Aşkın Süzük
Grev
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01
Bugün grev var. Yüzbinlerce kamu emekçisi bugün işbaşı yapmayacak. Trenler duracak, uçaklar rötar yapacak, okullarda sıralar boş kalacak, sağlık emekçileri acil vakalar dışında sağlık hizmeti vermeyecek, otoyollarda geçişler aksayacak, vergi daireleri çalışmayacak, yerel hizmetler sunulmayacak. Greve destek verenlerle birlikte, ülkemizin dört bir yanında emekçiler işlerinin başında değil, AKP hükümetini protesto etmek için meydanlarda olacaklar.
Başbakan Erdoğan ise emekçileri yine tehdit etti. Uyarı grevinin yasal olmadığını ve kamu emekçilerinin bu eylemin sonuçlarına da katlanacaklarını söyledi.* Hatırlanacaktır, Başbakan aynı tehditkâr üslubu, 7 Temmuz'da toplu iş sözleşmesi sürecinde hükümetin tavrını protesto etmek için 1 saatlik iş bırakan kamu işçilerine de sergilemişti.
Oysa Türkiye'de son 6 aydır “derin bir hoşgörü dönemi” yaşanıyor.
Kürt meselesinde “tarihi fırsat” yakalandığı tespit edileli 6 ay kadar oluyor. Son Dersim tartışmasında olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin artık “resmi tarih” tezleriyle hesaplaştığı iddia ediliyor. Başbakan, geldiği siyasi geleneğin yıllardır katillerini sahiplendiği Sivas Katliamı'nın acılarını “yüreğinde” hissettiğini söylüyor. Yine yıllardır düzen siyasetinin “kökü dışarıda” dediği Nâzım Hikmet'in, memleketin bir değeri olduğu ilan ediliyor. Düzen siyasetçilerinin isimlerini ağızlarına almadıkları, aldıklarında da küfürler savurdukları Pir Sultan Abdal, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya artık saygı duyulan sanatçılar oluyor. Konuşmalara Ahmed Arif şiirleri serpiştiriliyor.
Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli'ye, siyasetin tuzu biberi sayılabilecek sert çıkışlar dışında Kasımpaşalı Başbakan “derin hoşgörü dönemi”nde üslubunu da pek bozmuyor.
Peki, böyle bir süreçte Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kamu emekçilerine ve sendikalarına tehdit savurması, “demokratikleşen” Türkiye'ye yakışıyor mu?
Yakışıyor...
Israrla vurgulanmalı Bu dönemin yaldızları kazındığında altından sol ve emek düşmanlığından, ülkenin gericileştirilmesi operasyonundan ve daha önemlisi halkların birbirine düşürülmesinden başka bir şey çıkmayacaktır. “Derin hoşgorü” döneminde, Başbakanın emekçilerin eylemlerine gösterdiği refleksin, savurduğu tehditlerin tek açıklaması budur.
1990 yılından bu yana eşit ve özgür bir Türkiye talebiyle, grev ve toplu sözleşme hakkı için verdikleri mücadeleyi birleştiren kamu emekçilerinin, bugün yapacağı grevin Başbakanı kızdırmasının nedeni de budur.
15 Mayıs'tan bu yana “TİS yoksa grev var” şiarıyla KESK tarafından başlatılan eylemlilik süreci, Kamu-Sen'in de katılımıyla gerçekleştirilecek uyarı greviyle önemli bir aşamaya geçecek. KESK, Kamu-Sen ve diğer sendikalar, hükümet ve hükümet partisinin belediyelerinin hizmetlere ve vergilere zam üstüne zam yaparken, kamu emekçilerine yüzde 2,5+2,5 zam önerilmiş olmasına sessiz kalmayacaklar.
Bugün grev var. Hep birlikte, kamu emekçilerinin eylemlerine destek vereceğiz. “Toplusözleşme hakkımızı çiğnetmemek için, insanca ücret için, krizin bedelini ödememek için, demokratik bir çalışma yaşamı için” kamu emekçileriyle birlikte, meydanlarda olacağız.
*Gece 12:00'de başlayan grevin ilk saatlerinden itibaren çeşitli illerde BTS üye ve yöneticilerinin göz altına alınmaya çalışılması, Başbakan'ın ne demek istediğini açıklıyor.