Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Kamu emekçileri: Kördüğümü kesmek

Bu egemenlik karşısında emekçiler sustukça ya da dar alanlardan kurtulup gerçekçi eylemlere yönelmedikçe, ekonomik savaşımla siyasal ve ideolojik savaşım bir arada yürütülmedikçe, sınıfsal karakterli örgütlenmelerle savaşım sürdürmedikçe sömürücülerin saldırısı şiddetlenecektir.

Yayın Tarihi: 20.08.2025 , 22:05 Güncelleme Tarihi: 22.08.2025 , 15:10

Uzun, karmaşık, yorucu hak savaşımı ve örgütlenme tarihleri var kamu emekçilerinin. Statü hukukları, kapsamında oldukları özgün yasaları var. Bir yandan devlet içinde ayrıcalıklı gibi duruyorlar diğer yandan birçok yönden emekçilerden ve çalışma hukukundan ayrık tutuluyorlar. Ekonomik, siyasal, sosyal hak savaşımları parçalı ve dağınık. Mağdurlar, yoksulluğa itiliyorlar; mağduriyetleri ve yoksullukları artan oranda sürüyor, emekliliklerine de yansıyor.

Bugünlerde birden fazla sendika ve konfederasyonla eylemdeler. Sendikasız kamu emekçileri de var eylemlerin içinde. Ancak eylemler mali haklarının artış yüzdeleriyle sınırlı pazarlık görüşmelerine sıkışıp kalıyor.

Sendikal parçalanmışlık içinde ilkeli bir örgütlülük ve savaşımdan söz edemiyoruz. Toplu sözleşme yapılması sırasında dahi işveren devlet ve egemen siyaset tarafından sessizlik, nefessizlik isteniyor. Anayasanın 90. maddesine, Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmelerine, yargının ve Anayasa Mahkemesinin “sendikal eylemlere katılmanın cezalandırılamayacağı” kararlarına karşın iş bırakma eylemlerine ceza yağdırılarak çalışanlar üzerinde baskı ve korku yaratılıyor. 

Bir yandan sendikal ve toplu sözleşme hakları hukuksuz hukukla sınırlı, diğer yandan uyuşmazlık çıkması halinde -ki hep çıkarılıyor- kararları kesin ve toplu iş sözleşmesi hükmünde olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu devreye giriyor.

Ücret artışlarına yoğunlaşılarak, kamu emekçilerinin sömürülmesinden, devletin sömürücülüğünden, bütünsel olarak sömürü düzeninden söz edilmiyor; edilmedikçe de sömürü temel konusu unutturulup düzen içinde iyileştirmelerle oyalanılıyor.

Aynı hedef için parçalı sendikalaşmadan kaynaklanan pratik sorunları da var. Çeşitli sendikaların eylem için bir araya geldikleri, yürüdükleri alanlar bile farklı. Kimi eylemlerde Kuran’dan ayetlerle moral aranıyor.

Düzen egemenlerinin ve devletin anayasal güvence altındaki çalışma ve sözleşme özgürlüğünden anladıkları iş gücünün sömürücülerin isteğine, gereksinmesine, çıkarına uygun, ucuz, esnek, güvencesiz kalıba sokulması.

Çalışma düzeni, üzerinde en çok oynanan, değiştirilen hukuk dalları arasında. Bu oynamalar her seferinde emekçilerin haklarını budayıp patronları rahatlatıyor.

Hem sendika kurma, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı yönlerinden hem de bütünsel olarak çalışma hak ve özgürlüğü yönlerinden sermayenin sınırsız egemenliği ve baskısı söz konusu. 

Emekçilerin çalışma ve yaşamlarındaki kördüğüm, egemen sermaye sınıfı ve işbirlikçileri yönünden daha fazla hak sınırlaması, daha fazla sömürü amacını taşıyor.  

Bu karmaşık ve bir o kadar da çürümüş ortamda iş bırakan kamu emekçileri Türkiye Komünist Partisi'nin de vurguladığı gibi “bu ülkenin onuru”dur.

Ekonomik savunmayla ve yüzdelerle yetinmenin hem kamu emekçilerinin hem de emekçi halkın temel sorunlarını çözmeye yetmediği, her seferinde emekçilerin daha fazla yoksullaşmaya itildiği gerçeği karşısında eylemlerin sınıfsal karakterini yükseltmek, örgütlenmeyi ve ilkeli savaşımı sınıfsallık üzerine yerleştirmek zorunluluğu açık seçik ortadadır.

Ekonomi sermaye sınıfının egemenliği ve çıkarı doğrultusunda yönetildiğinden, siyaset aynı doğrultuda biçimlendirildiğinden işçi, memur, sözleşmeli, geçici işçi, çocuk işçi, emekli çalışan, göç insanı, emekli gibi ayrımlarla, işsizliği kaçınılmaz gösteren dayatmalarla emekçilere yönelik ağır sonuçları olan bir ekonomi programı uygulandığı tartışmasız.

Kapitalist/emperyalist düzen hep yeni yollar, yöntemler arar, uygular; kurumlaştırdığı düzenin istikrarı gibi vitrinlerle sınırlı kalmaz.  Hep daha fazla sömürü, daha fazla doğa katliamı ister; daha fazla baskıya, emekçiler üzerinde daha yaygın ve kalıcı egemenlik kurmaya yönelir.

Bu egemenlik karşısında emekçiler sustukça ya da dar alanlardan kurtulup gerçekçi eylemlere yönelmedikçe, ekonomik savaşımla siyasal ve ideolojik savaşım bir arada yürütülmedikçe, sınıfsal karakterli örgütlenmelerle savaşım sürdürmedikçe sömürücülerin saldırısı şiddetlenecektir.

Sömürücülerin aklının ürünü sahteliklerle emekçiler için kurtuluş gelmez. 

Onurlu savaşım sınıfsallığa oturduğunda geçici, kandırıcı iyileştirmeler, sömürücülerle uyumlu örgütlenmeler, parçalı ve kısır eylemler yerini gerçek bir somut durum analizine, örgütlenmesine ve savaşımına bırakacaktır.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları