Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Aşkın Süzük

Korkunun ecele faydası yok

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:57 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:57

19 Haziran 2013 Çarşamba tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

AKP hükümetini hazırlıksız yakalayan ilk eylem Gezi Direnişi değildi. Hükümet açısından bu çapta korku ve panik yaratmamış olsa da Ankara’da 78 gün süren TEKEL Direnişi, iktidar hesaplaşmasında zaferini ilan etmek üzere olan AKP’yi hayli telaşlandırmıştı. Sadece Ankara’da değil tüm Türkiye’de halkın işçilerle gösterdiği müthiş dayanışma hükümeti şaşkınlığa sürüklemişti.

O dönem de Başbakan Yardımcısı olan Bülent Arınç’ın TEKEL eylemleri ile ilgili sarfettiği şu sözler çok şey anlatıyordu:

“Ben, toplumsal muhalefetin genişlemesinden, büyümesinden, bir cephe haline gelip sokaklara çıkmasından memnun değilim. Bir siyasi iktidar bundan memnun olmaz. Parlamentonun içindeki siyasi partilerin eleştirisi veya bizi yıpratmasına biz gülüp geçiyoruz. Çünkü hiç etkili değiller ama karşımızdaki muhalefet sokağa çıkar da bunun içerisinde hanım kardeşlerimiz, gençler, onların yavruları çıkar ve bunlar üzerinden iktidar yıpratılmaya çalışıyorsa ben bir siyasetçi olarak bundan çekinirim, endişe ederim.”

Hükümetin Meclis’teki muhalefetten değil halkın muhalefetinden korktuklarını ortaya koyan bu açıklamanın benzerlerini Gezi Direnişi sırasında duymadık. Nedeni açık değil mi?

Çünkü Arınç’ın TEKEL Direnişi günlerinde işaretlerini aldığı halk hareketi, Gezi Direnişi ile yaşanıyordu.

Başbakan ve bakanlar sokağa çıkan milyonlara bu nedenle “çapulcu”, “marjinal”, “terör örgütü mensubu” dedi ama “halk” diyemedi.

Eylemlerin arkasında dış mihraklar ve faiz lobisinin olduğunu söylediler. Oysa direnişin arkasında halkın meşru tepkisi vardı.

Halk korku duvarını aştı, hükümet ise alabildiğine korkmaya başladı. TEKEL işçilerinin onurlu mücadelesi ile yeniden örülmeye başlayan halkın vicdanının bugün ayağa kalkması karşısında korktuğunu saklamaya çalışan iktidar saldırganlaşacak, darbe dönemlerini aratmayan uygulamalara başvuracaktı. Bunda gecikmediler.

Polis yetmedi, jandarmayı devreye soktular. Tüm dünyanın gözleri önünde sokakta işkence yapıldı. Eylemdeki yüzlerce kişi gözaltına alındı, haklarında hiçbir işlem yapılmadan zorla alıkonuldu. Sonra cadı avı başladı, evler basıldı.

AKP mitinglerinde, direnişe destek veren tüm kesimlerden hesap sorulacağı ilan edildi. Hemen ardından eli sopalı, döner bıçaklı tipler peyda oldu. Hükümet gerekirse askeri göreve çağıracağını da açıkladı.

Taksim’i önce işçilere, şimdi de tüm halka yasakladılar. Gezi Parkı ve Taksim Meydanı, polis işgali altında. Gezi Parkı’nda üç gündür hummalı bir “çevre” faaliyeti sürdürülüyor. Hükümet halkın Gezi’ye tekrar çadır kurmasından çekiniyor olacak ki, parkın her yerini çiçeklerle donatıyor.
Gezi Direnişi’nde sosyal medyanın etkisi görmezden gelinemez. İktidar önce, bu mecrayı lehine kullanmaya çalıştı ama başarılı olamadı, şimdi “sosyal medyaya düzen getiriyoruz” denerek bu mecraya yasaklar getirilmesi planlanıyor.

Gezi Direnişi sırasında yandaş medya, anaakım medyayı da içine alarak genişledi. Şimdi bir bütün olarak medyanın, korkan hükümetin sesi olarak çalışmaya başlayacağını varsayabiliriz. Nitekim, DİSK ve KESK’in genel grev kararını yeni bir 28 Şubat senaryosu olarak göstermekte gecikmediler. Grevin sönük geçmesi bu propagandayı kolaylaştırdı.

Yeni senaryolar, komplo teorileri ve yeni düşmanlar icat edileceğinden şüpheniz olmasın. Hükümet ayakta kalabilmek için her başlıkta türlü yalanları tedavüle sokmaktan çekinmeyecek.

Ancak Taksim’de yürüyen de, duran da bir tehdit olarak algılanıyorsa, halkından ölesiye korkan bir iktidarla karşı karşıyayız demektir.
Korkunun ecele faydası yok.

Tarih, halkından korkan ve korktuğu için korkutmaya ve sindirmeye çalışan hiçbir iktidarın ayakta kalamadığını yazar...

Aşkın Süzük 'ın Son Yazıları