Aşkın Süzük
Başka seçenek yok
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:11 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:11
30 Mart’ta 50 milyonu aşkın kişi, yerel seçimde oy kullanacak. Bu seçimler, 17 Aralık’ta patlayan yolsuzluk ve rüşvet iddialarının ardından bir genel seçime dönüştürüldü. Seçim, ülkeyi 11 yılı aşkın bir süredir yöneten AKP’nin ve Başbakan başta olmak üzere kadroları ile ilgili iddiaların oylanacağı bir referandum olacak.
Bu durumdan iktidar da düzen muhalefeti de memnun. Çünkü seçim sonuçları ne olursa olsun, düzen siyasetinin dar çerçevesine sıkıştırılmış bir seçim atmosferinden kazançlı çıkacakları belli. Üstelik yerel seçimler, çoklu değerlendirmelerle, kazananı ve kaybedeni silikleştirilebilecek bir zemin de sunuyor. Ayrıca, mükerrer seçmenler, çalınan mühürler, fazla basılan oy pusulaları, hayali seçmenler gibi haberlerle seçim şimdiden şaibeli ilan edildi.
Söylemeye çalıştığım, “seçimler 2014 Türkiyesi’nin geldiği bu noktada önemsizleşmiştir” türü bir tespit elbette değil. 30 Mart’tan sonra düzen siyasetinin önümüzdeki aylarda nasıl şekilleneceğine ilişkin önemli ipuçları oluşacak. Halkın tepkisini sandıkta belli ölçülerde gözleyebileceğiz.
Ancak asıl referandum geçen yıl Haziran’da yapılmıştı. Hükümetin meşruiyetinin bittiğine Haziran’da tüm ülkeye yayılan tepkilerle halk karar vermişti. Rant ve talan politikalarına, özelleştirmelere, ayrımcılığa, emekçilerin en temel haklarına yönelen saldırılara, eğitim ve sağlıkta piyasalaşmaya, güvencesizleştirmeye, taşeronlaşmaya, sendikasızlaştırmaya, cinsiyetçi politikalara, iş cinayetlerine, düşük ücretlere, işsizliğe ve yoksullaşmaya dönük halkta biriken tepkiler dışa vurulmuştu.
Bu başlıkların tartışılmadığı, adayların yolsuzluk ve rüşvet konusu dışında bu başlıklara yaklaşımlarıyla değerlendirilmediği bir seçimin sonuçları oraya buraya çekiştirilecektir. Zaten birçok yerellikte AKP’den CHP’sine adayların da çoğunlukla birbirlerine benzemesi bununla ilgilidir.
**
Seçimi, bunca laf salatasından daha iyi deşifre eden gelişme ise bir süredir Saray Muhallebicisi işçilerinin verdiği mücadeledir. Daha iyi çalışma koşulları istedikleri ve haklarını aradıkları için işten atılan işçiler, Saray’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kadir Topbaş’ın aile şirketi olduğunu gayet iyi biliyorlar. Kendilerinin ve çocuklarının geleceği ile sınıf perspektifiyle hareket ederek verecekleri oyun renginin ilişkili olduğunun farkındalar. Hakkını arayan, bunu yaptığı için işten atılan ve Dev Turizm-İş’te örgütlenen Saray Muhallebicisi işçileri, aynı zaman da birer seçmen.
Tıpkı, patronun tehditlerine, yasal engellere ve sendikal barajlara karşı binbir güçlükle örgütlenen yaklaşık 1 milyon dolayındaki sendikalı işçi gibi.
Kayıtlı 10 milyonu aşkın sendikasız çalışmaya zorlanan işçiler gibi.
Her gün en az 3 kardeşini iş cinayetine kurban veren fabrikada, atölyede, tarlada ve madenlerde kelle koltukta çalışan emekçiler gibi.
Son yıllarda kamuda ve özel sektörde sayıları giderek artan, buna karşılık çalışma şartları kötüleşen milyonlarca taşeron işçisi gibi.
Yıllardır özelleştirmeler nedeniyle işten atılan, 4-C’ye geçmeye zorlanan ve her geçen gün güvencesizleştirme saldırısına daha fazla maruz kalan kamu işçileri ve kamu emekçileri gibi.
Gerçekte sayıları 5,5 milyona ulaşan işsizler ve çalışmak istediği halde iş bulamayan gençler gibi.
Bu ülkenin alınteriyle geçinmeye çalışan 20 milyona yakın emekçisi gibi.
Evet, geniş emekçi kesimler, 30 Mart’ta birer seçmen olarak seçimlerini yapacaklar, çeşitli seçenekler önlerinde duruyor. Adayların çoğu birbirinin aynısı, emekçiden çok patrona yakınlar, şantiyede çalışan işçinin değil inşaat baronlarının desteğini almaya çalışıyorlar.
Tablo buysa, emekçiler aslında seçeneksizdir. Haklarımız ve geleceğimiz için mücadele etmek, ama öncelikle oy pusulasında Haziran’ın adaylarına mührü vurmak dışında seçeneğimiz yok.