Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Yazarımız Tevfik Çavdar’ın anılırken anımsattıkları

Emekçi halk ve yurtseverlik sorumluluğumuz, Tevfik Çavdar’ın devrettiği birikimi bugün ana akışın tersine örgütlemeyi daha elzem kılıyor.

Yayın Tarihi: 15.10.2025 , 20:32 Güncelleme Tarihi: 16.10.2025 , 00:00

15 Ekim 2012’de aramızdan ayrılan ağabeyimiz, yazarımız Tevfik Çavdar’ın 1931 yılında İzmir’de doğduğunu, İstanbul İktisat Fakültesi’ni bitirdiğini, uzun yıllar Devlet İstatistik Enstitüsü ve Devlet Planlama Teşkilatı’nda görev yaptığını, kısa yaşam öyküsünün devamını ve soL’daki uzun yıllara yayılan haftalık yazılarını soL’un yenilenen, güçlenen, zenginleşen akışında bulmak olanaklı.

Tevfik Çavdar, Türkiye’nin siyasal ve ekonomik tarihi üzerine birçok makale ve kitaba emek veren, temel Marksizm bilgilerini de içeren eğitim kitapçıkları hazırlayan araştırmacı yazarımız olmak yanında birikimini yüksek öğretimde, sendikalarda ve çeşitli eğitim-öğretim kurumlarında verdiği derslere de yansıtan, planlamacılıkta uzman, tarih ve edebiyata, dolma kalem ve Beşiktaş’a ve de sevdalı Hocamız. 

Tanışıklığımız, ağabey-kardeş saygın dostluğumuz 1977’de, Sayıştay’da Sevgili Eşi, 2023’te aramızdan ayrılan Özden Çavdar aracılığıyla başladı. soL’daki buluşmamız ne yazık ki uzun süremedi. Özden Ablamızı ve Tevfik Ağabeyimizi saygıyla anıyoruz.

"Tevfik Çavdar'ın Kitabı" adlı Gamze Erbil çalışmasında (Yazılama Yayınevi, 2008) Tevfik Çavdar kısa ve öz şöyle anlatılır: 

"Tevfik Çavdar Türkiye'nin en üretken aydınlarından. Emekçi halka ve ülkesine karşı sorumluluk bilinciyle bir iktisatçı olarak üstlendiği görevlerin yanı sıra, sürekli yazan, konferanslar veren, panellere katılan birisi... Çok insan tanıdı, çok gözledi, dolaştı, muhabbet etti, okudu. Aslında bir kitaba sığmayacak kadar dolu dolu yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.”

Burjuva anayasalarında "gelişimden değil salınımdan" söz edilebileceğini, "sınıf mücadelesinin paralelinde ya da yönünde bazı gel-git değişimlerin” burjuva özü etkilemeyeceğini hep vurguladı: "Anayasa’da gelecekte yapılacak değiştirmelerin boyutunu sınıfsal mücadele tayin edecektir. Sınıfsal mücadelede dengenin kimin lehine bozulabileceğini işçi sınıfının gücü ve direnme inancı belirleyecektir."

“Unutulmamalıdır ki gelişimin çizgisi ulus egemenliğinden halk egemenliğine yöneliktir” derken anayasa tartışmalarına ama özellikle de cumhuriyet ilkelerinden en temeline, halk egemenliğe vurgu yaptı ve bu ilkeyi ödünsüz savundu Tevfik Ağabey. İşçi sınıfının savaşımından ve yurtseverlikten hiç kopmadı.

Cumhurbaşkanının son ABD ziyaretine ilişkin bir yorumu Çavdar’ın 10.7.2006 günlü “Yeni teslimiyet belgesi” başlıklı soL yazısında buluyoruz. Bu yoruma Suriye ve Filistin’i ekleyerek okuyabilirsiniz.

“Geçen hafta, ABD'nin başkentinde, Dış İşleri Bakanımız Stratejik Vizyon Belgesini ABD Dış İşleri Bakanı Rice ile karşılıklı imzaladı ve ortak bir basın toplantısıyla bu haberi meşrulaştırdı. Belgenin girişinde ise şu satırlar yer alıyordu: 

‘Bölgesel ve küresel hedeflerimiz bağlamında aynı doğrular ve değerler bütününü paylaşıyoruz. Bunlar barış, özgürlük ve refahın geliştirilmesidir.’ 

İlk bakışta çok çekici bir amaç göze çarpıyor. Ama bu parlak barış, demokrasi, özgürlük ve refah sözcüklerinin gerçek anlamını düşündüğümüzde nasıl bir tuzağın hazırlandığını hemen görüyoruz. Hangi barış? İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sürekli olarak cephe açan ABD'nin tanımladığı barış mı? Buna Latince deyimiyle 'Pax Amerikana' diyoruz, ne anlama geldiğini Afganistan, Irak örneğiyle bitecrübe biliyoruz. Demokrasi ve özgürlüğün ABD jargonunda nasıl betimlendiğini Irak başta olmak üzere elli yıllık geçmişimizde tanık olduğumuz Şili, Arjantin, Nikaragua ve hatta ülkemizdeki darbelerle farkındayız. Refaha gelince, küreselleşen kapitalizmin neo-liberal uygulamaları ile gelişmekte olan ülke halklarını nasıl yoksulluğa sürüklendiğini görüyoruz ve bu yoksullaşmaya IMF politikaları nedeniyle ülkemizde de tanığız.”

Daha öncelere 1987’ye gittiğimizde, “’Müntehib-i Sani’den (İkinci Seçmenden) Seçmene” kitabındaki değerlendirme de bugünleri tanımlıyor:

“24 Ocak (1980) kararları sonucu Türkiye, Dünya pazarlarına bağımlı sınıfsal ya da sınıf kesimleri tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar etkinleşmiştir. Kapitalizmin gelişmesi, oligarşik bir devletin varlığıyla özdeş hale gelmiştir. Burjuva kesimler, feodal kalıntılar, emperyalist uluslararası sermayenin birleşimidir yukarıda tanımladığımız oligarşik devlet. Bu bir nevi uluslararası sermayenin güdümünde 'burjuva diktatörlüğüdür'. Oligarşik devletin uluslararası sermayeyle kurduğu ittifak sıkıdır, güçlüdür. Böylece sadece Türkiye’ye özgü değil, Dünyadaki birçok kapitalist ülkeyi de içerisine alan bir ‘Oligarşik Blok’ oluşmuştur. Bu blokun stratejisi ise solun, bir başka deyimle her zaman karşılarında olması gereken halk blokunun parçalanmasıdır. Bu parçalanma işlemi zaman zaman halkçılık görünümü altında yapılmaktadır.”

Düşünen, gözlemleyen ve üreten insan olarak düşündüren ve ürettiren etkisi yaygın bir aydındı Tevfik Ağabey. 

Aydemir Güler’in soL’daki 15.10.2022 günlü “Tevfik ağabey gideli on yıl geçmiş!” yazısında vurguladığı gibi “Her zaman Marksistti. Ancak yaşamının 1990’ların sonlarından 2012’ye kadar süren son diliminde, komünistlerle birlikte düşünür ve çalışır oldu. Bu yönelim ana akışın tersinedir”.

Emekçi halk ve yurtseverlik sorumluluğumuz, Tevfik Çavdar’ın devrettiği birikimi bugün ana akışın tersine örgütlemeyi daha elzem kılıyor.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları