Ali Rıza Aydın
Bir hukuksal keyfilik daha AYM’den döndü
Yayın Tarihi: 24.07.2024 , 23:31 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Başlıktaki iki konuya değinerek başlamakta yarar var. Birincisi keyfilik genellikle hukuksuzlukla birlikte tanımlanır. Bu durumda hukuksal keyfilik olur mu? İkincisi AYM tüm keyfilikleri durduran, eşitlik-özgürlük diyalektiğini eksiksiz gözeten bir anayasal denetim organı mıdır?
Hukuk içinde keyfilik… Olmaz olur mu? Hukuk kuralı hukuksuzsa, genel kabul görmüş hukuk devleti ilkelerine aykırıysa, göz göre göre Anayasaya aykırıysa, her okuyanın başka bir anlam çıkardığı belirsizlik içeriyorsa, yasama yetkisini tanımsız ve sınırsız biçimde idareye devrediyorsa ve bunlar gibi birçok alanda hukuksuz olanı hukukun içine yazıyorsa keyfilik hukukun içine girer. Bu biçimsellik yönü. Bir de eşitlik, özgürlük, adalet, ayrım yapmaksızın herkese uygulanan hak ve özgürlük, hukuku çifte standart uygulamama gibi kapitalizmin ekonomi politiği olan sömürüden kaynaklanan, kapitalist üretim ilişkilerinin ürünü olan, sermaye sınıfını yaşatıp emekçileri sömüren hukuk var ki özünde zaten keyfilik taşır. Sermaye sınıfına olabildiğince yol açar, emekçilerin denetimini patronların elinde tutar, emekçileri de haklarını dahi arayamayacağı bir batağın içinde tutsak eder. Esnek ve güvencesiz çalışmayı yazar, işten atılmayı ve işsizliği meşrulaştırır, düşük ücreti kanıksatır. Biz bu birinci durumu “hukuklu hukuksuzluk” diye özetleriz. Başka bir özeti de burjuva hukukudur. Atlamayalım, uluslararası sözleşmeleri, örneğin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ni de buradan okumak gerekir.
Her üretim ilişkisi kendi hukukunu ve kurumlarını yaratacağından anayasa denilen bağlayıcı ve üstün belge de yukarıda özetlediğimiz durumdan soyutlanamayacağından hukuklu hukuksuzluğun belgesi olması kaçınılmazdır. Anayasa Mahkemesi de bu Anayasayı yorumlama yetkisine sahip anayasal denetim organı olduğundan öyle her hukuksal hukuksuzluğun AYM’den dönmesini beklemek güzel bir rüyayı görürken uyanmak istememek gibi duvara toslar. Uyanamayacak tek durum ölümdür. Günümüzün AKP/Erdoğan/Tarikat Cemaat imzalı, sermaye-din karışımlı AYM’si eğer kimi döndürmeler yapıyorsa, artık hukuksal keyfilikler görmezden gelemeyecek derecede açık ve net ortada olduğu içindir. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerindeki iptaller, Can Atalay kararı son dönemin örnek kararları olarak duruyor. Kimi hak ihlalleri kılıflara sığmıyor. Bireysel başvuru istatistiklerinin uzun kuyruğu, bu iç denetime karşın İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi önündeki Türkiye uzun kuyruğu da örnek olarak duruyor.
Hangi hukuksal keyfiliğin AYM’den döndüğü konusuna giriş uzadı. Konuyu, 6 Şubat 2023 depreminden hemen sonra 13.2.2023 günü soL’da yazdık.1 Anımsanacaktır, 24 Haziran 2018 seçimlerinden önce 11 Haziranda “imar barışı” reklamıyla İmar Kanununa eklenen geçici maddeyle (geçici madde 16); afet risklerine hazırlık gerekçesiyle ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış yapıların kayıt altına alınması ve sahiplerine yapı kayıt belgesi verilmesi öngörüldü. Ancak bu yapıların imarı için adım atılmadı. 6 Şubat depreminde üzüntüyle, acıyla yaşadığımız gibi, binalar yıkılarak can ve mal kaybına neden oldu.
Bu maddede ilginç ve şaşırtıcı bir durum vardı. Yapı kayıt belgesinin geçerlilik süresi, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapının yeniden yapılması veya kentsel dönüşüm uygulaması koşuluna bağlandı ama başka bir kayıtla.
Bu kayda göre, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerli olacak geçici süre içinde yapı kayıt sistemine alınan yapıların depreme dayanıklılığı konusu malikin sorumluluğuna bırakıldı. Devlet “ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıların deprem sorumluluğunu üstlenmem, bir an önce ruhsatlı yapınıza başlayın ya da başlatın” demeye getirerek geçici süre içindeki yapı kayıt belgeli yapıların afet sorumluluğunu yurttaşa yükledi.
Devletçe “imar barışı” adı altında yapı kayıt belgesi verilen yapılarda, yıkım durumunda sorumluk yalnızca bina sahibine yüklendi. Yani devlet yıkım batağının içinden kendisini tereyağından kıl çeker gibi çekip çıkarmaya çalıştı, hem de kanun maddesiyle.
Konu, konuya ilişkin bir tebliğin iptali için açılan dava sonucu Danıştay tarafından itiraz başvurusu yoluyla AYM’ye taşındı. Habertürk'ten Fevzi Çakır'ın haberine göre AYM, yapı kayıt belgesi verilerek koşula bağlı af getiren bu maddedeki devletin sorumluluğunu yapı sahibine yükleyen kuralı Anayasaya aykırı buldu. Özetle “yalnızca bina sahibini sorumluluğu olmaz, ilgili kamu kurumlarının sorumluluğu devam eder” dedi.
AYM’nin gerekçeli kararı yayımlandığında ayrıntıları göreceğiz. Ancak bu kararla birlikte, daha önce açılmış olan birçok dava yeniden biçimlenecek, davalara yeni davalılar eklenecek, kanun hükmü olması nedeniyle ilgili idarelere açılmayan/açılamayan davalar açılabilecek. Konu deprem bölgesiyle birlikte Türkiye’nin birçok bölgesindeki milyonlarca yapı kayıt belgeli yurttaşı ilgilendiriyor.
Hukuklu hukuksuzlukların ortaya çıkarılması önemsiz sayılmaz. Öncelikle bu tür kararların, yargı denetiminin amacına ulaşıp ulaşmadığına bakılacak ki bu yalnızca kararın uygulanıp uygulanmayacağıyla sınırlı değil. Artık benzer hukuksuzlukların yapılmamasıyla da ilgili. Hiç olmazsa ayrımcılık yapılmamasıyla, hak ve özgürlüklerin gasp edilmemesiyle ilgili.
Kime söylüyoruz? Bu düzenin siyasetçilerine, yöneticilerine, görevlilerine…
Onlar ne diyor? Asıl olan kapitalizmin/emperyalizmin sürdürülebilirliği… Biz sermaye sınıfının araçlarıyız…
Biz ne diyoruz? Sizin tüm mal varlığınız ve kârlarınız halkımıza feda olsun…
- 1https://haber.sol.org.tr/haber/imar-aflarini-getirenlere-soruyoruz-365597