Aşkın Süzük
Melih Altınok AKP'yi niye öpüyor?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:03
Taraf Gazetesi'nin “Solaçığı” Melih Altınok dünkü köşesinde TEKEL işçilerinin kendisine yazdığı mektuba epey içerlediğini belli eden bir yazı yazmış. Başlığı da, “Bayram değil, seyran değil...”
Altınok, “'Kendim için istemiyorsam' isimli yazımda özetle, TEKEL işçilerinin eylemlerini yalnızca ekonomizm temelinde değil, ancak demokratik açılım sürecine destek olan ve askerî vesayet sistemine karşı çıkan daha kapsayıcı bir perspektifle şekillendirmeleri halinde başarıya ulaşacaklarını savlamıştım” diyerek başladığı yazısında özetle, TEKEL direnişinin kurda, kuşa, statükoculara yem olduğunu belirtiyor.
TEKEL direnişin oklarının asıl olarak AKP hükümetine çevrilmiş olmasının, eylemin temel handikapı olduğunu söylüyor Altınok. Bu nedenle de, “Ergenekon muhafızları”nın bu direnişe verdikleri destekle birer eylem güzeli haline geldiklerini vurguluyor.
Bu kesimlerin işçi eylemlerini “yalnızca siyasal iktidara kinin kusulduğu kısır bir zemine indirgemeye” ve bu eylemlerin içerisine “içe kapanmacı, militarist, barış ve demokrasi karşıtı söylemleri sokmaya” çalıştıklarını da ekliyor.
“Kurda kuşa yem olan” TEKEL işçisi, Solaçık'a yeni bir mektup yazar mı bilmiyorum ancak gazete değiştirince memleket tahlilleri de değişen Altınok'un köşesinde yukarıdaki düşünceleri sıralaması şaşırtıcı değil. Taraf'ta bunları okumaya alıştık.
Taraf'ın bir başka köşe yazarı değil miydi, işsizlik rakamları üzerine haddinden fazla yaygara koparılıyor diyen? Neymiş? İşsizlik sorunu olduğundan daha büyük gösterilerek AKP karşıtı “Ergenekoncu lobi” güçlendiriliyormuş.
Tarafı belli Taraf yazarı Altınok, işçileri demokratik açılıma destek vermeye, askeri vesâyet rejimine karşı çıkmaya çağırırken, özgürlükçü bir solun radikal bir alternatifine işaret ettiğini belirtmiş. Böylece işçilere başarının sırrını verdiğini söylüyor. Ancak kendisini de dahil ettiği aynı özgürlükçü sol çevrelerin, açılıma destek verirken ve vesâyet rejiminin dönüşümünü alkışlarken, niçin bu ülkede 8 yıldır iktidar olan AKP hükümetinin işçi düşmanı politikalarına cepheden bayrak açmadıklarını yazamıyor.
TEKEL işçilerine mücadelelerini ekonomizme hapsetmemeleri söylenir ve işçiler meseleye bütüncül bakmaya çağrılırken, sol da memlekette yaşananları emek-sermaye çelişkisi açısından değerlendirmek ve ona göre pozisyon almak yerine ne idüğü belirsiz bir “demokratikleşme” eksenini veri alarak hareket etmeye davet ediliyor. Buradan sadece, ülkenin tüm kurumlarıyla, emperyalizmin yönelimleri doğrultusunda dönüştürülmesi sürecinin sürükleyicisi olan AKP'ye yedeklenme çıkar.
Bazıları tarafından klişe bulunacak bir doğrunun altını çizmekte fayda var: Ülkenin girdiği dönüşüm sürecini de, bunun emperyalizm adına öznesi olan AKP'yi de durduracak olan sınıf tavrının her başlıkta keskinleştirilmesi, memleketine sahip çıkan işçilerin mücadelesinin yükselmesi olacaktır. Çünkü, bu dönüşüm gerçekleşirken düzen içi öznelerin ve kurumların çatışması, piyasacılığı ve Amerikancılığı güçlendirmektedir.
