Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

‘Yeni bir dünya görüşü’nün anayasası

Anayasanın sömürücü ve gerici sınıfın, karşı devrimin iradesini yansıtan üstün ve bağlayıcı belge olarak düzenlenip, değiştirilmesi ve sıklıkla gündemde tutulması da buraya oturur. Bu yapıyı yıkıp atacak olan devrim zaferidir.

Yayın Tarihi: 19.11.2025 , 22:54 Güncelleme Tarihi: 20.11.2025 , 00:00

“Yeni anayasayı kendimiz için değil, ülkemiz için istiyoruz” diyen Erdoğan’dan “İnşallah bir gün güçlü, sivil bir anayasa yapacağız” diyen Özel’e… Konuşulmaya devam ediyor yeni, sivil anayasa.

Umut, sığınma, kandırma, uygulamama, çaresizlik, düzen içinde oyalama, yaratıcı ve yenilikçi olamama, yeni bir dünya görüşüne uzak durma… Gerekçesi ne olursa olsun, o kadar sık yineleniyor ki sonunda önemini yitirmeye yüz tutuyor anayasa. Anayasasızlaştırılan Türkiye, bu Türkiye’nin Anayasa Mahkemesinin durumu, hukuksuzluk ve yargısızlık, dar amaçlı ve çıkarcı yargı paketleri, zamanaşımına uğrayan davalar, çifte standart siyaset ve siyasal davalar, içinden çıkılamaz iddianameler, suçlar, suçlular, suç ve suçluların cezasızlıkları, masum olanlara suç yüklenmesi öne çıkarıldıkça özelleştirme ve yağmanın, yoksulluk ve yoksunluğun, cinayet ve katliamların, içinde yaşanılan düzenin, eşitsizliğin, sömürünün analizi ve çözüm arayışları dar alanlara sıkışıp kalıyor.   

18 Kasımda aramızdan ayrılan, saygıyla andığımız G. Doğan Görsev (2015) ve H. Aykut Göker (2016) bilimsellikleri, dünya görüşleri, üretkenlikleri, barış hareketi önderlikleri (Göker ve Görsev, Barış Derneğinin 12 Eylül sonrası ilk yargılanan yöneticileri arasındaydı), sınıfsal savaşım güçleri, toplumsal yaşam ve insanlık sevdalarıyla dar alanları, kısır tartışmaları aşan yoldaşlarımızdı, yol göstermeye devam ediyorlar.

Aykut Göker, “Kaotik ortam ürkütücü... Zaman, bu gidişe itirazı olanların potansiyel güç ve değerinin farkına varma ve o potansiyeli kuvveden fiile çıkaracak örgütlü gücü yaratabilme zamanı...” diyerek hem ortamı hem de çözümü kısa ve net açıklıyor. “Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Politikaları Tartışma Platformu” ile “Cumhuriyet Bilim Teknik/Teknoloji Dergisi”ndeki yazıları yanında kendisini de heyecanlandıran “İnsanın Yükselişi” (Jacob Bronowski, V Yayınları, 1987) kitabı çevirisi ve gecikmiş olarak yayımlanan “Yaratıcılık ve Yenilikçiliğin Kültürel Kökenleri ve Bizim Toplumumuz” (Yaratıcılık ve Yenilikçilik, Ayrıntı yayınları, 2021) kitabında “zamanın ileriye doğru işlemeye başlaması”nı vurguluyor.

Şöyle diyor: “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bu kritik kesitinde, zamanın yeniden ileriye doğru işlemeye başlaması, Ortadoğu coğrafyasında lâik bir cumhuriyet yaratma başarısını gösterenlerin mirasına sahip çıkılabilmesine; bu mirasa sahip çıkanların kararlılığına, verecekleri mücadelenin sürekliliğine ve örgütlenebilme yeteneklerine bağlıdır.”

Aykut Ağabey, yanıt bulmaya uğraşılan sorunların “sistemsel bir bütünün parçası” olduğunu söylerken, “hangi toplumu ya da toplumsal meseleyi o toplumun tarihsel geçmişinden ve içinde bulunduğu iktisadî-siyasî sistem gerçeğinden soyutlayarak ele alabiliriz ki...” derken toplum yönünden içi boş anayasa nakaratlarına da yanıt veriyor.

Doğan Görsev, “Türkiye Barış Komitesi Derneği Serüveni üzerine” çalışmasında “2. Dünya savaşının ardından dış dünyada ABD’nin yönlendiriciliği altına sürüklenmiş, Soğuk Savaş’ta bir taraf haline getirilmiş ülkemizde ortaya çıkan acılı ekonomik, toplumsal ve siyasal çalkantılar” ortamından söz ederken, “dünyada ve ülkemizde ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel yaşamda -geçmişte benzeri olmayan- derin değişmelere” dikkat çekiyor. “Gerçekten” diyor Görsev, “12 Eylül’de çocuk yaşta olanlardan yola çıkarak hesaplayacak olursak ülkemiz nüfusunun neredeyse yarısı (günümüzde üçte ikisi) onurlu, adil ve özgür bir yaşam beklentisinin sürekliliğini pek tanımadan, insani değerlerden daha çok ‘piyasa’, (günümüzde piyasayla birlikte din ve milliyetçilik) değerleriyle yüz yüze gelerek gündelik yaşamlarını sürdürmektedir.”

“Dünya görüşü denilince tüm dünyada, dünyanın doğuşuna, doğaya, evrenin gelişmesine, insanlığın oluşumuna, gelişmesine ve geleceğine, insan yaşamının mahiyetine ve anlamına, insanın toplumsal davranışına, insan düşüncesinin olanaklarına, kültür değerlerine ve benzeri sorunlara ilişkin görüşlerin toplamı anlaşılır. Bundan çıkan sonuç ise, felsefi, sosyo-ekonomik, sosyo-politik, etik, estetik ve doğabilimsel görüşlerin ve anlayışların belli bir tarzda dünya görüşü içinde toplandıklarıdır.”1

Görsev’in yayıma hazırladığı “Komünist Manifesto”nun (Yazılama Yayınevi) “160. yılında Türkçede ‘Komünist Manifest” başlıklı son sözünde yer alan “gündelik yaşamda, tek tek kişilerin, değişik ölçeklerde toplulukların, değişik sınıf ve katmanların, var olan durumlar karşısında davranışlarını belirleyen ‘görüş’leri olması anlaşılır bir şeydir. Oldukça yaygın bir yanılgı, o görüşlerin ‘dünya görüşü’ diye adlandırılmasıdır.” sözlerinden de anlaşılacağı üzere Türkiye’deki yönlendirilmiş gündelik yaşamdan ne dünya görüşü ne de emekçi halkın ve sömürülenlerin anayasası çıkar.

Burjuvazi, egemenliğini sürdürmek için hem hukuksal, anayasal, yönetimsel ve denetimsel kurumlara gereksinim duyar hem de koşullara göre bu kurumları değiştirir, bozar; bu üst yapıyı eşitsiz uygulamalarla topluma dayatırken çaresiz kaldığında kendisi uymaz, uygulamaz. Anayasanın sömürücü ve gerici sınıfın, karşı devrimin iradesini yansıtan üstün ve bağlayıcı belge olarak düzenlenip, değiştirilmesi ve sıklıkla gündemde tutulması da buraya oturur. Bu yapıyı yıkıp atacak olan devrim zaferidir.

  • 1

     Manfred Buhr – Alfred Kosing, “Marksçı-Leninci Felsefe Sözlüğü”, Çev. Veysel Atayman, Konuk Yayınları, İstanbul, 1978’den akratan Doğan Görsev, “160. yılında Türkçede ‘Komünist Manifest”.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları