Aşkın Süzük
Adanmış Bir Özelleştirme Bürokratı
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:06 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:06
Dün ajanslara bir özelleştirme işlemi ile ilgili görülmeye başlayan bir dava haberi yansıdı.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın (ÖİB) işlem sırasında başında bulunan Metin Kilci'nin de dahil olduğu10 sanığın yargılanmasına başlandı. Konu, Et ve Balık Kurumu Manisa Et Kombinası'nın özelleştirilmesinde “müzayedeye hile ve fesat karıştırılması” iddiası.
Manisa Et Kombinası 2004 yılında alıcıya devredilmiş, satış sözleşmesinde bulunan “alıcının 3 yıl içinde, herhangi bir sınai dalında en az 2 milyon dolarlık yatırım yapacağı”, “en az 50 personel istihdam edeceği” ve “yatırımları gerçekleştirmeden, 3 yıl süreyle kombina gayrimenkullerini satamayacağı” şeklindeki şartlar da alıcının talebi üzerine tadil edilmiş. Alıcı, ÖİB tarafından sözleşmenin değiştirilmesi ile 378 bin dolar ceza ödemekten kurtulmuş. 2005 yılında da, kombinayı arsası ile birlikte satmış. Bu işlemden doğan kamu zararının 2 milyon 380 bin dolar olduğu belirtiliyor.
Bu örnek, tesadüf, AKP'nin ağır topu Bülent Arınç'ın memleketinde yaşanmış. ÖİB'nin her özelleştirme işleminde, alıcıdan gelen talep üzerine satış sözleşmesini tadil etmediğini ise biliyoruz.
Demek ki, belli şartların oluşması gerekiyor. Bunu en iyi alıcı firmalar ve ÖİB yetkilileri bilir...
Anadolu'nun dört bir yanında kamu tesisleri ve varlıkları bu şekilde elden çıkarıldı. Bu satışlar, biraz da meblağ küçük olduğu için, gözlerden ırak gerçekleşiyor.
Manisa Et Kombinası'nın satışına ilişkin davada sonraki duruşmaya zorla getirilmesi kararı çıkan ÖİB eski Başkanı Metin Kilci, bu tür yüzlerce özelleştirme işlemine imza attı.
Türk Telekom, Tüpraş, Erdemir ve Petkim gibi Türkiye'nin en büyük kuruluşlarının özelleştirilmesi sırasında idarenin başında Metin Kilci vardı.
Kendisinin döneminde idarenin uyguladığı işlemler aleyhine 6 bine yakın dava açıldı. 24 dava da doğrudan Kilci'nin şahsı ile ilgiliydi. Bu davalardan büyük bir kısmına takipsizlik verildi. Bir kısmından da beraat etti.
Türkiye'de toplam 38,6 milyar dolarlık özelleştirmenin, 31,2 milyar dolarlık kısmını gerçekleştiren AKP hükümetleri döneminde ÖİB Başkanı olan Metin Kilci, görevine “adanmış” bir bürokrat olarak öne çıktı. Öyle ki, şaibeli bir geceyarısı operasyonu ile Tüpraş'ın yüzde 14,76'lık hissesinin İsrailli işadamı Sami Ofer'in de aralarında bulunduğu sermayedarlara satılması işlemine imza atabilmişti.
Hatırlanacaktır, AKP'nin özelleştirmede en hızlı olduğu dönemde Maliye Bakanı olan Kemal Unakıtan da, satış söz konusu olduğunda tıpkı Kilci gibi bir “adanmış” bir devlet adamı profili çiziyordu.
TEKEL özelleştirmesi sırasında “Babalar gibi satarız!” veciz sözünü sarfeden Unakıtan'ın, SEKA fabrikalarının satışı ile ilgili söylediği “Stratejik yer imiş... Ne stratejisi, önemli olan müşteri bulmak. Müşteri gece gelsin, pijamayla çıkarım karşılarına. Seviyorum bu işleri arkadaş” sözleri hâlâ unutulmadı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, misyonunu tamamladığını düşünmüş olmalı ki, Kemal Unakıtan ile yola devam etmedi. Metin Kilci ise 2009 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarlığı'na terfi ettirildi.
AKP Kilci'nin deneyimlerinden, özelleştirmelerin önümüzdeki günlerde yoğunlaşacağı enerji sektöründe yararlanmak istiyor. Elektrik dağıtım özelleştirmelerinde süreç başladı. Sıra elektrik üretim santrallerine geliyor. Hidroelektrik ve termik santraller, sermayeye devredilecek.
Ancak, daha önemlisi, Türkiye'nin gündeminde enerji başlığında hem ekonomik hem de stratejik açıdan son derece önemli olan bir başka konu var. Nükleer santral. Çok büyük lokma.
Nükleer santralin nasıl ve kime ihale edileceği konusu doğrudan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nı ilgilendiriyor.
Önceki ihale, Kasım 2009'da iptal edilmişti. Şimdi, nükleer santral konusunda yeni bir adım atılması bekleniyor. Başbakan Erdoğan'ın son Rusya gezisinden sonra nükleer santralde ibre Ruslara doğru döndü. Sinop ya da Mersin'de kurulması düşünülen santral için ikinci kez ihale yapılmayabileceği belirtiliyor. Bunun yerine santralin inşasında ve işletilmesinde kamu-özel sektör işbirliğini esas alan alternatif modeller üzerine duruluyor. İşin özü, nükleer santral işinin bir sermaye grubuna ihalesiz verilmesi gündemde.
Tam bu noktada bürokrat Metin Kilci devreye giriyor ve Ocak ayında “şaibeye” mahal yok tadında bir açıklama yapıyor:
“Ben ihale uzmanı bir kurumdan geliyorum. İhale için bir yarışma ve yarışmanın parametrelerini belirlemek lazım. Nükleer öyle bir konu değil. Nükleer, evet belki bir yarışmadır ama bir güzellik yarışmasıdır, bir değer yarışmasıdır. Bunu tek bir değere indirgediğiniz zaman, rakamlar bütünlüğü yarışma olamaz.”
Kilci, nükleer santralde klasik ihale usülünün işe yaramayacağını ve bu konuda üçe beşe bakılmaması gerektiğini söylüyor. Ne diyelim deneyim konuşuyor.
2007 yılı sonunda Zaman gazetesine konuşan Kilci'nin özelleştirmenin başındaki bürokrat olarak göreviyle ne kadar bütünleştiğini göstermeye yeten sözleriyle bitirelim:
"Ben bir kezlik oyuncu değilim. Bizden hiçbir zaman 'yüksek fiyata sattık, mutluyuz' ifadesini duyamazsınız. Bunu dersek dükkanın adını pahalıcıya çıkartmış oluruz. Ben '2 milyar dolarlık ürünü 4 milyar dolara sattık' dersem alan firmaya bankalar kredi vermez ya da yüksek faiz oranlı kredi verirler. Biz alanları korumak durumundayız. Dükkanı kapatırken fiyatı açıklarız belki. Ama biz hâlâ satış yapıyoruz."
Türkiye'nin “mallarının” yerli ve yabancı sermaye nezdinde “pahalı” olarak anılmaması için titizlenen Kilci, görevini geçen yıl bir başka AKP bürokratına bıraktı. Yani “dükkan” henüz kapanmadı, zararına satışlar devam ediyor.
Kilci ise aynı adanmışlıkla kamunun etkin olduğu enerji alanını yeni satışlara hazırlıyor.