Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Yaşama hakkı tanınmayanlar!

Ne unutturabiliyorlar ne de yaşama, sınıfsal savaşıma ve sömürüsüz geleceğe verdikleri güçleri kırabiliyorlar direniş ve devrim insanlarının. (...) Onlar hep aramızda, onlar hep güneşi, yeşermiş ağaçları, akarsuyla oyulan taşları gösteriyor, emek gücünü, umudu ve “Devrim”i gösteriyor.

Yayın Tarihi: 08.10.2025 , 23:16 Güncelleme Tarihi: 09.10.2025 , 00:00

Serdar Alten, Latif Can, Faruk Ersan, Efraim Ezgin, Salih Gevenci, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar… 47 yıl önceki Bahçelievler katliamında yaşama hakkı tanınmayan yurtsever ve devrimci, Türkiye İşçi Partili yedi genç.

Aramızda olsalardı devrimci savaşıma neler neler katarlardı.

Kurtuluş Savaşında kaybettiklerimizden Üç Fidana, 12 Mart 1971’den 12 Eylül 1980 ve sonrasına uzayıp giden cinayet ve katliamlara, namluların ucundaki aydınlardan Erdal Erenlere, Haziran Direnişinden 10 Ekimlere, çocuk ve kadın cinayetlerinden işçi cinayetlerine, binlerce emekçiden binlerce devrimciye… İçinden çıkılıp güneşin görülemeyeceği yoğunlukta kapkara toprak, kapkara bulutlar.

Ve dünya savaşları, vekalet savaşları. Katliamlar ve göçlerle paramparça edilen toplumlar. Soykırımlar. Bebek ve çocuklarıyla yok edilmeye çalışılan Filistin Halkı.

Bireysel ve toplumsal yaşam hakkına, doğaya militarist yöntemlerle el atanlarla ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel ve ahlaksal ilişkilerin ve el atmaların ayrılmaz bağı var. Kimileri için faili meçhul, kimileri için failleri belli ama cezasız bırakılan birçok olay ve savaşlar, askersel ya da sivil fark etmiyor, sömürücü ilişkilerin sonucu.

“Güç bende” diyen sömürücü düzen devlet ve hukuku da elinde tutuyor. Savaş ve ceza hukukunu yazıyorlar, ardından vekalet savaşçılarıyla, çeteleriyle, katilleriyle bu hukukun dışına çıkıyorlar. Terör hukukunu yazıyorlar, sürekli değiştirip istediklerine terör suçlusu damgası vuruyor, istediklerini tehditlerle ve/veya cezasızlıkla yaşatıyorlar. Terörü yaratıyorlar, terörle savaşım stratejileriyle hukuku ve toplumu yeniden ve yeniden tasarlıyorlar. Yargı organı var ama amacına ulaşmayan yüzlerce sayfa dava dosyasıyla düzene uyumu denetliyor. Hatta kimi zaman zamanaşımı vb. yöntemlerle cinayet ve katliamlara yol veriyor.

Kazanılan hakları tanımamanın, anayasallığa, ulusal ya da uluslararası hukuka uymamanın kulvarlarına bakıldığında bir kulvarda terör eylemcileri, çete adı verilenler görülürken diğer kulvarda hesaplaşmaların, siyasal iktidarların ve yandaşlarının görülmesi hiç şaşırtıcı değil. Egemenlerin sınıflarıyla ve siyasal iktidarlarıyla hukuksal ve anayasal güvencelerin sınırlandırılmasının, değiştirilmesinin, kaldırılmasının, hak gasplarının rızasını halktan almasının, iktidarlarını devamının yolu da bu tür olağandışı, yüz kızartıcı yollarla açılabiliyor. 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki 20 Temmuz Suruç ve 10 Ekim Ankara garı katliamları; 2017 başkanlı rejim anayasası değişikliğinden önceki Ankara Merasim Sokak (17.2.2016) ve Güvenpark (13.3.2016) katliamları ile 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve devamında ilan edilen OHAL gibi birçok olay bu durumun tipik örnekleri.              

Emekçilerin yaşam hakkı, emek güçleri, temel hakları, direnme ve savaşım hakları kendileri yönünden geçerliliği olmayan hukukla tel örgüler içine sıkıştırılırken egemenlikleri de sömürücüler tarafından ellerinden alınıyor.      

