşunun Kuzey Irak'ın Türkiye'ye bağlanması fikrini gündeme taşıması ise fikir cimnastiğinin başladığını gösteriyor.
Nabucco, bu nedenle çok önemli ama projenin kendisi bu büyük niyetin habercilerinden yalnızca biri olduğu için de önemsizdir.
Büyük resim bu şekilde çizildiğinde, Türkiye'de Nabucco'nun AKP hükümeti ve destekçisi liberaller tarafından pazarlandığı biçimiyle ele alınması komiktir.
Türkiye'nin bölgedeki emperyalist projeler doğrultusunda alacağı roller, bu projelerin tanıyacağı marjlarla sınırlıdır. Gözünü Kafkaslara, Hazar'a, İran'a dikmiş ABD açısından Türkiye'nin rolü, Nabucco'da olduğu gibi transit ülke olma konumundan öteye gitmez. Söz konusu coğrafyalarda adım atan ABD ve yedeklediği AB açısından, Türkiye'nin yakın dönemde “nasıl bir ülke” haline geleceği de bir noktaya kadar önemlidir. “Ergenekonlu” ya da “Ergenekonsuz”, islami ya da laik, sınırları genişlemiş ya da daralmış bir Türkiye...
***
Dünkü yazısında “Ergenekon'u Nabucco mu yakalattı?” diye soran Mehmet Altan, Nabucco'da anlaşmalarda Türkiye'de bir “darbe riski”nin dikkate alınmadığını yazmış. Altan'a göre darbe ihtimalinin ortadan kalkması, “Ergenekon Örgütü”nün çökertilmesiyle ile ilgili.
Altan, BTC için yapılan anlaşmalarda ise darbe ihtimali düşünülerek aşağıdaki maddeye yer verildiğini söylüyor:
“Tüm proje boyunca devlet makamları tüm kişilerin güvenliğini sağlayacak, tesisler ve kişileri iç savaş sabotaj, abluka, ihtilal, ayaklanma, isyan, karışıklık, terörizm, adam kaçırma, ticari zorbalık, organize suç veya diğer tahripkar olaylardan kaynaklanan tüm zarar ve ziyana karşı koruyacaktır.”
Öncelikle şunu söylemek gerekiyor. Altan'ın alıntı yaptığı anlaşma, BTC'de Türkiye'nin imza koyduğu “Ev Sahibi Ülke Anlaşması”dır. BTC'de boru hattının Türkiye bölümü Jandarma tarafından korunmaktadır.
Bu tür uluslararası projelerde önce “Hükümetlerarası Anlaşma” imzalanır. Nabucco'da sıra henüz ikili anlaşmalara gelmedi. İkili anlaşmalar imzalandığında bu tür bir maddeye yer verilip verilmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.
Ancak...
Nabucco'da boru hattının “özel güvenlik birimleri” tarafından korunacağı belirtiliyor. Bu özel güvenlik birimi NATO da olabilir. Şirketlerin hizmet alacağı kiralık askerler de... Bu konu yine “Ev Sahibi Ülke Anlaşmaları” ile kesinlik kazanacak.
Eğer boru hattının korunması ülkelerin kendi güvenlik güçlerine bırakılmaz ise Nabucco'da “Ev Sahibi Ülke Anlaşmaları”nda, Altan'ın BTC anlaşmasından alıntıladığı kısım elbette olmaz. Türkiye'deki olası darbeye, ihtilale veya savaşa karşı, boru hattı ülkenin kendi güvenlik güçleri değil de, örneğin NATO tarafından korunacaksa böyle bir maddeye niye ihtiyaç olsun?
Mehmet Altan burada kendi söylediği ile çelişmektedir.
ABD destekli AB projesinde boru hattının güvenliği konusunda böyle bir düşünce var ise Altan'ın iddia ettiğinin tam aksine, bölgede savaş, darbe ve ihtilal ihtimalinin BTC anlaşmasının imzalandığı döneme göre arttığı anlaşılıyor. Öyle ki, ABD destekli AB projesi sağlama alınmaya çalışılıyor.
Nabucco ile ilgili büyük resim, geniş bir coğrafya için savaşa ve darbelere açık, istikrarsız bir döneme işaret ediyor. Türkiye de bu resmin bir parçası. Boru hattının ikili anlaşmaları da bu olasılıkları gözeterek yazılacak.
***
Ve son olarak... Mehmet Altan'ın, Nabucco boru hattı projesini AB'ye ilk önerenin “milli şirketimiz BOTAŞ” yani Türkiye olduğundan haberi var mı? Üstelik bu öneri yapıldığında, Savcı Zekeriya Öz ve arkadaşlarının yazdığı iddianamelere göre “Ergenekon Örgütü” ülkemizde en etkili dönemini yaşamaktadır!