Aşkın Süzük
Emekçilere “demokrasi” tuzağı
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:16 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:16
Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba...
AKP hükümeti, 12 Eylül referandumu ile yalnızca yargıyı teslim alan ve yürütmenin etkisini artıran bir dizi değişikliği kabul ettirmekle kalmadı. Statüko dağıtıldı, “ileri demokrasi”ye geçildi...
Yani referandumun öncesinde yaratılmaya çalışılan demokrasi ilüzyonunda amaca ulaşıldı. Ancak asıl başarı, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren tüm temel tartışmaların, AKP'ye düzen içi ve hatta düzen dışı muhalefetin ekseninin “demokrasi”ye kilitlenmesi oldu. Artık, AKP'nin tüm icraatları demokrasi kantarına vurulmaya başlandı.
Eksen buraya kayınca, AKP faşist yüzünü daha rahat gösterebildi çünkü bu parti “yeni Türkiye”yi yükselteceği en elverişli siyasi atmosferin bu şekilde yaratılacağını çok iyi biliyordu.
Faşizan uygulamalar, AKP'yi bu eksende eleştirenlere kolay muhalefet imkanı verdi.
Demokrasi tuzağına düşüldü.
Bu nedenle, Dolmabahçe'deki öğrenci eylemlerinde talepler ve gençlerin neye tepki duydukları değil, eylem biçimleri masaya yatırılabiliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın padişah sofrasını basmaya niyetlerinin olup olmadığı kolayca tartışılabiliyor.
Üniversiteleri bütünüyle sermayenin belirlenimine sokan ve gericiliğin alabildiğine önünü açan AKP'lilerin üniversitelerde konuşmaya hakkının olup olmadığı değil, onları susturan öğrencilerin demokrasi ve özgürlük anlayışları sorgulanıyor.
Türkiye’deki Kürtlerin yüzde 23’ünün açlık, yüzde 53’ünün yoksulluk sınırının altında yaşadığını ortaya koyan ve Kürt sorununun asıl olarak sınıfsal bir sorun olduğunu göstermeye yeten araştırmalar yayınlanırken, çözüm hâlâ demokratikleşmede aranabiliyor.
Yaklaşık bir yıl önce şu günlerde başlayan ve sınıfın gündemini ülke gündemine taşıyan TEKEL direnişi de, AKP karşıtı havasıyla Türkiye'nin demokratikleşme yolculuğunu sekteye uğratabileceği için eleştirilmemiş miydi? O gün başarılamayan bugün başarılmıştır.
Sendikalar tarafından emek düşmanı düzenlemeler, daha çok sendikal özgürlükler ve haklar temelinde eleştirilmeye başlanmıştır. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, hükümeti formalite icabı da olsa emeğe ilişkin başlıklarda artık konfederasyonların görüşüne başvurmamasını eleştiri başlığı haline getirebilmektedir. KESK'te yaşananlar ise yine bu konfederasyonun yöneticilerine göre en fazla konfederasyonun demokrasi mücadelesini sekteye uğratacaktır...
Demokrasi tuzağı, Türkiye'de dönüşümün sınıfsal özünün üstü örtülmesini kolaylaştırmıştır.
Oysa, AKP hükümeti seçim sonrasına bıraktığı asıl saldırının zeminini hazırlamaya çoktan başlamıştır. Kamuoyunda Torba Kanun Tasarısı olarak bilinen düzenlemenin içerisinde sermayeye yeni kaynakların aktarılması, kamu emekçilerinin güvencesizleştirilmesi, esnek ve atipik istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması, İşsizlik Sigorta Fonu'nun sermayenin yağmasına açılması, genç işçilerin daha fazla sömürülmesi için bir dizi değişiklik yer almaktadır.
4857 Sayılı İş Kanunu'nda düzenlenen kısa çalışma ödeneği uygulaması, yalnızca genel kriz halleri için düzenlenirken, kriz kapsamı Kanun Tasarısı'nda hem sektörel hem de bölgesel ifadeleriyle genişletiliyor. Yani, sermaye adına İşsizlik Sigorta Fonu'ndan karşılanan kısa çalışma ödeneği, “zor durumdaki” tüm patronları kurtarma fonu haline getiriliyor.
2003 yılında yürürlüğe giren İş Kanunu'nun esnekleşmenin önünü açan bir dizi maddeyi barındırdığı biliniyor. Bunlardan bir tanesi de, çağrı üzerine çalışmayı düzenleyen maddeydi. Torba Kanun Tasarısı ile çağrı üzerine çalışma ilişkisi daha ayrıntılı düzenlenirken, buna uzaktan ve evden çalışma uygulamaları da ekleniyor.
Deneme çalışma süresinin ise 25 yaşın altındaki işçiler için 2 aydan 4 aya çıkarılmasına imkan tanınıyor. Çalışma saatlerinin esnekleştirilebilmesine yol açan denkleştirme süresi ise turizm sermayesine kıyak yapılarak bu sektörde 4 aya çıkartılıyor. Yani turizm sezonunda turizm işçilerinin daha fazla sömürülmesinin önü açılmış oluyor. Torba Kanun Tasarısı'ndaki son iki düzenleme, halihazırdaki İş Kanunu'nda toplu sözleşme hükümlerine bağlı durumdaydı. AKP böylece sendikal örgütlülüğe düşmanlığını belli ederek toplu iş sözleşmesi sistemini de kemiren bu değişikliklere imza atmaya hazırlanıyor.
Ayrıca 657 Sayılı Yasa'da da daha önce gündeme gelen değişikliklerin bir kısmı da Torba Kanun Tasarısı'na alındı. Kamu emekçilerinin güvencesizleştirilmesinin önünü açan düzenlemelerin yanısıra, kamuda özel sektörden yönetici transferlerini içeren uzmanlık sistemi ile performans yönetimi benimseniyor.
Torba Kanun Tasarısı'nın bazı maddelerinde AKP'nin seçimleri de gözeterek son anda geri adım atıp atmayacağı, tasarının görüşülmesinin gelecek yıla kalıp kalmayacağı belirsiz. Ancak, AKP hükümetinin seçim sonrasına sakladığı asıl saldırıya zemin hazırlayan bu adımı dahi, patronlara büyük bir güven veriyor, onları daha cüretkar kılıyor.
Yabancı bir fon tarafından satın alınan Türkiye'nin en köklü ilaç şirketlerinden Deva İlaç'ta daha iki gün önce yaklaşık 80 işçi kapı önüne konuldu. Amaç sendikasızlaştırma. Toplu iş sözleşmesi imzalanmaya hazırlanılan fabrikada, işçiler bireysel iş sözleşmesine zorlandılar. Kabul etmeyenler işten atıldı. Sendikal örgütlülüğün zaten zayıf olduğu ilaç sektöründe sendikaları bütünüyle bitirmeye çalışıyorlar. Dev ilaç tekelleri ülkemizi ucuz ve sendikasız işgücüne dayalı jenerik ilaç üretim merkezine dönüştürmeye, AKP'nin yarattığı ve sermayeye güven veren “ileri demokrasi” atmosferiyle karar verdiler.
Türk Metal Sendikası, önceki dönemlerde olduğu gibi metal patronlarına zorluk çıkarmadan Metal grup sözleşmelerinde ilk ve belirleyici imzayı attı. MESS'in önerdiği sözleşmede bazı esneklik hükümlerinde ısrarcı olmadığı, hükümetin hazırlanmakta olduğu esnekleşme saldırısına güvendiği ve sözleşmeleri de bağlayacak olan genel yasal değişiklikleri beklediği konuşuluyor. DİSK'e bağlı Birleşik Metal'e üye işçiler ise dayatılan sözleşmeyi kabul etmeyeceklerini ilan ettiler. Elbette, demokratik sendikal haklarını kullanmış olmadılar, sınıfsal bir refleks gösterdiler.
İki olay, AKP hükümetinin demokrasi ekseninde kıyasıya eleştirildiği, hükümetin ve yandaşlarının aynı eksende yanıt üretmeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşti. Bu saldırılarla Torba Kanun Tasarısı'nın aynı dönemde gündeme getirilmesi ve “demokrasi” tartışmaları arasındaki bağı göremezsek, biz de bu tuzağa düşmüş oluruz.