Ali Rıza Aydın
Sedat Vural’la 'gerçek suçlu' üzerine…
Yayın Tarihi: 09.07.2025 , 22:03 Güncelleme Tarihi: 10.07.2025 , 00:08
Bir üst yapı öğesi olan hukuk, kimler tarafından (hangi güçler tarafından) yönlendirilip şekillendirilirse onların ve doğal olarak onları yönlendiren üretim tarzının amacına hizmet eder. O zaman yargıyı tehdit edenler, bağımsızlığını istemeyenler ya da sözde bağımsızlığı savunanlar da aynı egemenler olur. Egemen olanın, (kapitalizm, emperyalizm, emperyalist entegrasyon, uluslararası sermaye, çok uluslu güçler, neo-liberalizm, küresel güçler vb adı ne olursa olsun) şekillendirdiği özel çizgilerle yaratılan hukuk; medeni düzeni de, sosyal, kültürel, malî, ekonomik ve siyasal yapıyı da, sağlık, eğitim, adalet, iş ve ceza hukukunu da, vergi düzenini ve gelir dağılımını da, örgütlenmeyi de, devletin yapısını da belirler. Temel hak ve özgürlükler de hukuk yoluyla sınırlandırılır. Egemenler, kendi hukuksal ilişkilerini ve yönetim biçimini yaratırken, din ve çeşitli siyasî araçları da kullanarak kendi çizgileri içinde bağımsız ve demokrat olur; insan haklarını ve özgürlükleri kimileri için öne çıkarıp kimileri için geriye atar.
Yukarıdaki satırlar “Hukuk ve yargı üzerine tehditler” başlığıyla, emeklilik öncesi dönemde, 2 Eylül 2009’da Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan YARSAV Genel Sekreteri1 imzalı yazımdan. “Yetmez ama evet” destekli 2010 Anayasa değişikliğinden önce yaratılan kriz dönemi. Aradan yıllar geçti, siyasal iktidar aynı. Krizler siyasal ve ekonomik alanlarla birlikte, aynı hamam aynı tas tablosuyla, büyüyerek devam ediyor.
Söz konusu Cumhuriyet yazısı yayımlandıktan sonra çevremden aldığım olumlu değerlendirmelerin yanına bir de bende kayıtlı olmayan bir telefonla gelen sıcak bir ses eklenmişti: Avukat Sedat Vural… Kendisini tanıttıktan sonra diyalektik materyalizmle başlayan bir hukuk ve yargı analiziyle yazım üzerine takdirlerini iletiyordu. O günden bugüne hiç kopmadık; dostluğumuz, yoldaşlığımız güven, saygı ve sevgi dolu birlikteliğimizle ve yapıcı sohbetlerimizle beslenerek güçlendi.
Sevgili Sedat Vural’la dünkü sohbetimiz, geçen haftaki “Hukuk çalışıyor mu, kime çalışıyor” başlıklı yazım ve siyasi faaliyet hakkını da içeren güncel konular üzerineydi.
Son olaylara ilişkin özeti şöyleydi Sedat Vural’ın:
“Son 3-4 aydır CHP’li belediyelere yönelik, irtikap, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma iddialı yargısal operasyon, ülkemizin tek gündemi oldu. Televizyon yorumcuları, makale yazarları, bağlı oldukları işverenin düdüğüne uygun alt yapısı olmayan yanlı hukuk ve siyaset çizgisinde öttürme, işi magazinleştirme; iş bilen ve iş bitiren merkez ve yerel yöneticiler ile siyasetçiler ise sen, ben, o tekerlemesi dışında bu işin ve bu gibi işlerin gerçek nedenleri konusunda inandırıcı bir açıklamada bulunmuyorlar.
Kişilerle sınırlandırıyorlar iyilik ve kötülüğü, dürüstlük ile düzenbazlığı, erdemlilik ile çıkarcılığı, vurgunculuğu, kamunun parasını talan etmeyi sen, ben gibi kişisel konumlara çekmeye çalışıyorlar.
