Sayfa yolu
SÖYLEŞİ | Kemal Okuyan’dan çözüm süreci yanıtları: 'Türkiye’nin etnik kodlarla, dinsel referanslarla hiçbir sorunu çözülemez'
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 13.08.2026 , 18:53
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Küba ziyareti sonrası soL’un hem ziyarete hem de ülke gündemine ilişkin sorularını yanıtlarken, söyleşinin ilk bölümünü dün soL okurlarıyla paylaşmıştık.
Ağırlıklı olarak Küba’daki son duruma dair değerlendirmelerin yer aldığı ilk bölümün ardından Okuyan, bugün ülkedeki gündeme ve kritik gelişmelere ilişkin sorularımızı yanıtladı.
“Süleymancılara yönelik operasyon ne anlama geliyor?”, “Zamanlama için neden bugünü seçtiler”, “TKP’nin çözüm sürecine neden karşı duruyor?” “Sürecin içeriği ve ana doğrultusu ne?” ve “Solun ve Özgür Özel’in aldığı pozisyon nasıl değerlendirilmeli?”
Okuyan’ın gündeme ilişkin merak edilen bu sorulara verdiği yanıtlar söyleşimizde:
'Çözüm sürecine tepkili kesimlerin bir bölümüne ‘bakın biz tarikatlara da müdahale ediyoruz’ demiş oluyorlar'
Siz Küba’dayken Türkiye’nin iç siyasetindeki yoğunluktan hiçbir şey eksilmedi. Belediyelere dönük operasyonlar ve AKP’ye transferler sürerken en önemli gündem maddesi yeni çözüm süreci kapsamında “çerçeve yasa”nın Meclis’te oylanmasıydı. Bunlara geçmeden Süleymancılara dönük operasyonu sormak istiyorum. Bu operasyon neyle açıklanabilir?
Türkiye’de cemaat ve tarikatlar siyasal ve ekonomik sistemin ayrılmaz bir parçası durumunda. Hem birer partiler, hem bütün partilerin içindeler hem de birer holdingler. Burada muazzam bir pasta kavgası var. Birbirilerinin alanına giriyorlar bazen de devletin içindeki başka kanatların ayağına basıyorlar. Süleymancılar bu açıdan AKP içinde en fazla rahatsızlık uyandıran yapılardan biriydi. Zaman zaman muhalefete yanaştılar. Bunu fırsat bilen rakip tarikatlar bir operasyon için bastırıyordu. İşin ilginci bu operasyonun hazırlıklarının aylar öncesinde yapılmış olması. Masada duruyordu. O zaman neden şimdi sorusu sorulmalı. Yanıtlardan birinin kesinlikle “çerçeve yasa” olduğunu düşünüyorum. Hazırda bekleyen bir operasyon bugün başlıyorsa, zamanlama konusunda bir tercih yapılmış demektir. Çözüm sürecine tepkili kesimlerin bir bölümüne “bakın biz tarikatlara da müdahale ediyoruz” demiş oluyorlar. Bir de belediyelere ve İmamoğlu’na dönük müdahalelerle ilgili bir yanı da var.
'Tarikatların merkezinde durduğu bir siyasal sistem söz konusu'
Gerçekten müdahale ediyorlar mı?
Bu operasyonun boyutlarını göreceğiz. Süleymancılar büyük bir ağa sahip. Arada 2016’da yaşanan büyük ve kahredici cinayet gibi olgular var sicillerinde. O yurt yangınını ve ölen çocukları asla unutmayacağız. Türkiye’de davul zurna ile başlayıp sonra sönümlenen birçok operasyon oldu. Ama asıl sorun, Türkiye’deki tarikat yapılanmasının bütünü. Bu operasyondan memnun tarikatlar var. Tarikatların yerleştiği merkezinde durduğu bir siyasal sistem söz konusu. Düşünün Süleymancıların şirketlerinin listesi yayınlandı, bazılarını bilmiyordum. Şimdiye kadar bu güce nasıl ulaştılar, asıl bunu sormak gerek. Bazı belediyelerin öğle yemek parasını denetleyen devlet, bu milyarlık birikime sessiz kalmış. Dediğim gibi sistem bunun üzerine kurulu. Unutmayalım tarikatlar kayıt dışı, denetlenmiyor. Üstelik de hâlâ Anayasa’ya mutlak olarak aykırı kurumlar.
