Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Öcalan’ın ‘MHP kadar bu devletin sağlam ayağı olacağız’ iddiasının zemini ne? Yanıt PKK yayınında verildi

PKK'nin yayın organı Kominal'de çıkan kapsamlı makale, örgütün "MHP kadar devletin sağlam bir ayağı olma" yaklaşımının teorik çerçevesini sunuyor. Buna göre Cumhuriyet ümmeti ve Kürtleri dışladı, siyonist ideoloji tarafından şekillendirildi. Şimdi AKP'yle ümmet, PKK'yle Kürtler geri döndü. Bu ittifak Türkiye devletinin bekası sorununu çözecek ve Ortadoğu'da Türkiye'yi güçlendirecek.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 27.08.2026 , 12:54

Abdullah Öcalan’ın Temmuz ve Ağustos aylarında DEM heyetiyle yaptığı görüşmelerin notları, bir haftadır tartışma konusu.

Çok sayıda çarpıcı tez öne süren Öcalan’ın notlarında veciz şekilde ifade ettiği “MHP kadar bu devletin sağlam ayağı olacağız” iddiası, özellikle dikkat çekti.

Öcalan, bu iddiayı şöyle ifade etmişti:

Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız. 3 ay tartışalım, göreceksin devlet kapısı ardına kadar açılacak. Çünkü en stratejik bir halkı devletin müttefiki haline getiriyoruz. Yavuz, İdris-i Bitlisi'ye beyaz bir kağıt verir, ne istersen yaz der. Sonuç Ortadoğu kapısını aralar.

Peki kimilerine çok şaşırtıcı gelen bu iddia Öcalan’ın “eksantrik” bir çıkışı mıydı, yoksa hareketin uzun süredir yürüttüğü tartışmalar sonucu vardığı ve benimsediği noktanın çarpıcı bir ifadesi mi?

Sorunun yanıtı, örgütün yayın organı Kominal’de bu ay yayımlanan bir makalede bulunuyor.

PKK’nin yayın organı Serxwebûn, geçen yıl yayın hayatına son vermişti. İsmi “bağımsızlık” anlamına gelen bu yayının durdurulması, “çözüm süreci”nin sembolik ifadelerinden biriydi. Kominal, Serxwebûn’un yerini aldı.

Yayının Ağustos sayısında yer alan, Halil Cemal mahlasıyla yayımlanmış “Yeni bir Yüzyıl: Demokratik Entegrasyonla Yeniden Doğuş” başlıklı makale, Öcalan’ın yaklaşımının teorik zeminini kapsamlı şekilde ortaya koyuyor.

Yazının temel tezleri ne?

Makale, AKP’nin Cumhuriyet’le hesaplaşma ve yeni rejim inşasının ifadesi olan “ikinci yüzyıl” çıkışına, PKK cephesinden verilen bir yanıt niteliğinde.

Yazı, AKP’nin yeni rejim stratejisiyle üst düzeyde bir uyumun teorik zeminine işaret ediyor.

“Türkiye devletinin bekası” bir sorun olarak ortaya atılıyor, sahipleniliyor ve “sağlıklı bir üniter devletin bekası” için ittifak tezi geliştiriliyor. Bu ittifak çağrısı da, Türkiye tarihine dair islamcı tezlerle paralellik kurularak güçlendiriliyor. 

Yazı, dikkat çekici bir şekilde sınıf meselesini tamamen bir kenara koyup, jeopolitik bir analiz yapıyor ve tarih dışı sonuçlara varıyor. Yazıya göre Osmanlı Kürtlerle ittifakını bozmasaydı Batı'ya kafa tutabilirdi ve yıkılmazdı. Ancak İttihatçılık ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu siyonist ideolojiyle şekillendi. İki unsur, ümmet ve Kürtler dışlandı. Şimdiyse iki müttefik olarak ümmet AKP'yle, Kürtlerse PKK'yle geri geldi. Bu ittifak, Türkiye'yi Ortadoğu'da güçlendirebilir.

Yazının temel tezleri şöyle özetlenebilir:

  • PKK stratejisi uygulanamadı, demagojiden öteye geçemedi.
  • Hegemonik güçler 7 Ekim 2023 sonrası Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme arayışında, bunun merkezinde Kürdistan var.
  • Türkiye Lozan’a dayalı stratejisini değiştirmek zorundadır.
  • PKK ulusal kurtuluş stratejisini terk etmiştir.
  • Anayasa değişmelidir.
  • Yerel demokrasinin güvence altına alınması tek çözüm formülüdür.
  • Sağlıklı bir üniter devlet bu zemin üzerinde kurulabilir.
  • Yerel demokrasi olduktan sonra demokratik toplum kapitalist sistem içinde de inşa edilebilir.
  • İsrail ve ABD Kürtler için yeni ulus devlet hedefliyor, bu yeni Gazzeler yaratır, bunu önlemeliyiz.
  • Malazgirt’ten beri süren Türk-Kürt ittifakı yeniden inşa edilmelidir.
  • Devletin bekası için değişim olmazsa olmazdır, yoksa Kürdistan elden gider.
  • İsrail bir Kürt ulus-devletçiği hedefliyor, bizim stratejimiz bunun karşıtı.
  • Türkiye’ye önerimiz, Ortadoğu’da Kürtlerle stratejik ittifaktır.
  • Osmanlı Kürtlerle ittifakı bozmasaydı yıkılmazdı.
  • Cumhuriyet Kürtlerle ittifakı güncellerse rahatlıkla bir Japonya, Fransa, Almanya olabilir.
  • İttihatçıların önünün açılmasında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında proto-İsrail vardır.
  • Anti ümmetçi ve anti-Kürt bağlamlı siyonist ideoloji Türkiye’yi şekillendirmiştir.
  • Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk düşünülemez; biri olmadan diğeri varolamaz. Ayrıca Türk, İslamsız da düşünülemez. Orta Asya’daki ve diğer bölgelerdeki Türklerin yok oluşu, İslamsızlıkla, Kürtsüzlükle ilgilidir.
  • Ümmetçi damar AKP’yle, Kürtler de PKK’yle geri gelmiştir.
  • Kürt ulus devletinin kurulamamış olması PKK açısından şanstır.

Kominal'de yayımlanan makalede öne çıkan bölümler şöyle:

'PKK stratejisini demagojiden öteye taşıyamadı'

Biz PKK’yi bir isyan hareketi olarak değil, düzenli bir siyasi programı ve stratejisi olan bir hareket olarak geliştirmek istediysek de pratikte istediğimiz gibi gelişmedi. Strateji ve taktik kavramları çok kullanıldı ama yaşanan bunun tam tersiydi. Bu büyük sorunları doğurdu, altından çıkılamaz, güç eriten, dağıtan bir duruma yol açtı.

Bir de bu yönüyle PKK’nin aşılmasını ele almak gerekir. Stratejik olarak söylediklerini uygulayamadı, demagojiden öteye taşıramadı. Dolayısıyla aşılması bu anlamda da gerekliydi.

Ortadoğu yeniden şekilleniyor, Irak ve Suriye'den sonra sıra İran ve Türkiye'de

Özellikle son elli yıldan bu yana İsrail etkeninin devreye girmesiyle Ortadoğu’nun boydan boya yeniden şekillendirilmesi söz konusudur. Bu temelde geliştirilen stratejik denge Sykes-Picot düzenlenişini, sistematiğini bozuyor. 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısından sonra İsrail, Sykes-Picot’un tamamen aşılması gerektiğini ilan etti ve buna uygun hamleleri geliştirmeye başladı. Küresel hegemonik güç olan ABD ile anlaşarak hamlesini başlatan İsrail’in başta Gazze olmak üzere, tüm Ortadoğu’yu kapsayan eski kurulu stratejik dengeyi bozmaya yönelik bir strateji geliştirdiği anlaşılıyor. Halen de yoğun bir biçimde uygulanmakta olan budur. Gazze görünüşteki hedeftir. Esas hedef Ortadoğu’ya yeni bir stratejik denge dayatmak ve yeni bir biçim vermektir. Yeni Ortadoğu dengesine göre yeni bir inşa sürecine girişmektir.

Kürdistan, mutlaka yeni hegemonik kaymaya göre yeniden düzenlenmek istenecektir. Irak’ta, Suriye’de yaşananlar çok yakında İran’da yaşanacaktır ve yine bağlantılı olarak Türkiye’ye de dayatılacaktır. Gelişmeler tüm sıcaklığıyla böylesi bir değişimin başladığını göstermektedir.

'Türkiye'nin Lozan'a dayalı stratejisi değişmek zorundadır'

Belli ki ulus devletlerin yeni bir dizaynı söz konusudur. Fakat burada esas problem, sadece Filistin-İsrail bağlamında değil -ki burası küçük bir kenar çerçeveyi ifade ediyor, burayı düzenlemek o kadar zor değil- esas düzenleme Ortadoğu’nun kalbi olan Kürdistan’da ulus devletlerin dizaynıyla gerçekleşecektir.

Esas soru şudur: söz konusu ulus devletler nasıl düzenlenecektir? Bunun artık planlandığını ve giderek öne çıkarılacağını biliyoruz. Mevcut Kürdistan federe devleti ihtiyacı karşılayamadığı için aşılmak istenecektir. Federe devlet ya daha da kalıcılaşıp bir ulus devlete dönüşecek ya da farklı bir siyasi oluşuma evrilecektir.

Ama artık küresel sistemin bölgesel planları değişmektedir. Değişim olmadan eski statüko sürdürülemez duruma gelmiştir. Türkiye tutucu bir şekilde Lozan’a dayalı stratejide ne kadar ısrar ederse etsin, değişmek zorundadır. Çünkü tüm bölgesel ve küresel güçler bunu zorunlu görmektedir.

'PKK hareketi ulusal kurtuluş stratejisini terk etmiştir'

PKK hareketi ulusal kurtuluş stratejisini terk etmiştir. Bu stratejinin fazla işlevsel olmadığı, bununla artık mücadelenin ilerletilemeyeceği, kazanımları koruyamayacağı görülmüştür.

Eski terk edilirken yerine ikame edilecek strateji önem kazanmaktadır. Kürdistan’da bu konuda iki stratejik yaklaşım karşı karşıyadır. Birincisi ilkel milliyetçi yaklaşımdır. Bu yaklaşımı arkasındaki güç ile değerlendirmek gerekir. Bu yaklaşımın esas aldığı önce otonomi, sonra federe ve sonunda da bağımsız bir Kürt ulus devletçiğine gitmektir. Özellikle PKK’nin istismarını da esas alarak böylesi bir strateji geliştirilmiştir. Bunun iyi görülmesi gerekir. Mevcut Güney Federe Kürdistan oluşumu bir ulus devlet stratejisiyle çalışmaktadır. Diplomasisi yapılmakta, ordusu kurulmakta, diğer kurumları hazırlanmaktadır. Tümü ulus devlet eksenlidir. Bu PKK’nin de reel sosyalizm temelinde de olsa öngördüğü bir stratejiydi. Onun stratejik, taktik, politik vb. uygulamalarını geliştirmişti. PKK bundan vazgeçti ama diğerleri vazgeçmemiştir. Ulus devlet stratejisi yürürlüktedir. İç ve dış politika bu temelde geliştiriliyor.

'İsrail Kürt ulus devleti hedefliyor'

Bu stratejinin tümüyle geçersiz olduğu söylenemez. Proto-İsrail’in birinci yüzyılını Türkiye Cumhuriyeti idame etti; şimdi de Ortadoğu’da hegemon bir güç haline gelen İsrail için Kürdistan bir “post-İsrail” olarak ulus devlet biçiminde inşa edilmek istenmektedir.

Post-İsrail stratejisi için Kürt devleti olmazsa olmaz kabilindedir. Ortadoğu’da birincil doğal müttefik olarak görülmektedir. Nitekim PKK’nin zorla tasfiye politikası da bu stratejinin gereğiydi. KDP önderlikli anti-PKK hareketi bu yönüyle desteklenmiştir. Özelikle Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte bu yürütülmüştür. Halen de bu strateji uygulanmaktadır. Görünüşte AKP İsrail’e karşı çıkıyor, ama Kürtler söz konusu olduğunda objektif olarak İsrail politikasını yürütüyor. Bu, dikkatle ele alınması gereken bir husustur. Gazze nedeniyle kimi çelişkiler çıkmış olabilir ama bunun anti-Kürt temelinde giderilmesi işaretleri de vardır. Kuzey Doğu Suriye’deki Kürtlere karşı yaklaşımda bu açıkça görülmektedir.

'Anayasa değişmeli, AB'nin yerel özerklik şartı kabul edilmelidir'

Mevcut anayasanın bir 12 Eylül kalıntısı olduğu tartışmasızdır. Faşist bir anayasadır. Dolayısıyla demokratik entegrasyonun ve demokratik cumhuriyetin anayasası olamaz. Bu temelde demokratik cumhuriyetin yeni bir anayasa gerektirdiği herkesçe dillendirilmektedir. Demokratik cumhuriyet anayasası gündemdedir. Bağlantılı olarak demokratik yasalar da söz konusu olacaktır.

Demokratik cumhuriyet anayasası hem bir bütün olarak ülke bağlamında tüm toplum kesimlerinin demokratik hak ve özgürlüklerini hem de yerel demokrasiyi esas almak durumundadır. Mevcut anayasa ve yasalar katı temelde merkezidir. Bütün bölgesel farklılıkları bir sayan monolitik bir anlayışla hazırlanmıştır. Tüm kapitalist devletlerde yerel haklar oldukça gözetilmiştir. Ancak Türkiye’nin üyesi olmaya çalıştığı AB’nin yerel özerklik şartına bile Türkiye çekince koymuştur. Demek ki bu noktada tutucu, özgürlük karşıtı bir tavır söz konusudur. Bu, demokrasi açısından yanlış bir tavırdır. Burada yerel demokrasinin inkârı vardır.

Türkiye şimdi de aynı zihniyetle Suriye’ye yaklaşmaktadır. Yerel demokrasi olmamalıdır gibi bir tavır geliştiriyor. Sadece Kürtlerin değil, Türkmenlerden Dürzilere, laiklerden Alevilere kadar herkesin yerel demokrasi sorunu varken, tek bir kişinin otoritesine göre bir anayasa geçerli kılınmak isteniyor. En hafif deyimle bu kadar anti-demokratik bir zihniyet olamaz. 21. yüzyılda bu zihniyetle yol alınamayacağı açıktır.

'Gelişmiş kapitalist ülkelerdeki yerel demokrasi örnektir'

Ülke bütünlüğünü esas alan, yerel demokrasiyi ihmal etmeyen yeni bir anayasa Türkiye’yi ikinci yüzyılda güçlü kılabilir. Yerel demokrasiyi tanımayan bir anayasa demokratik olamaz. Sadece Türkiye için değil, bütün bölge için demokrasinin vazgeçilmez ilkesi yerel demokrasiyi tanımaktır. Ortadoğu için gerekli olan böyle bir anayasal çözümdür. Yerel demokrasi olmadan ulusal bütünlük içinde demokrasi olamaz.

Tekrar belirtme gereği duyuyoruz; tüm Avrupa ülkeleri yerel demokrasiyi temel şart olarak kabul etmektedir. Yerel demokrasisi olmayan bir demokrasiyi tanımamaktadır. Amerika ve Avrupa devletlerinin hemen hemen tümü ya federedir ya da bölgesel, yerel demokrasiye sahiptir. Gelişmiş demokratik tüm ülkelerde durum böyledir. Türkiye’nin yerel demokrasiye çekince koyması demokrasisinin düzeyini gösteriyor. Üstelik amansız bir denetimle engellemeye çalışıyor. Bunun aşılması gerekir.

Bizim devletle diyalogumuz ve müzakeremiz yerel demokrasisiz düşünülemez. Tüm diyalog ve müzakereler yerel demokrasiye dayalı geliştirilir. Bir geçiş aşaması yaşanacaktır. Bunun için “geçiş hukuku” gereklidir. Adı üzerinde, geçiş hukukudur. Ama demokratik entegrasyon kalıcı, demokratik ve yerel demokrasiyi içeren hukuku gerektirir. Demokratik entegrasyon ancak yerel demokrasiyle anlamını bulabilir devletle demokratik ilişkisi yerel demokrasi üzerinden düzenlenir.

'Sağlıklı bir üniter devletle bölücülüğün karşısında durmanın formülü yerel demokrasidir'

Sadece Kürt sorunu bağlamında değil bir bütün olarak Türkiye için mevcut yerel yönetim sorunlarını aşmanın yolu, güçlü yerel demokrasiden geçer. Yerel demokrasinin güvence altına alınması en gerçekçi ve tek çözüm formülüdür. Yerel demokrasinin sadece Kürtler için değil tüm Türkiye ve Ortadoğu için de sorun olduğu yaşanılanlardan anlaşılmaktadır. Suriye, Irak ve İran için de gerekli olan, yerel demokrasinin tam ve eksiksiz uygulanmasıdır.

Demokratik siyasetin stratejisi yerel demokrasisiz olmaz. Demokratik siyasetin en temel niteliği yerel demokrasiyle iç içe olmasıdır. Eğer sağlıklı bir üniter devletle gerçek anlamda bölücülük karşısında durulmak isteniyorsa; bölgesel, kültürel, federal ve Lübnan’da uygulandığı gibi ayrıcalıklı-kotalı yönetime karşı duruluyorsa; bu tür bir çıkmazla karşı karşıya gelinmek istenmiyorsa, tüm bunların alternatifi olan yerel demokrasinin önünün açılması için gereken anayasal ve yasal reformların yapılması kaçınılmazdır. Tüm olumsuzlukların panzehri demokratik siyaset ve yerel demokrasidir. Sorunların gerçekçi ve kalıcı çözümü bu stratejiyle mümkün olabilir.

'Kapitalizm sosyalizm fark etmez, yerel demokrasi olursa kapitalizmde de demokrasi olur'

Demokratik toplumun en temel özelliklerinden biri ulus devlet sistemini veya farklı bir sistemi reddetmemesidir. Hatta ister kapitalist ister sosyalist sistem olsun, demokratik toplum içinde yerel demokrasiye dayalı olarak yerini alır. Demokratik toplum açısından önemli olan yerel demokrasinin olmasıdır.

'İsrail Kürt ulus devleti istiyor, bu yeni Gazzeler yaratır, karşısındayız'

Kürtler içinde ulus devlet peşinde koşan güçler vardır. Özellikle İsrail’in ve arkasındaki-önündeki ABD’nin böylesi bir arayışı bilinmektedir. Kürt ulus devletinin yeni Gazzeler yaratacağı çok açıktır. Sadece bir Türk-Kürt çatışmasını değil, Kürt-İran ve Kürt-Arap çatışmasını da beraberinde getirecektir. Bu tehlike göz ardı edilemez.

Bu olası çatışmalı durumun önünü almak ve Kürtler arası ilişkiler için demokratik toplum ve demokratik siyaset stratejisini geliştirdik. Kürtlerin bölge ulus devletlerle çatışmasını önlemek için böylesi bir strateji hayati önemdedir.

'Sultan Sancar'dan Kanuni'ye, Yavuz Selim'den Mustafa Kemal'e uzanan Türk-Kürt ittifakı'

Dikkat çekmek istediğimiz bir husus da İsrail’in stratejisidir. İsrail’in bir Kürt ulus devleti stratejisinin olduğu açıktır. Bu gerçeklik orta yerde duruyorken, Türkiye ne yapmaktadır? Türkiye’nin en azından İsrail kadar -hatta buna İran da dahil edilmelidir- yeni dönemde yeni bir stratejiye sahip olması gerekiyor. Şimdiye dek olagelen stratejisi imha-inkar temelindedir. Buna strateji de demeyeceğiz, bu körlüğü ve yıkıcılığı hızla terk etmesi gerekmektedir. Kürdistan ile ilgili Malazgirt’ten Çaldıran’a, oradan ulusal kurtuluş savaşına dek tarihteki stratejik ittifak anlayışına dayalı bir strateji geliştirmelidir. Kürdistan kavramını ilk kullanan Selçuklu sultanı Sancar kadar bir stratejik aklı geliştirmesi gereklidir. Yine Yavuz Selim ve Kanuni Süleyman kadar açık bir Kürdistan politikasını geliştirmesi bir zorunluluk halini almıştır. Yavuz Selim, Kürtlere imzalanmış boş bir antlaşma metnini gönderip istediklerini yazmalarını ister. Kanuni Süleyman, Kürt ve Kürdistan ittifakını en sağlam duvar olarak tanımlar. M. Kemal, Kürdistan’dan kurtuluş savaşını başlatır. Önce Kürt ittifakını kurar ve böylece kurtuluş savaşını kazanır.

'Devletin bekası için değişim olmazsa olmazdır, yoksa Kürdistan elden gider'

Tüm gelişmeler Türkiye açısından bir değişim ve dönüşümü zorunlu kılmaktadır. En önemlisi devletin bekası için değişim olmazsa olmazdır. Yoksa Kürdistan elden gider. Bunun çok iyi anlaşılması gerekiyor. Türkiye’yi asıl bölmeye götürecek olan eski imha-inkâr politikasında ısrar etmektir. Türkiye için en tehlikelisi, hiçbir şey olmamış gibi yeni dönemin stratejisinden yoksun olmaktır. Denilebilir ki, bu kritik dönemde yeni stratejiden yoksun olmak Türkiye için büyük bir boşluk yaratmaktadır. Bunun aşılması gerektiği açıktır.

'İttifak olmazsa Türkiye Kürtleri İsrail, ABD hatta İran stratejisine iter'

Tüm bu gelişmeleri dikkate alarak stratejik değişikliğe gittik. Bunu gerçekleştirirken Türk-Kürt tarihsel ittifakının güncellenmesini esas aldık. Türkiye’nin de bu konuda tarihsel ittifakı güncelleştiren bir stratejiyi geliştirmesi gerekir. Kürt sorununa yeni bir stratejik bakış açısı kendini dayatmaktadır. Demagojiye boğmadan her iki halka da kazandıracak bir strateji dönemin ruhudur. Eğer böylesi bir strateji geliştirilmezse, açıkça ifade edelim ki, Türkiye kendi eliyle Kürtleri İsrail ve ABD, hatta İran stratejisine itecektir. Eğer Kürtler kaybedilmek istenmiyorsa, acilen Türk-Kürt stratejik ittifakına ve ona göre anayasal çözüme gidilmelidir. Böylesi bir gündemin oluşturulmasını, Ortadoğu’daki gelişmeler acil kılmaktadır.

'Kürt-Yahudi Kongresi, ulus devletçiğin işaret fişeğidir'

İsrail’in dolaylı denetiminde gerçekleşen 7 Ekim 2023 tarihli Hamas saldırısı sonrasında İsrail yeni bir strateji belirledi. Bunun bir göstergesi olarak Kürtlerle stratejik ilişki arayışına girdi. 7 Eylül 2025 tarihinde Almanya’da gerçekleşen Kürt-Yahudi kongresi bunun bir sonucudur. Kongre tamamen yanlıştır demiyoruz. Kongre neden tam da bu süreçte gerçekleşiyor? Kürtlerin Ortadoğu’da stratejik konum kazanmasıyla ilgili olduğu açıktır.

Ortadoğu’da belirleyici olmak isteyen her güç Kürtlerin dinamik gücünü hesaba katmak durumundadır. Kürtsüz Ortadoğu dengesi, stratejisi düşünülemez. Yeni dönemde Ortadoğu için demokratik Kürt dinamiği olmazsa olmazdır. İsrail-Kürt kongresine karşı katı bir karşıtlığımız veya tamamen kabulümüz yoktur. Sadece böylesi bir gerçekliğin olduğunu belirtip, onu görerek kendi stratejimizi geliştiriyoruz.

Bu kongrenin Kürt ulus devletçiğini kazanımlarımız üzerine ikame etmeye hedeflediği, tartışma ve açıklamalarından anlaşılıyor. Biz sosyalist ve demokratik toplumu temsil ediyoruz. İki strateji karşı karşıyadır. Kongre ulus devletçiğin işaret fişeğidir. Bizim stratejik tercihimiz ise ulus devlet değildir.

'Türkiye Kürtçe TV, kurs, bölüm diye devam ederse İsrail Kürtleri yanına çeker'

Eğer Türkiye şimdiye dek yaptığı gibi demagoji siyasetiyle, “Kürtçe TV kuruldu, kurslar açıldı, üniversitelerde bölümler açıldı” deyip devam ederse, İsrail stratejisi PKK kitlesi dahil, tüm Kürtleri etkisi altına alır ve yanına çeker. Türkiye açısından bu büyük bir tehlikedir. Eğer Kürtler demokratik toplum entegrasyonuna göre bir yaklaşım görmezlerse olacak olan İsrail stratejisinin hayata geçmesidir.

'Kim Kürtlerle ittifak kurarsa bölgede o kazanır'

Şu husus açıktır; Kürtlerin kazandığı jeo-stratejik ve politik konum onları stratejik bir güç haline getirmiştir. İster Türkiye ve diğer ulus devletler ister ABD, İsrail veya diğer küresel güçler olsun, hangisi Kürtlerle demokratik, eşit ve özgürlük esaslı stratejik ittifak kurarsa, o güç kazanır. Elli yıllık mücadele sonucunda Kürtler tarihte ilk kez böylesi bir konuma erişmişlerdir. Ortadoğu’daki Kürt jeo-stratejisinin çarpan etkisi tüm bölgeyi etkileyeceğinden belirttiğimiz Kürt stratejik ittifakı Ortadoğu çapında etkili olmayı getirecektir.

Türkiye’ye önerimiz, demokratik toplum entegrasyonu temelinde Ortadoğu’da Kürtlerle stratejik ittifaktır.

'Kürtlerle ittifak sürseydi Osmanlı yıkılmazdı'

Türkiye açısından anayasal ve yerel demokrasi yasaları çerçevesinde Kürtlerle demokratik entegrasyon, tüm Kürtleri bu strateji ekseninde tutacaktır. Bu, tarihsel ittifak geleneğine de uygundur. Şunu da belirtelim; Osmanlı-Kürt tarihsel ittifakı, kapitalist güçlerin böl-parçala politikası sonucunda Osmanlı’nın merkezileşmeye meyletmesi ve Kürt ittifakını dağıtması nedeniyle yıkılmıştır. Eğer Kürtlerle stratejik ittifak politikasını devam ettirseydi, Doğu’dan aldığı güçle, Avrupa’dan gelebilecek her türlü yönelime karşı koyabilecekti. Ama Kürtlere saldırıp en önemli ittifakını karşısına aldığında, stratejik olarak düşmanlarına karşı güçsüzleşti ve kaybetti.

Cumhuriyet sonrasında 1924 Anayasası ile Kürtlere yönelik imha ve inkâr politikası yüz yıl sürdürüldüğü için Türkiye günümüzde yaşadığı ekonomik, sosyal, siyasal, toplumsal krizlerle karşı karşıyadır. Eğer demokratik entegrasyon temelinde tarihi ittifak güncellenirse Türkiye rahatlıkla bir Japonya, Fransa, Almanya olabilir. Kürt Sorununun Türkiye için gerçek anlamda pranga olmasının nedeni, Kürt inkârı ve imhasında ısrardır.

Türkiye açısından Malazgirt’ten Çaldıran’a, Osmanlı’dan ulusal kurtuluşa dek kazandıran bu tarihsel Türk-Kürt ittifakıdır. Yüzyıllık prangalardan kurtulmanın en anlamlı yolu da bu ittifakı güncellemektir.

'Anti ümmetçi ve anti-Kürt bağlamlı siyonist ideoloji Türkiye’yi şekillendirmiştir'

Kürtlerin Ortadoğu’daki jeo-stratejik ve politik konumu son derece gelişmiştir. Kürtler Lozan sonrası proto-İsrail döneminde stratejik ölüme mahkûm edildiler. Gerek mücadelemizin açığa çıkarttığı gerçeklik gerekse de post-İsrail dönemindeki yeni Ortadoğu dizaynı Kürtlerin stratejik önemini açığa çıkartmıştır. Ağrı isyanı sonrası çizilen karikatürde Kürdistan’ın mezara gömdürülmesi proto-İsrail ile ilgilidir. Kendiliğinden değil, proto-İsrail’in inşasıyla bağlantılıdır.

İttihatçıların gelişiminde ve önlerinin açılmasında ne kadar proto-İsrail varsa, Türkiye’nin kuruluşunda da bu devam etmiştir. Kürdistan’ın mezara konulmasına karşılık Türkiye’ye varlık kazandırılmıştır. Anti ümmetçi ve anti-Kürt bağlamlı siyonist ideoloji Türkiye’yi şekillendirmiştir. Hep örtbas edilen gerçeklik budur. Bunları belirtirken Türkiye’nin kuruluşunun yanlış olduğunu söylemiyoruz; sadece İsrail’in ön evresi olarak şekillendirildiğini belirtmek istiyoruz.

'Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk, İslamsız Türk düşünülemez'

Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk düşünülemez; biri olmadan diğeri varolamaz. Ayrıca Türk, İslamsız da düşünülemez. Orta Asya’daki ve diğer bölgelerdeki Türklerin yok oluşu, İslamsızlıkla, Kürtsüzlükle ilgilidir.

Cumhuriyet bu konuda iki temel kurucu unsuru veya müttefiki dışlamıştır. Lozan’da İngilizler Kürtleri mezara gömmesi ve ümmetten çıkması karşılığında cumhuriyete izin vermiştir. K. Karabekir’in anılarından buna karşı çıktığı için idam edilmekle yüz yüze kaldığı anlaşılmaktadır. Ulusal Kurtuluş Savaşı ümmet ve Kürt unsurlarıyla kazanılmıştır. Ancak buna rağmen 1924 Anayasası’yla bu iki ittifak gücü dışlanmıştır. Esas eleştirilmesi gereken nokta budur.

Bu politika ısrarla sürdürülmesine ve tüm darbelerin gerekçesi olmasına rağmen başarılı olmamıştır. Ümmetçi damar AKP şahsında iktidara gelirken, Kürtler PKK’nin çıkışıyla mezarı çatlatmış ve gelinen aşamada Ortadoğu’nun en önemli stratejik gücü haline gelip demokratik entegrasyonu önerecek politik bilince ulaşmıştır.

'Kürt ulus devletinin kurulamamış olması PKK açısından şanstır'

Kürtler artık eskisi gibi yaşamayacaktır. Ya ulus devletçik ya da demokratik toplum olarak yaşayacaklardır. İkisinden biri de olabilir, iç içe de olabilir. Ulus devletçik imkânı olmasına rağmen stratejik olarak demokratik toplumu savunuyoruz. Bu, PKK’nin tarihsel hakikatine ve yarattığı mirasa da uygundur. PKK açısından bir ulus devlet olamaması bir şanstır. Bundan dolayı üzüntü duymuyoruz. Tersine vazgeçtik. PKK ulus devlet olsaydı kapitalist modernitenin bir varyantı olmaktan ya çökmekten ya da çürümekten kurtulamayacaktı.

'Bahçeli durumu en iyi anlayandır, hepimizin görevi beka sorununu gidermektir'

Açık ki yeni bir Kürt-Türk savaşı iki halkı da bitirir. Ziya Gökalp’in dediği gibi, “Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz olamaz.” Devlet Bahçeli bunu en iyi anlayandır ve bir özeleştiri olarak görülebilecek şekilde ortaya koymuştur; bu değerlidir. Demokratik toplum entegrasyonuyla buna hayatiyet kazandırıyoruz. Kürtlerin bu temelde entegrasyonu, herkes için temel sorumluluk olmalıdır. Beka sorununu giderecek olan budur. Hepimiz için en acil ve ertelenmez olan da bu görevdir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.