Ali Rıza Aydın
NATO’ya karşı savaşım
Yayın Tarihi: 06.05.2026 , 22:45 Güncelleme Tarihi: 07.05.2026 , 00:00
“Katıksız şekilde Amerikancı/NATO’cu bir çizginin benimsenmesinin” AKP ve Erdoğan döneminin değişmeyen tek gerçekliği olduğunu vurgular sevgili Fatih Yaşlı, Ortaklaşa dergisindeki (Sayı 7, Nisan 2026) “Amerikancılığın kısa tarihi” yazısında.
Bu gerçeklik hukukla açıklanamayacak, iflah olmaz bir bağımlılığı anlatır. 1949 Kuzey Atlantik Andlaşması, Türkiye'nin 1952'de bu Andlaşmayı imzalaması, Anayasanın 90. maddesindeki usul ve yükümlülükler, Andlaşmanın yasa hükmünde olması, Andlaşma hakkında Anayasa Mahkemesine başvurulamaması gibi hukuksal başlıklar NATO’yu analize yetmez. NATO hukuk tanımazken NATO’ya karşı hukukla savaşıma da "dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı" denir.
Emperyalizme karşı kurtuluş savaşıyla kurulan Cumhuriyet çeyrek yüzyılı bile tamamlamadan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonuna, otuz yılı tamamlamadan NATO’ya girilerek, ABD ile sarmaş dolaş olunarak teslim edildi emperyalizme. 27 Mayıs 1960’taki Türk Silahlı Kuvvetleri Bildirisinde “NATO’ya inanıyoruz ve bağlıyız” denildi.
12 Eylül’de ve devamında da kayıtsız koşulsuz sürdürülen bağımlılıkla olmazsa olmaz bir örgüt olarak kanıksatılan NATO, kuruluş yıllarında ve devamında karşısında olunan SSCB ve diğer sosyalist uluslar dağıldığı halde daha güçlü ve yaygın olarak devam ediyor. Gelgitler varmış gibi görünmesine karşın NATO-AB ilişkileri de güçleniyor.
NATO ve AB’nin üyelerine karşı, ABD ve İsrail’e karşı yeni tehditler (her neyse ve kimden gelecekse) işbirliğini derinleştiriyor. 2000’de Prag Zirvesinde alınan “yeni yetenekler, yeni üyeler, yeni ortaklar” kararı kararlılıkla sürdürülüyor.
Kontrgerilla örgütleri kuracak, insanlık suçu işleyecek derecede ideolojik, saldırgan ve işgalci bir örgüt NATO. Siyasal ve ekonomik bağımlılığın militarist örgütü olarak sermaye sınıfı tarafından yakından izleniyor ve destekleniyor, kâr kapısı ve sömürü güvencesi olarak görülüyor. Kuruluşu emekçilerin devletlerine karşıyken bugün sömürücü işbirliğinin güvenliği için emekçileri düşman görmeye, yaygınlaşarak suç işlemeye devam ediyor. Sovyetler Birliği tehdit oluşturuyor diyorlardı, şimdi tüm emekçileri tehdit olarak görüyorlar.
Bu yıl 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesinde emperyalist egemenliğin yeni saldırılarının yolunu açmaya girişecekler.
Potansiyel terör tehditçisi ilan ettikleri düşmanları belli: Ulus devletler, doğa savunucuları, emekçi halklar…
Güçlü emperyalist saldırıya karşı yapılacaklar da belli: Güçlü antiemperyalist tavır ve eylem… Emperyalizme karşı savaşarak kurulan Cumhuriyetin birikimi bu savaşımı verecek güçte.
Türkiye Komünist Partisinin 7-8 Temmuz'u içine alan 4-12 Temmuz arasını “NATO ile Mücadele Haftası” ilan etmesi, yalnızca Zirve’yi değil emekçilerin güçlü tavır ve eylemini işaret ediyor.
Anayasanın siyasi partilere verdiği devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, ulus egemenliğine aykırı olmayan program ve eylem sorumluluğunu yerine getirme adımıdır TKP’nin kararı. Bu kararını uygulamazsa görev ve sorumluluğunu yerine getirmemiş olur. Bu kararını uygulamazsa siyaset ve ideolojisine, yurtseverlere, cumhuriyetçilere, işçi sınıfına ihanet etmiş olur.
NATO’yu sorgulamak emperyalizmi ve kapitalizmi sorgulamaktır, sömürüyü ve sömürücüleri sorgulamaktır. Sorgulamak savaşımın stratejisini belirler. Görev sömürücülerin değil cumhuriyetçilerin, yurtseverlerin, komünistlerindir.
Çözüm sömürü düzenini güvence altına alanlara karşı, sömürüsüz toplumun güvence altına alınmasıdır; kapitalist/emperyalist düzenin kural ve kurumlarıyla yaşama zorunluluğuna karşı bu düzenin değiştirilmesi, egemenliğin gerçek sahibi olan halka teslimidir.
Türkiye Komünist Gençliğinin tavrı net, hedefi net: Denizlerin Rüzgarı NATO’yu savuracak! NATO Türkiye’den kovulacak!