Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Aşkın Süzük

İşçi yine kaybetti

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

22 Nisan 2008... Başbakan Tayyip Erdoğan, sendikaların 1 Mayıs'ı Taksim'de birlikte kutlama kararı almasının ardından, Meclis grubunda şöyle konuşmuştu: "Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar... 'İlla Taksim'de yaparız' derseniz buna mülki idare olumlu bakmaz. Çünkü bu böyle başlarsa arkası farklı gelir."

4 Temmuz 2009... Sakarya İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada Erdoğan, "Şimdi de diyorlar ki efendim neymiş, 'greve gideceğiz.' Kusura bakmasınlar, eğer greve gideceklerse buyursunlar gitsinler. Gücümüz neyse bunu vereceğiz. Bana ait özel kasalarım yok" diyerek sendikalara rest çekti.

Başbakanı söyler, bakanı durur mu?

6 Temmuz 2009... Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, sabah saatlerinde 1 saatlik iş bırakma eylemi gerçekleştiren sendikalara "Elbette grev çalışanın hakkı. Biz hükümet olarak bunu arzu etmeyiz ama grev hakkını kullanmanın sendikalara yüklediği bir maliyet var. Grevde kamunun ücret ödeme açısından bir tasarrufu da olur" diyerek tarihi sözlere imza attı.

Bir sermaye partisi olan AKP'nin hükümetteki temsilcilerinin ağzından dökülen bu sözler, işçi düşmanıdır, halkı küçümsemekte ve tehdit etmektedir. Asıl önemlisi ise devlet büyüklerimizin artık, içlerinden geçenleri bu kadar açık söylemekte hiçbir beis görmemeleridir.

Başbakanın ve bakanın bu cüretli çıkışları, AKP'nin 7 yıllık hükümet dönemlerinde emekçileri itilmeye kakılmaya uygun bir "ruh hali"ne sokmayı başarması sayesinde mümkün olmaktadır. İşçiler kaybetmeye alıştırılmaktadır. Sendikalar ile hükümet partisi arasındaki ilişki de, AKP hükümeti döneminde aynı nedenle toptan değişmiştir. Bırakın mücadeleci olmayı, müzakare eden sendikalar bile AKP'nin hedefi haline gelmiştir.

Kamu sözleşme sürecinde "ben bilmem, Başbakanım bilir" deyip Türk-İş'i Başbakan ile görüşmeye yönlendiren "inisiyatifsiz" Devlet Bakanı Hayati Yazıcı'nın, televizyonlarda sabahki eylem görüntüleri hala dönerken "grev yapın da, devlet işçiye emekçiye ücret vermekten kurtulsun" mealli çıkışının başka bir açıklaması olabilir mi?

Dün akşam saatlerinde hükümet ile Türk-İş arasındaki görüşmeler anlaşmayla sonuçlandı. İşçilere verilen ücret zammı, geçen hafta Çarşamba günü Başbakan Erdoğan'ın Türk-İş'e önerdiği orandan bir puan fazlaydı.

2009'da ilk altı ay için yüzde 3, ikinci altı ay için yüzde 4,5 şeklinde olan son teklif, iş bırakma eyleminden sonra ikinci altı ay için yüzde 5,5'e çekildi.

Türk-İş, bin 230 TL'den düşük alan işçilerin ücretinin bu seviyeye çıkarılmasını talep ediyordu. Kamu işyerlerinde çalışan kıdemi az olan işçilerin büyük kısmı, düşük ücretle çalışıyor. Kamuda asgari ücret alan işçilerin sayısı hızla artıyor. Hükümet, bu düşük ücretli işçilere zam dışında 25 TL seyyanen ödeme yapmayı önerdi. Varılan anlaşmada ise yapılacak ödeme 60 TL'ye çekildi.

Önce 81 ilde AKP binalarına düzenlenen yürüyüşler, ardından dün Türkiye'nin dört bir yanında kamu işçilerinin bir saatlik iş bırakması 1 puan ile 35 TL için miydi?

Elbette değildi. Sendikalar ve kamu işçisi, hükümetle eninde sonunda varılacak anlaşmanın daha parlak bir şekilde sonuçlanmasını zaten beklemiyordu. Gerçekleştirilen eylemler, AKP güdümündeki Türk-İş yönetimini tabandaki işçiler nezdinde rahatlatmaya, kamuoyu gözünde meşrulaştırmaya yaradı.

Dün kamu sözleşmeleri için görüşme trafiği başlamadan önce, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ve Hak-İş Başkanı Salim Uslu, "işçi simsarlığı"nı serbest hale getiren Özel İstihdam Bürolarına ilişkin düzenlemeyi görüştüler. Sendikalar itirazlarını Gül'e doğrudan ilettiler.

Güvencesiz ve esnek çalışmayı yaygın hale getirecek, sendikal örgütlenmenin önüne yeni engeller çıkaracak düzenlemeye muhalefetin, "Cumhurbaşkanının yasal değişikliği veto etmesi çerçevesine" sıkıştırılması büyük bir hatadır ancak şaşırtıcı değildir.

"Ricacı" pozisyona zorlanan sendikalar, "itilip kakılmaya" ve kaybetmeye giderek alıştırılan işçiler...

Yalnızca, işçilerin başlarını biraz daha dik tutmaya ve kendilerine yeniden güvenmeye başlamaları, bu tabloyu değiştirebilir. Formülü yok ama açık olan, AKP'nin fiyakasının bazı başlıklarda bozulduğuna şahit olmadan işçilerin kendilerine güvenmelerini sağlayabilmek imkansız.

Aşkın Süzük 'ın Son Yazıları