Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mekke Anlaşması komisyondan geçti: AKP Türkiye’yi Yemen savaşına sürüklüyor

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki ortak savunma anlaşması TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Anlaşma, Genel Kurul’a gelecek. Suudi Arabistan’a askeri güç konuşlandırılmasının gündemde olduğu süreçte Türkiye’nin Yemen savaşına dahil edilmesinin önü açılıyor.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 27.10.2026 , 16:10 Güncelleme Tarihi: 27.10.2026 , 18:01

Türkiye’yi Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı yürüttüğü savaşın parçası haline getirebilecek Mekke Anlaşması, TBMM Dışişleri Komisyonu’ndan geçti. 

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşmaya ilişkin teklif, önümüzdeki günlerde son kez Meclis Genel Kurul’unda oylanacak ve kabul edilirse yasalaşacak.

AKP iktidarı anlaşmayı “ortak savunma” ve “caydırıcılık” söylemiyle savunuyor. Ancak Mekke İttifakı kapsamında atılan adımlar, Türkiye’nin yalnızca olası bir saldırıya karşı savunma yükümlülüğü üstlenmediğini, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki askeri hedefleri doğrultusunda da harekete geçirilmek istendiğini gösteriyor.

Suudi Arabistan’a askeri güç konuşlandırma kararı

Mekke Anlaşması’nın tehlikesi, yalnızca metninde yer alan karşılıklı savunma taahhüdünden kaynaklanmıyor. İttifakın fiilen hangi amaçlarla işletildiği de önemli.

5 Ekim’de Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da toplanan Mekke İttifakı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi, Suudi Arabistan’a askeri kuvvet ve yeteneklerin hızla konuşlandırılması için gerekli tedbirlerin alınmasına karar verdi. Toplantıya Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu katıldı.

Karar, Suudi Arabistan’ın Yemen’de Ensarullah’a karşı saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde alındı. Böylece ittifakın askeri kapasitesinin, Yemen’deki çatışmanın taraflarından biri olan Riyad yönetiminin ihtiyaçları doğrultusunda devreye sokulması gündeme geldi.

Milli Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin sağlayabileceği askeri kuvvet ve yeteneklere ilişkin sürecin anayasa ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütüleceğini açıkladı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da daha önce Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın bazı teknik askeri ihtiyaçlarını karşılayabileceğini söylemişti.

'Savunma ittifakı' Yemen’e saldırının parçası olabilir

İktidarın Mekke İttifakı’nı yalnızca savunma amaçlı bir yapı olarak sunması, sahadaki gelişmelerle de çelişiyor.

Fidan, 8 Ekim’de yaptığı açıklamada anlaşmanın Türkiye’nin başka bir ülkeye saldırmak amacıyla asker göndermesini gerektirmeyeceğini savundu. Ancak aynı dönemde Suudi Arabistan’a askeri güç ve yeteneklerin hızla konuşlandırılması kararı alınmıştı. Ayrıca Pakistan’ın Suudi Arabistan’a gönderdiği savaş uçaklarının Yemen’de Ensarullah’a yönelik saldırılarda kullanıldığı basına yansıdı.

Bu gelişmeler, “savunma” adı altında kurulan ittifakın askeri sonuçlarının yalnızca tarafların kendi topraklarını korumakla sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.

Anlaşma, taraflardan birine yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasını öngörüyor. Tarafların silahlı kuvvetleri arasında koordinasyonun artırılması, savunma sanayisi işbirliği ve gerektiğinde askeri imkanların konuşlandırılması da mekanizmanın parçaları arasında.

Anlaşmanın hangi koşullarda ve nasıl uygulanacağına ilişkin belirsizlikler de Türkiye’nin üstlenebileceği yükümlülüklerin sınırlarını tartışmalı hale getiriyor.

Türkiye hangi savaşın tarafı yapılmak isteniyor?