İşçi hareketindeki kıpırdanmanın AKP hükümetini bu kadar rahatsız etmesinin en önemli nedeni budur. Dönüşüm sürecine, devletin tüm mekanizmaları ve düzen siyaseti angaje edilirken, emekçi halkın AKP'ye itiraz etmesi ve politikalarına halk tarafından onay verilmediği görüntüsünün oluşması nedeniyle hükümet partisi küplere binmektedir. “Elitist” siyaset ve yönetme geleneğine savaş açtığını ilan eden AKP açısından emekçi halkın itirazı, tam bir kabustur. AKP'nin 2009'un son ayında içine girdiği panik halinin açıklaması da burada yatıyor.
AKP'ye yedeklenirken sol olma iddiasını sürdüren kesimleri de, iş solun temsil ettiği ve dayandığı işçinin emekçinin gündemlerine geldiğinde, çuvallatan aynı nedendir. Türkiye'nin “sivilleşmesi”ne destek çıkan bu kesimlerin, sürecin özünün piyasacılığı, işçi düşmanlığını ve Amerikancılığı güçlendiriyor olması nedeniyle, bu başlıklarla doğrudan ilişkili gündemlerin kenarından dolaşmalarına neden de budur.
Ha bu gündemlerin kenarından dolaşılmazsa olacağı ise Melih Altınok'un içine düştüğü durumdur. Yukarıdaki parantezin ardından Altınok'un dünkü yazısının enteresan bir bölümüne işaret edelim. Yazar, birilerinin suyu çok bulandırdığını belirterek işçi eylemlerindeki tüm tepkinin kanalize edildiği AKP hükümetinin AB'ye uyum çalışmaları doğrultusunda, sendikal örgütlenmenin önünü açmaya ve sendikaları şeffaflaştırmaya çalıştığını söyleyerek açıktan AKP güzellemesi de yapıyor.
Altınok'un AKP'yi eleştirmesini beklemiyorum ama AKP'cilikle, işbirlikçilikle, liberallikle yaftalanmasına isyan ettiği bir yazıda AKP'yi övmeye devam etmesine pes doğrusu. Altınok, AKP hükümeti döneminde çarşaf gibi uzayan sendikal hak ihlalleri listesini hiç görmedi diyelim. 25 Kasım'da kamu emekçilerinin grev gerekçelerini de mi bilmiyor?
TEKEL işçilerine “domuz” diyen Başbakan AKP'li. İşçileri Ankara'nın ayazında sırılsıklam ıslatan, gaza boğan, cop darbeleriyle kötürüm bırakan AKP'nin polisi.
İtfaiye işçilerini önce işten atan, sonra hakları için direndiklerinde polisin yardımıyla zabıta ekiplerini eylem çadırlarını yıkmaya yollayan ise AKP'li büyükşehir belediyesi.
Kamu emekçilerinin 25 Kasım Grevi için, eylemden önce “sonuçlarına katlanırlar” diyen yine Başbakan Tayyip Erdoğan. Aynı greve katılan TCDD çalışanları için “bunlar memur değil serseri” tabiri kullanan TCDD Genel Müdürü de bir AKP'li bürokrat.
Krize girilmeden önce kümülatif yüzde 40 gerçekleşen büyümeden işçilere zırnık koklatmayan, sermayeye teşvik üstüne teşvik verirken asgari ücrete, emekli maaşına ve kamu çalışanlarının ücretine bütçe açığını gerekçe göstererek komik zam oranları belirleyen AKP değil mi?
Ancak mesele bu değil.
Görmek istemeyince görmüyorlar.
İddia edildiği gibi Türkiye'nin “sivilleştiğini, sivilleşirken güzelleştiğini” farz edelim. E Altınok, “sivilleşirken” işçi düşmanlığında da gaza basılıyorsa, emekçinin ekmeği küçülüyorsa, sormaz mısın “bu işte bir iş var” diye? Sormuyorsan...