Bilimsel bir gerçektir; insanların bu gibi davranış ve değer yargılarını belirleyen içinde yaşadıkları ekonomik ve toplumsal koşullardır.
Doğaldır ki, isnat edilen suçlar kişiseldir ama hep yaşanıldığı gibi sistemle uyumlu, parasal kazanç hedefli organize ve şirketleşme içermektedir.
Ne yazık ki para ve sermaye temelli sistem en çok siyaset ve siyasetçileri etkiledi. Sermaye ve sahipleri hep yüceltildi her yerde. Her türlü iktidar, sermayeye ulaşmanın yolu olarak görüldü. Ulaşılan sermaye ile de kişisel iktidar alanı büyütüldü.”
İkimiz de düzen içi tartışmalarda boğulmamanın, gerçek suçlunun peşindeydik. “Peki, gerçek suçluya gelelim mi” dedim. Yanıt duraksamasız ve net geldi Sevgili Vural’dan:
“Yaşadık ve gördük ki, böylesi birçok olay değişik dönemlerde önce açıldı sonra kapatıldı elbirliğiyle. Kamu malını talan edenler, yine çıkarılan yasalarla affedildi yine elbirliğiyle. Son yolsuzluk iddialı olaylarda olduğu gibi gelişmeleri kişilere indirgemek, sen, ben kavgasına döndürmek, gerçek suçluyu saklama ve suçluluk telaşının bir sonucudur.
Gerçek suçlu ‘bırakın yapsınlar, bırakın etsinler’ anlayışına dayalı uygulanan sömürü ve soygun temelli ekonomik sistemdir. Bu sistemin oluşması ve yürütülmesine itirazsız ortak olanlardır.
Bütün bu çıkar amaçlı iddia ve olayları görüp yaşadıkça, emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak için tam bağımsızlık, sömürüsüz ve insanca yaşam için toplumculuk, vicdan ve inanç özgürlüğü için laiklik, evrensel siyasi ve ekonomik özgürlükler için gerçek demokrasi uğruna mücadele etmiş, yaşamını yitirmiş tüm yurtseverleri saygıyla anıyorum ve selamlıyorum o saygın temiz inançlarını. Ve de haykırıyorum, vatanı çiftlik, devleti ve belediyeleri özel şirketi gibi görenler, toplumsal çürümeyi, yozlaşmayı, kirliliği ülkemize taşıyanlar, temiz el olamazlar; temiz toplum yaratamazlar.
Gerçek suçlu düzen partilerinin elbirliği ile yürüttükleri vurgun ve soygun düzenidir. Kirliliği yaratanlar temiz toplum oluşturamazlar.”
Sömürülenler gerçek suçluyu da biliyor, düzen siyasetinde iç çelişkilerle biçimlendirilen yeni tasarımların içyüzünü de… Bu düzen içi kavganın izleyicileri arasında olan sermaye sınıfı ve gerici işbirlikçileri yeni mevziler kazanarak güçlenme ve emeği ve emekçileri denetim altında tutma adına memnunlar.
Sermaye egemenliğine, gericiliğe, NATO’culuğa, sömürü gemisinde olanların demokrasi yanılsamasıyla halkı kandırmasına, Cumhuriyetle hesaplaşılmasına ve emekçi halkın egemenliğindeki bir cumhuriyet savaşımının engellenmesine izin verilmeyecek.
- 1
NOT: YARSAV 19 yaşında ama hukuken yaşatılmıyor. Ankara Valiliğinin, 2012 yılından bu yana faaliyet gösteren, açtığı davalar ile kapatılmasını sağlayamadığı Yargıçlar Sendikası'na karşı, Sendikanın "yok hükmünde olduğunun tespitine" ilişkin açtığı davanın duruşması bugün (10 Temmuz 2025) Saat 11:45'de Ankara 18. İş Mahkemesi’nde görülecek. Yurtsever Hukukçular olarak Cumhuriyetin duyarlı yargıçlarının örgütü Yargıçlar Sendikası'nın sesinin kesilmesine engel olmak adına, tüm yargıç ve savcı meslek örgütlerini, baroları ve kamuoyunu dayanışmaya davet ediyoruz.