Aşkın Süzük
Bu daha başlangıç
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:15 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:15
Günlük soL gazetesinin son sayısında okuduğunuz bu yazıyı, soL’a açılan davanın görüldüğü “Adalet Sarayı”ndan ayrıldıktan hemen sonra yazıyorum. soL emekçileri ve soL gazetesi ile dayanışmak için katıldığım duruşma, 2012 yılı Ekim ayında yayın hayatına başlayan soL gazetesinin ne kadar önemli bir misyonu olduğunu göstermeye tek başına yetiyordu.
Türkiye halkının uyanışına tanıklık edilen 2013 yılının Haziran ayında meselenin “üç beş ağaç” olmadığı kısa sürede ortaya çıkmıştı.
Halk, yıllardır neo-liberal politikalarla örülmeye başlanan ve AKP’li yıllarda tamamlanan yıkım projesine karşı ayağa kalktı. Özgürlüklerine sahip çıktı, yaşam tarzına dönük dayatmalara boyun eğmeyeceğini gösterdi.
Yalnızca bu mu?
Haziran direnişi, halkın büyük kesimini oluşturan emekçilerin en temel haklarına yönelen saldırılara ve özelleştirmelere dönük birikmiş öfkeydi. Kentsel rant politikalarına, eğitim ve sağlıkta piyasalaşmaya, sosyal güvenliğin tasfiyesine, güvencesizleştirmeye, istihdamda esnekleşmeye, taşeronlaşmaya, işçilerin örgütsüzleştirilmesine, cinsiyetçi politikalara, iş cinayetlerine, düşük ücretlere, işsizliğe ve yoksullaşmaya yıllardır gösterilemeyen tepkiydi.
Bu başlıkların tamamını potasında eriten bir eylemlilik sürecinin sınıfsal açıdan tahlili, değerli bir çaba olmakla birlikte son kertede tali bir meseledir. Türkiye’nin hemen her kentine yayılan eylemlerde sokağa çıkanları ortaklaştıran öfke, AKP iktidarına gösterilen tepkilerde cisimleştiği ölçüde sınıf siyaseti ile ilişkiliydi.
Ucu açık ve öngörülemez gelişmelere gebe Haziran günlerinde ana akım medyanın refleksi de sonuna kadar sınıfsaldı. Bu reflekse yanıt, üstelik yine medya alanından üretildi. İçinde soL gazetesinin çok önemli bir yer tuttuğu muhalif bir kanal, kendisine artık o mecrada sökülüp atılamaz bir yer edindi.
O günlerde üretilen onlarca yalana karşı, gerçeğin habercisi oldular. Sadece yaşanana değil, gelmekte olana işaret ettiler. Yayın hayatına başlayalı çok kısa bir süre geçen soL gazetesi, bir günlük gazete olarak, deyim yerindeyse, rüştünü o günlerde ispat etmiş oldu.
Mütevazi kaynaklarla çıkan soL gazetesi, cesur ve iddialı manşetlere imza attı Haziran direnişinde. Diktatörü ve dalkavuklarını fazlasıyla rahatsız etti.
Yandaş yayın organlarının ve penguen medyasının refleksleri nasıl sınıfsalsa, soL gazetesinin yayın çizgisi de sınıfsaldı. İşçi sınıfının ve geniş emekçi kesimlerin tarafından dünyaya bakan bir gazetenin Haziran günlerinde alabildiğine cesur olmasına şaşırılabilir mi? Çünkü Haziran direnişi sermayenin programıyla şekillenen düzen siyasetine cüretli bir meydan okuma idi.
Haziran ve sonrasında gençlerin ölümünün gerçek sorumlusuna işaret eden manşeti nedeniyle dün o görkemli “Adalet Sarayı”nda yargılanmaya başlanan soL gazetesi, tarafını mahkemede bir kez daha hatırlattı ve “halka yalan söylemek suçtur” mottosuyla yayın hayatına başlayan gazetenin o manşeti başka türlü atamayacağını gösterdi.
Bugün elinizde tuttuğunuz, günlük soL gazetesinin son sayısı olacak...
Ben bu kararı bir veda olarak değerlendirmiyorum. Yeni bir parantez açılıyor. Bir nefes alır, “nerede kalmıştık” der ve devam ederiz.
Gezi Parkı eylemleriyle başlayan ve Haziran’da büyük bir halk hareketine dönüşen direnişin gazetesi için başka türlüsü düşünülebilir mi?
Nasıl tarih bu ülke için Haziran’dan önceye sarılamazsa, böyle bir yayıncılık faaliyeti de sona eremez.
Bu daha başlangıç...