Yaşama hakkı tanınmayanların diğer hakları kullanamayacakları gerçek ama seri katliamcıların, cinayetleri planlayıp işleyenlerin atladıkları bir gerçek daha var. Yaşamını insanlığa, yurduna, kurtuluşa, toplumsal savaşımlara, devrimlere adadığı için yok edilenler aynı hedefler için yaşamaya, savaşımlara güç katmaya devam ediyorlar. Orhan Gökdemir’in “Faili Meçhul Cinayetler Tarihi”ndeki vurgulamasıyla “sınıf ve iktidar savaşını kanla yürütme geleneği” yaşam hakkı tanınmayanların savaşımlarının birikimleriyle ve sömürüsüz toplum yoldaşlarının savaşımlarıyla yok edilecek ancak.

Behice Boran şöyle diyordu Bahçelievler katliamıyla yaşam hakkı tanınmayan gençler için: “Gencecik arkadaşlarımızdı. Yaşamları çok kısa sürdü. Ama anlamlı bir yaşamdı bu. Yaşları küçüktü ama yürekleri büyük, bilinçleri yüksekti. Yaşamlarının amacının ne olduğunu, ne için dövüştüklerini, bir gün öleceklerse eğer, ne için öleceklerini biliyorlardı. Kendi yaşam ve kavgalarının işçi sınıfının, geniş emekçi kitlelerin, tüm ilerici yurtsever güçlerin yaşam ve kavgalarının bir parçası olduğunun, parti örgütü içinde o kavganın önünde yer aldıklarının bilincindeydiler. Bu içerikle ve bilinçle yaşanan bir yaşam, yıllar olarak kısa da olsa dolu bir yaşam, olgun bir yaşamdır. Gerçekten yaşanmış bir yaşamdır. Uzun, boş, anlamsız, yıllar süren yaşamların hiçbir zaman olamadığı kadar.”   

Seri cinayetler… Seri katliamlar... Ordularla ya da vekaletçi çetelerle sürdürülen savaşlar… Kapitalist/emperyalist düzenin yeniden üretimi için her şey serbest. Behice Boran’ın Bahçelievler katliamını 12 Eylül darbesinin yol açıcıları arasında göstermesi tam da buraya oturuyor. Sömürünün serbest piyasayla, serbest düzenle, serbest yıkımla ve kan akıtıcılıkla devamı… Ne sömürüye doyuyorlar ne işgale ne de cinayetlere, katliamlara, soykırımlara.

Ölüm aygıtları, soykırımları, işgalleri, yağmaları, yıkımları, göçe zorladıkları insanları, sanayi ve piyasalarıyla, akıttıkları kanla ve kendilerini haklı gösteren yalanlarıyla savaş aklı barış aklını da güdümüne alıyor. Uluslararası hukuk deniliyor dünya Uluslararası Para Fonuna, Dünya Bankasına, NATO’ya, emperyalizme teslim oluyor. Birleşmiş Milletler deniliyor, devletlerin parçalanması, soykırımlar BM’nin gözü önünde yapılıyor.

Savaş aklıyla özdeşleşen sömürü dünyasının içinde sahte siyaset, sahte demokrasi, sahte hukuk, sahte barışlar…  Ateş kes ya da barış adı altında emperyalist tasarım, kapitalist büyüme…

Elbette sürmeyecek, yenilecekler…

Ne unutturabiliyorlar ne de yaşama, sınıfsal savaşıma ve sömürüsüz geleceğe verdikleri güçleri kırabiliyorlar direniş ve devrim insanlarının. Mustafa Suphiler yok edilebildi mi?

Onlar hep aramızda, onlar hep güneşi, yeşermiş ağaçları, akarsuyla oyulan taşları gösteriyor, emek gücünü, umudu ve “Devrim”i gösteriyor.

“Bedreddin baktı kemerlerden dışarı.
Dışarda güneş var.
Yeşermiş avluda bir ağacın dalları,
ve bir akar suyla oyulmaktadır taşlar.”

Ölmeyeceksiniz / bizim sevgili ölülerimiz”

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları