Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Adını koyalım…

Yargı kayıtsız koşulsuz ele geçirilirken, başkalaştırılırken, ceza-ödül dahil çeşitli yöntemlerle kadrolaştırılırken susanlar, dur bakalım ne olacak diye bekleyenler, özgürlük yargısıyla ve liberalizmle övünenler dahi bocalayabiliyor.

Yayın Tarihi: 03.09.2025 , 23:39 Güncelleme Tarihi: 04.09.2025 , 00:01

Siyasal iktidar-muhalefet arasında sürekli yeniden üretilmeye devam eden karmaşık ilişkilere, yaşananlara yönelik hukuksal ve siyasal değerlendirmeler düzeniçi normlarla yapılmaya devam ediyor. Bu yönde hukuksal meşruiyet tartışmaları da yapılıyor ki burada “demokratik hukuk devleti”, “demokratik toplum düzeni”, “seçme ve seçilme hakkı”, “demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmezliği”, “Türk Ulusu adına bağımsız ve tarafsız yargı yetkisi” gibi daha derinlikli konular devreye sokuluyor. 

Hepsi de yürürlükteki Anayasa kapsamında değerlendirme ve tartışmalar. Bu kaygan zeminde anayasallığa, hukuka çağrı da olağan. Ancak, hukuk ve yargının baskı aracı yapılması karşısında hak arama özgürlüğü kullanılabilecek mi, kullanılsa bile sonuç alınabilecek mi? Diğer deyişle anayasallığa, hukuka çağrı amacına ulaşıyor mu? Sömürücü ve eşitsiz düzende adalet denileni yaşama geçirmek olası mı? Soruların yanıtının ağırlıklı olumsuz olduğunu sınıfsal tarih içinde tek tek anlatmaya gerek yok.

Hukuk ve yargıdaki kargaşa ve tartışma devam ederken konuyu ekonomik, siyasal, toplumsal ilişkiler kapsamında ve sınıfsal olarak ele almadan sonuç alınamayacağı çok kez yaşandı.

Dinsel ve etnik gericilik hukuksal, yönetsel, denetimsel ve siyasal gericilikle buluşunca, -ki bu buluşmanın egemenler yönünden sorunsuz olduğunu ve birbirini beslediğini görüyoruz- iç çelişki, hesaplaşma, parçalama, güç kırma ya da adaletsizliklerin yaşanması da kaçınılmaz oluyor. 

Ancak üretim araçlarını, ilişkilerini ve gücünü elinde tutan sömürücüler yalnızca gericilikle beslenmiyor, çok yönlü ve çok araçlı. Yasama ve yargısıyla devlet ve hukuk da sömürücü düzenin temel araçları. Düzeniçi muhalefet sömürü düzenini meşrulaştırmayı sürdürdükçe siyasal iktidarı da meşrulaştırıyor. Diğer yandan gün geliyor eşitsiz gelişme yasaları düzeniçi kurumları da vurabiliyor. 

Aynı iç çelişki patronlar, tarikatlar arasında da yaşanabiliyor. Sermaye sınıfı bunlarla değil sınıfsal egemenliğiyle, birikimiyle, sınırsız sömürücülüğüyle ilgileniyor. Zaten emekçilerin yoksulluk içinde yaşamasından, sömürülmesinden hiç kaygıları yok. Yeter ki düzeni sürdürüp emekçi halkı denetim altında tutabilsinler. İşte burjuva demokrasisi, devleti ve hukuku…

Yargı kayıtsız koşulsuz ele geçirilirken, başkalaştırılırken, ceza-ödül dahil çeşitli yöntemlerle kadrolaştırılırken susanlar, dur bakalım ne olacak diye bekleyenler, özgürlük yargısıyla ve liberalizmle övünenler dahi bocalayabiliyor. “Yargının hesabını veremediği sınır tanımaz uygulamaları ağır bedeller ödenmesi sonucunu doğurmuş, anayasa ve yasalarda radikal değişimlerin yapılmasının haklı nedenini oluşturmuştur. Dün yargının siyaseti kuşatma gayretlerine karşı çıktığımız gibi bugün de siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz” diyen Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın söylediklerinin hangi gerçeğe yanıt verdiğini sorgulamak hiç de zor olmasa gerek.

Ne hukuk ne devlet ne de devlet içinde seçimle gelen yasama organı, cumhurbaşkanı, belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri düzene, topluma dışardan dayatılmış, ayrık organ ve kişiler. Elbette hak savaşımları verildi, verilecek ama tartışma, değerlendirme ve analizleri, çözümleri sömürücü düzenin somut durumu ve sınıfsal karakter gözetilerek okumak gerekiyor.

Ekonomi politiği sömürü olan düzende devlet ve hukuk ya susuyor ya da sömürücüler çıkarına biçim değiştiriyor, anlam ve kapsam değiştiriyor. Sonuçta keyfilik, serbestlik, hukuk ve yargı ayrılamayacak derecede iç içe geçerken hem sömürü derinleşiyor, daha yaygın ve egemen duruma geliyor hem de emekçiler sınıfsal karakterleri unutturulup, bireyselleştiriliyor.

Sömürücüler ve siyasal iktidarları sıklıkla adil işleyen hukuk ve yargıdan söz ederken, eleştirellik üzerine dayalı hak arama çabaları işe yaramıyor, tekil zaferler işe yaramıyor, geçici kalıyor.

Görüyoruz ve biliyoruz; savaşımları, savaşımlarla kazanılan hakları, emek gücünü kendi istek ve gereksinmelerine göre kalıba sokan, sınırlandıran, engelleyen kapitalist/emperyalist düzen yıkılmadan, sınıflar arası uzlaşmanın aracı olan hukuktan emekçilere kalan kırıntıyla avunarak sınıfsız ve sömürüsüz düzen, o düzenin cumhuriyeti ve anayasası gelmez.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları