Ali Rıza Aydın
Düzensizliğin düzeni arayışları
Yayın Tarihi: 05.11.2025 , 23:16 Güncelleme Tarihi: 04.03.2026 , 21:20
“Aydınlığa açık karanlığa kapalı” diyerek başlayan AKP’nin 23 yıllık süreci emekçi halk yönünden “açık” ve “kapalı” sözcüklerinin yer değiştirmesiyle kısa yoldan anlatılabilir. Anlatım, “ranta ve piyasaya açık kamuculuğa ve halkın refahına kapalı” veya “sömürüye açık eşitlik ve adalete kapalı” gibi sözcük dizileriyle dile dökülebilir.
Erdoğan’ın “Türk demokrasisini sivil damgalı yeni anayasa ile taçlandırma irademiz bugün de baki. Şartlar ne olursa olsun bu hedefimizden kopmadık ve kopmayız. Darbelerden değil milletin irfanından beslenen, demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen sivil bir anayasa vatandaşlarımızın halen en büyük özlemidir” sözleri 1982 Anayasasının hiç değiştirilmemiş durumu için anlamlı olabilirdi. Ama 2025 yılında söylendiği zaman anlamını yitiriyor.
Bir kez daha anımsatalım. 1982 Anayasasında bugüne kadar 25 kez değişiklik girişiminde bulunuldu. 25 girişimin 8’i AKP öncesinde ve bu sekizden biri halkoylamasında reddedildi.
AKP dönemindeki 17 değişiklik girişiminin 4’ü dönemin cumhurbaşkanları (3’ü Ahmet Necdet Sezer, 1’i Abdullah Gül) tarafından geri çevrildi. 1’i de 2008’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
1982 Anayasasındaki değişikliklerin 19’u yürüklükte. 19 değişiklik yasasının 7’si AKP döneminden önceki ANAP ve koalisyonlar dönemine, 12’si AKP dönemine ait. AKP’nin değişiklik üstünlüğü madde sayısında da kendisini gösteriyor. AKP öncesi 59 maddeye el atılırken AKP döneminde el atılan madde sayısı 125. AKP dönemine damga vuran 2010 ve 2017 değişikliklerine vurgulama yapmak gerekiyor. El atılan toplam 184 maddenin hepsi de siyasal iktidarın deyişiyle “sivil”.
Bu tablo “sivil” anayasa özlemini çürütüyor. Anayasanın “Başlagıç”ı bile 2 kez değiştirildi. 23 yıldır iktidarda olan AKP, 17 kez değişiklik girişiminde bulundu, bunların 125 maddeye dokunan 12’si yürüklükte. Bu değişiklikler sivil değil mi sorusu abes kaçacağına göre durum sorunlu. AKP yeni/sivil anayasa konusunu bir oyalanma, çıkar ve tuzak alanı olarak kullanıyor.
AKP dönemi analiz edildiğinde sivillik özlemi halkı değil, sermaye sınıfı ve gericilik adına serbestleşmeyi, emek gücü üzerindeki baskıyı ve sömürüyü sınırsızlaştırmayı işaret etmektedir. Anayasaların yaratmadığı yansıttığı göz önünde bulundurulduğunda, bu yeni/sivil anayasanın dayanağının son yıllarda yaygınlaşan anayasa tanımazlık ve keyfilik ile yargı destekli hukuk yağması olacağı anlaşılmaktadır. Cumhuriyetin temel ilkelerinin de bu tasarımdan olumsuz etkileneceği açıktır.
Sınırsız özel mülkiyet ve özelleştirmenin, girişim ve sözleşme özgürlüğünün, sömürünün, yağma ve işgalin, cinayet ve katliamların, düşman ceza hukukunun, yaygınlaştırılan hak ihlallerinin ve hukuksuz suçlamaların, yandaş ve karşıt arasında çifte standart uygulamaların, düzensizliğin düzeninin kağıda dökülmesiyle ortaya çıkan hukuk, liberalizmin hukukun üstünlüğü nakaratına tam uygunluktur. Anglosakson düzenin özgürlükler hukuku ve yargısıyla, emperyalizm uluslararası hukuku yok sayan saldırı, katliam ve işgalleriyle, ulus devletlerin yıkılması ya da iç işlerine el atılması girişimleriyle bu düzensizlik düzeni zaten yıllardır uygulamaktadır.
Devleti, hukuk ve yargıyı bireysel, siyasal, ekonomik, sınıfsal çıkar aracı olarak kullanma, çıkara uygunsa tanıma uygun değilse tanımama çelişkileriyle dolu.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarına “bizi bağlamaz, siyasaldır” diyenler gereksinim duyduklarında kendileri için aynı mahkemeye başvuru yapmaktadır. Anayasa Mahkemesine hak ihlali için bireysel başvuru görev ve yetkisini getiren ve bununla övünenler, işlerine geldiğinde AYM’nin kararını tanımakta, gelmediğinde tanımamaktadır. Can Atalay, AYM kararını tanımayanların Yargıtay’dan yana tavır koyması ve bireysel başvuru konusunda değişikliğe gidilebileceğini dile getirmesi de belleklerdedir.
Anayasa dayanarak devlet organlarında görev alıp yetki kullananlar, seçilme hakkını kullananlar işlerine gelmediğinde aynı anayasayı ihmal ya da ihlal etmektedir. Demokrasiyi seçim sandığına sıkıştıranlar, seçilmişlerin haklarını ellerinden almaktadır. Kendilerine yapılan eleştiri sözlerini hakarete sokup dava açanlar, aynı sözleri başkalarına söylemektedir. Kendilerine yönelik suç savlarında masumiyet karinesini anımsatanlar, kesinleşmiş yargı kararları olmadan başkalarını suçlu ilan etmektedir. Anayasaya dayanarak hak ihlal edip yasak getirenler, aynı anayasanın yasakladığı tarikatların yaşamasına ve palazlanmasına izin vermektedir.
Bu kargaşadan yeni anayasa çıkar mı, çıkarsa neye benzer?
Güncel çözüm sürecini de yeni anayasa tartışmaları kapsamında kayıtta tutmakta yarar var. Öcalan'ın “Kürt olgusunun tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmesi ve bunun için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalıdır. Bütünsel bir olgu olarak yasallığa geçiş, Demokratik Cumhuriyetin hukuksal temellerini sağlamlaştıracaktır” içerikli son mesajı burjuva düzeni içinde anayasanın ve hukukun nasıl biçimlendirileceğine ilişkin örneklerden biridir.
Düzen içi araçların ve yolların kullanılmasına yönelik ipler egemen sermaye sınıfının elinde oldukça yazılan insanlığın değil sömürücülerin ve sömürünün anayasası oluyor. Buradan halksız cumhuriyette halksız anayasa çıkar; yurttaşlık yerine dinsel ve etnik ayrılığı meşrulaştıran, emekçilerin ve doğanın sömürüsünü meşrulaştıran anayasa çıkar; aydınlanmanın yerine karanlığın anayasası çıkar.
Düzensizliğin düzeni arayışından sömürüsüz toplum çıkmaz.
İnsanlığın tarihi sömürü güçlerinin, araçlarının ve ilişkilerinin yok edilmesine, sömürene ve gericiye, onların demokrasi anlayışına, hukuk ve yargı kılıflarına karşı çıkılmasına yönelik savaşımlarla yazılıyor. Yeni anayasanın yazılmasının koşullarını da aynı tarih yaratacaktır.