TKP sürece neden karşı duruyor?
Buradan “çerçeve yasa”ya gelmek istiyorum. TKP başından beri çözüm sürecine karşı durdu. Şimdi de yasaya “Hayır” oyunu savundu. Bu karar ve kararlılığın nedeni nedir?
Konu sadece ve sadece silah bırakma, barış, mutabakat gibi kavramların içine sıkışacak kadar düz olsaydı, bu görüşmeler ve ortaya çıkacak anlaşmalarla ilgili farklı şeyler konuşabilirdik. Dünyada şu ya da bu devlet ile silahlı bir örgüt arasında yoğun çatışma ve sonrasında görüşmeler ilk kez olmuyor. Bunların her birinin içeriği farklı ama kapsamlı bir çatışmanın ardından masaya oturulur. Bu nedenle TKP ne görüşmelerle ne bu görüşmelerin pratik sonuçlarıyla ilgili bir tartışma yürütüyor. Bu, bir. İki, mevcut iktidara dönük bütün eleştirilerini unuturcasına kendisini iktidarla özdeşleştirerek, aynı tarafa koyarak “efendim ne demek çözüm süreci” filan diyenlerin itirazlarıyla da bir ilgimiz, ortaklığımız bulunmuyor. Başından beri şunun altını çizdik: Hangi doğrultu? Bir kere masanın iki tarafı da bize başından beri bir doğrultu sunuyor. Açık bir biçimde. İkincisi bölgemizde bir takım gelişmeler yaşanıyor: Üç, Türkiye iç siyaseti yeniden yapılandırılıyor. TKP bütün bunlar arasında bir doğrultu ortaklığı saptadığı için bu sürece ve bu sürecin etaplarına açık bir biçimde karşı çıkıyor. Burada ne öyle ne böyle tutum olmaz, burada ama “silahlar susuyor” kolaycılığı olmaz, burada “halkların kendilerini tayin hakkı, ne yapalım boynumuzu bükelim olmaz”, burada “Kürt sorunu yok terör sorunu var” fanatizmi olmaz. Burada bu ülkenin nasıl yeniden ayağa kalkacağına dair bir program olur.
'Her iki taraf da 100 yıllık parantezin kapanmasını istiyor'
Silahların susacak olması Türkiye’nin yeniden ayağa kalkmasını sağlamaz mı?
İddia neydi, “Kürt sorunu çözülürse Türkiye’nin bütün sorunları çözülür.” Biz başından beri bu teze itiraz ettik. Şimdi iktidar bunu diyor, DEM “bu yola giriliyor” diyor. Göreceğiz. Şunu diyenler bile var; iktidarın bütün baskıları bu dönemeci alabilmek için. Sonra Türkiye demokratikleşecek. E masanın diğer tarafından “muhalefeti biraz baskılasanız” türünden bir açıklama yapılmıştı sürecin başlangıcında hatırlayalım. Sonra “meramımız o değildi” dendi gerçi ama her şey çok açık. Türkiye’de işçi sınıfını baskılama programı, NATO’yla işbirliğini daha da derinleştirme programı, ABD ile yeni bölgesel açılımlara imza atma programı yürürlükteyken refah, barış, demokrasi olmaz. Bu işler bir bütündür. Ve bu da değil sadece. 1923 Cumhuriyeti’ni tahrip ettiler ama yerine yenisini kuramıyorlar, bir eşiğe gelindi duruldu. Toplumdaki direnci aşamıyorlar. Bu mevcut süreç, bu direnci aşmaya dönük. Her iki taraf da 100 yıllık parantezin kapanmasını istiyor.
'Bu şekilde Kürt sorunu daha da derinleşecek, bunu yazın'
Ama ortada biriken sorunlar yok mu? Kürt sorunu da bunlardan biri. Çözülemedi.
