Aşkın Süzük
Emek Düşmanı 'Özgürlükçü' AKP
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:58 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:58
AKP'yi önceki hükümet partilerinden farklı kılan pek çok özelliği var. Ama bu özelliklerden biri var ki, onu başa yazmak gerek: Manipülasyon yeteneği ve kapasitesi. En fazla Başbakan Tayyip Erdoğan'ın şahsında cisimleşen bu yetenek, AKP'nin düzen siyasetinin diğer öznelerine tur bindirmesini sağlıyor.
Türkiye'de düzen siyasetinde “statüko” değişirken, her bir değişim başlığında süreç baştan sona, ABD'den aldığı güven ile AKP tarafından ustalıkla kontrol edilebiliyor.
Liberallerin ve liberalizme soldan yanaşanların AKP'yi bu noktada, fazlasıyla rahatlattığı belirtilmeli. AKP'nin “statüko”yu değiştiren adımlarına alkış tutulurken, bu partinin nihayetinde bir sermaye partisi olduğu gerçeğinin üstünün örtülmesine yardım ediliyor.
Piyasacılığın alabildiğine önünün açıldığı, özelleştirmeciliğin “kitabının yazıldığı” ve emek düşmanı politikaların yoğunlaştığı bir dönem, aynı zamanda özgürlüklerin arttığı ve demokrasinin epey geliştiği bir süreç olarak kodlanabiliyor.
Toplumda eşitsizliği derinleştiren, emekçileri giderek esaret altına alıp köleleştiren politikaların uygulayıcısı bir düzen partisinden bahsediyoruz...
Binlerce emekçinin gaza boğulduğu 2008 1 Mayısı'ndan sadece iki gün önce Başbakan Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında veciz sözlerinden birini etmişti:
“Cumhuriyet tarihine bakınız, iddia ediyorum, bu kadar emekçi dostu, bu kadar emek dostu bir başka hükümet bulamazsınız. Çalışanlar lehine sadece bir iki yasa çıkarıp ömrü boyunca 'emekçi dostu' olarak anılan liderler vardı.
Biz sadece 5 buçuk yılda çalışma hayatımızda devrim olarak anılacak reformları gerçekleştirdik. Sadece genel sağlık sigortasıyla ilgili, sağlıkla ilgili attığımız adımlar, cumhuriyet tarihimize unutulmaz –inşallah- gerçekler olarak kazınmıştır ve böyle de anılmaya devam edecektir.”
Emekçiler için kuşaklar boyu “unutulmayacak” acı gerçekler, Başbakan'ın ağzından emekçi dostu olduklarını belirttiği konuşmada arka arkaya dökülebiliyor.
Evet, bilanço emekçiler açısından gerçekten acıdır.
AKP, eğitim ve sağlık hizmetlerinin giderek paralı hale getirilmesi için dev adımlar attı. Sosyal güvenlik sistemini, “reform” adı altında özelleştirmeye başladı.
Bugüne kadar gerçekleştirilen 30 milyar dolarlık özelleştirme işlemi ile toplam yağmanın yüzde 80'lik kısmına bizzat imza attı.
Esnekleşmenin önünü açan 4857 Sayılı İş Kanunu'nun uygulanmaya başlanması AKP'ye nasip oldu.
İşçilere ait olan İşsizlik Sigortası Fonu, sermayenin ve bütçenin kullanımına açıldı. Kıdem tazminatının kaldırılması tartışılıyor.
Ve son olarak da, düşük ücretli ve güvencesiz çalışmayı yaygınlaştıracak, örgütlenmenin önünü tümden tıkayacak “Özel İstihdam Büroları” ile ilgili yasal düzenleme gündemde. İşçilerin kiralanmasının esasları belirlenerek, kölelik düzeni kurumsallaştırılıyor.
Diğer yanda ise Anayasa, çeşitli yasalar ve uluslararası sözleşmelere göre çalışma hayatını düzenleyen bir mevzuat var. Mevzuat, işçilerin “haklarını” ve “özgürlüklerini” belirliyor.
Ama elbette yalnızca kağıt üzerinde...
Türkiye'de gerçek işsizlik oranı yüzde 25 düzeyinde. Her üç gençten biri işsiz durumda. Çalışma şansı bulabilen işçiler ise insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda bırakılıyorlar.
Yasa, haftalık çalışma süresini en çok 45 saat olarak belirlemiş. Ancak bazı sektörlerde emekçiler 60 saatin üstünde ve üstelik fazla mesai ücreti almadan çalışıyorlar.
Türkiye'de ilgili ILO sözleşmelerini imzalamış olmasına rağmen, yüzbinlerce çocuk yaşamak için çalışmak durumunda.
12 Eylül'ün işçilerin örgütlülüğünü dağıtmak için çıkardığı 2821 ve 2822 sayılı Sendikalar Yasası ile Grev, Lokavt ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası hala yürürlükte. Sendikal alanda hak ve özgürlükleri kısıtlayan, örgütlenmeyi zorlaştıran bu yasaların AB'ye uyum çalışmaları doğrultusunda makyajlanması bile gerçekleştirilemedi.
Sermayenin özgürlüklerinin önü alabildiğine açılırken, emekçiler açısından ülke kocaman bir hapishane haline getirildi.
Düzen siyasetinde “statüko” değişirken, AKP ve kuyrukçularının anlattığı özgürlük ve demokrasi masalının yumuşak karnı, AKP'nin emek düşmanı politikalarıdır.
TKP'nin yayınladığı Özgürlük Bildirgesi'nin “Çalışanların Özgürlüğü”ne ilişkin kısmı bu nedenle bir kez daha okunmalıdır.