Şimdi mi çözecekler? Türkiye Cumhuriyeti ileriye doğru atılımdır, bir devrimci dönemin ürünüdür. Ne denirse densin öyledir. Bazı yayınevleri bin tane daha kitap yayınlasa da öyledir. Sonra gelinen nokta bir şeyi değiştirmez. Cumhuriyet kurulurken barındırdığı çelişkiler, çok önemli olsalar da bir şeyi değiştirmez. Orada bir doğrultu vardı, yön vardı. Orada yalnızca Anadolu’nun değil, dünyanın bütün devrimci birikiminin emeği, mücadelesi vardı. Şimdi ülkemizin dağ gibi biriken, yurttaşlarımızın çok büyük bölümünün yaşamını karartan sorunlarının bir karşı-devrimci sürecin marifetiyle çözüleceğine inanmamız isteniyor. Geçelim bunları. Konunun özünü tartışalım diye başından itibaren konuşuyoruz. Konunun özü sömürüdür, emperyalizmdir, tersinden lakikliktir, Cumhuriyettir. Bunlardan bağımsız bir Kürt sorunu olabilir mi? Bu başlıkların her birinde iktidar dolu dizgin yeni hamleler yaparken, “ama Kürt sorunu çözülüyor”, “masanın bütün tarafları evet demişken bize söz düşmez” diyen solcuların olduğu bir ülkedeyiz. Hayat. Bu şekilde Kürt sorunu daha da derinleşecek, bunu yazın. Yanına yeni sorunlar ekleniyor üstüne üstüne üstlük. Türkiye’nin etnik kodlarla, dinsel referanslarla hiçbir sorunu çözülemez.
'Kürt sorunu bir dönüşümün önünü açmak, ona destek bulmak için kullanılıyor, bu çözüm filan değil'
Gerçekten de Türkiye çatışma ortamından çıktığında daha demokratik bir ülke olamaz mı?
Kim Türkiye’de yoksul insanların etnik nedenlerle ölmesini ister? Böyle bir şey olabilir mi? Yıllarca yasakçılığın, inkarcılığın bu sorunu kilitlenme noktasına getireceğini söyledik. Oldu da. Bu iş emperyalistlerin bir kez daha yatırım yaptığı bir meseleye dönüşüyor dedik, oldu. Bunu komünistlerin 1920’lerde söylemişlerdi. Şimdi Kürt sorunu bir dönüşümün önünü açmak, ona destek bulmak için kullanılıyor. Bu çözüm filan değil. Türkiye NATO şemsiyesinde yeni çatışmalara yol alıyor. Biz salak mıyız bunlara gözümüzü kapatacağız? Her şey ortada, apaçık.
'Bir ‘yetmez ama evet’ daha çıktı'
Solun genel olarak tavrına ne diyorsunuz?
Bir şey demiyorum. Sınırlı bir kesim dışında bir şey de demediler zaten. Dediler de, bir öyle bir böyle dediler. Sonuçta bir “yetmez ama evet” daha ortaya çıktı.
'Özel’in mükemmel bir manevra yaptığını söyleyenlerle AKP’nin ABD planlarını bozduğunu söyleyenlerin zihni aynı sistematikle çalışıyor'
Özgür Özel’in büyük oyunu bozduğu, evet deyip partide bazı milletvekillerinin hayır demesini sağlayarak iktidarın tuzağını boşa çıkardığı söyleniyor.
İktidarın tuzağı, Dem ile Yeni Parti’nin arasını mı açmakmış? Bu olabilir de bunca şey arasında bütün dert bu muymuş? Ülke meselelerine Meclis aritmetiğinden bakıldığında böyle olur. Sonuçta Özgür Özel’in mükemmel bir manevra yaptığını söyleyenlerle AKP’nin ABD planlarını bozduğunu söyleyenlerin zihni aynı sistematikle çalışıyor. Ülkenin önemi sorunları bu tür ince hesaplara gelmez. Ha, Özgür Özel’e şantaj yapıldığı söyleniyor. Eğer şantaj varsa, ya şantajın üzerine gidilir ya da bu işler bırakılır. Sonuçta bir başka partinin kararı. Yurttaşlarımızın bir partiyi tercih ederkenki kriterleri de kendi kararları. Bir partinin vekillerini ya da üyelerini önemli konularda serbest bırakması “parti” kavramına aykırı aslında. Ama Türkiye’de her şey oluyor.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.