Suudi Arabistan, 2015’ten itibaren Yemen’de Ensarullah’a karşı yürüttüğü askeri müdahaleyle ülkenin yıllarca süren savaş, yıkım ve ağır insani krizle karşı karşıya kalmasında başlıca aktörlerden biri oldu. Bugün Mekke İttifakı üzerinden Riyad’a askeri destek sağlanmasının gündeme gelmesi, Türkiye’nin bu çatışmaya dahil edilmesi tehlikesini büyütüyor.

Yemen’e yönelik saldırılar yalnızca Suudi Arabistan’ın güvenlik politikalarıyla sınırlı değil. ABD’nin bölgedeki çıkarları ve İsrail’le kurulan askeri ilişkiler de bu tablonun bir parçası.

Ensarullah Siyasi Büro Üyesi Muhammed el Buhayti, Eylül’de iNews’e verdiği röportajda Türkiye ve Pakistan hükümetlerinin Yemen’e yönelik herhangi bir askeri adımına “kesin ve acı verici” bir karşılık vereceklerini söyledi.

Trump istemişti

Mekke İttifakı’nın arka planında, Körfez’de çöken “ABD şemsiyesi” bulunuyor. ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırması üzerine İran, bölgedeki ABD üslerini vurarak karşılık vermiş ve Hürmüz Boğazı fiilen trafiğe kapanmıştı. Körfez ülkeleri birkaç ay içinde 15 milyar doları aşan enerji geliri kaybederken, Washington’ın vadettiği korumanın işe yaramadığını gören yönetimler yeni güvenlik arayışlarına girmişti.

Suudi Arabistan petrol ihracatını Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu limanına kaydırmaya çalıştığında, bu kez Ensarullah’ın Kızıldeniz ablukası, Doğu-Batı boru hattına yönelik İHA saldırıları ve Aramco tesislerine inen balistik füzelerle karşılaştı. Washington’dan beklediği askeri desteği bulamayan Riyad riski paylaşacak ortaklara yöneldi. Temmuz sonunda 14 ülkelik “Çok Uluslu Deniz Savunma İttifakı”nı kurdu, ardından da Türkiye ve Pakistan’la Mekke Anlaşması’nı imzaladı.

ABD Başkanı Donald Trump da bu sürecin dışında durmuyor. Trump, 13 Ekim’de Beyaz Saray önünde gazetecilerin “Türkiye’den Yemen operasyonuna katılmasını isteyecek misiniz” sorusuna “İsteyebilirim” yanıtını verdi ve Erdoğan’ın kendisinden ne isterse yapacağını düşündüğünü söyledi. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la görüştüğünü doğrulayan Trump, görüşmenin içeriğini açıklamadı.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında gizli iş birliği

Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarında İsrail’le askeri iş birliği yaptığına dair haberler son haftalarda çoğaldı. İsrail’in kamu yayıncısı Kan, Eylül başında Tel Aviv’in Suudilere Yemen’de vurulacak hedefleri belirlemesi için istihbarat sağlamaya başladığını bildirdi. Eylül ortasında ise Axios, CENTCOM’un Almanya’da İsrailli ve Suudi askeri yetkilileri bir araya getiren gizli bir toplantı düzenlediğini yazdı ve İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir toplantıya katıldığını doğruladı. CENTCOM yetkilileri bunun yanı sıra Mısır’a, Ensarullah’a karşı İsrail’i de içine alan bir bölgesel komuta ve koordinasyon yapısı kurulmasını defalarca önermişti.

Öte yandan BAE’den İsrail’e giden bir Flydubai yolcu uçağının 30 Eylül’de Suudi Arabistan’a acil iniş yapması, iki ülke arasındaki yakınlaşmanın simgesi oldu. İsrailli yetkililer bunu iki ülke arasındaki ilk ticari uçuş kolaylığı sayarak Suudi krallığına teşekkür etti.

Anlaşmanın metninde neler var?

7 Ağustos’ta imzalanan anlaşmanın metni yaklaşık iki buçuk ay boyunca kamuoyundan saklandı ve 16 maddenin tamamı ancak 20 Ekim’de kanun teklifiyle birlikte ortaya çıktı. İlk madde, taraflardan birinin toprak bütünlüğü ya da egemenliği tehdit edildiğinde diğerlerinin tehdidi ortadan kaldırmak için “gerekli tüm yöntemleri” kullanacağını söylüyor. İkinci madde ise dış kaynaklı bir silahlı saldırıyı üç ülkenin tamamına yapılmış sayıyor ve saldırıya uğrayana, askeri imkanlar dahil “karşılıklı yardım imkanlarının tamamıyla” derhal yardım edilmesini öngörüyor. “Gerekli tüm yöntemler” ifadesi, asker göndermekten çatışmaya girmeye kadar her şeyi kapsayabilecek kadar geniş.

Metin yalnızca karşılıklı savunmayla da sınırlı değil. Taraflar istihbarat paylaşacak, barışta, savaşta ve olağanüstü durumlarda birbirine silah, mühimmat, yakıt ve yedek parça dahil lojistik destek verecek, ortak eğitim, tatbikat ve konuşlanma faaliyetleri yürütecek, savunma sanayiinde de ortak üretim ve teknoloji paylaşımına gidecek. Son maddeye göre anlaşma süresiz yürürlükte kalacak ve taraflar ilk on yıl boyunca anlaşmadan çekilemeyecek, on yılın ardından çekilmek isteyen taraf ise en az üç ay önceden yazılı bildirimde bulunmak zorunda olacak.

Dünün 'katili', bugünün 'silah arkadaşı'

Ankara ile Riyad’ın bugünkü “silah arkadaşlığı”, birkaç yıl öncesine kadar akla bile gelmeyecek bir tablo olarak duruyor. 

İki ülke 2013'teki Mısır darbesinde, 2017'deki Katar ablukasında, Libya’daki iç savaşta ve 2018'deki Cemal Kaşıkçı cinayetinde karşı taraflarda yer almış, Riyad’ın Türk mallarına uyguladığı gayriresmi boykot ise ihracatı milyarlarca dolardan yüz milyonlarca dolara düşürmüştü. 

Döviz krizine giren AKP iktidarı Körfez parasına yöneldi ve Nisan 2022'de Kaşıkçı davasını Suudi Arabistan’a devretti. Ardından Suudi Kalkınma Fonu Merkez Bankası’na 5 milyar dolar mevduat yatırdı, Temmuz 2023'te de Türkiye tarihinin tek kalemde en büyük silah sanayi ihracat sözleşmesi olarak anılan AKINCI anlaşması imzalandı.

TKP: İsrail'in, ABD'nin askeri olmayacağız

Türkiye Komünist Partisi, 8 Ekim’de yayımladığı açıklamasında “Bugün Türkiye başka bir ülkeyi hedef alırsa, yarın biz hedef haline geliriz” uyarısı yaparak Mekke Anlaşması’ndan ve NATO’dan çıkılmasını istedi. 

Teklifin Meclis’e sunulmasının ardından 20 Ekim’de milletvekillerine gönderdiği açık mektupta ise anlaşmayı onaylayanların Yemen’de can verecek vatan evlatlarının sorumlusu olacağını söyledi ve Menderes hükümetinin NATO’ya girebilmek için Kore’ye asker göndermesini hatırlattı. Mektupta, Fidan’ın anlaşmayı baştan beri “savunma iş birliği” diye sunmasının nedeni olarak da halkın savaşa onay vermeyeceğinin bilinmesi gösterildi.

TKP'nin 21 Ekim akşamı Ankara'daki Sakarya Meydanı’nda yaptığı eylemde yüzlerce kişi bir araya geldi ve “İsrail’in askeri olmayacağız, ABD’nin askeri olmayacağız” sloganları attı. Eylemde konuşan TKP Merkez Komite üyesi Ali Ufuk Arikan, Genelkurmay Başkanı’nın Meclis kararı beklenmeden Riyad’a gönderildiğini hatırlatarak Meclis kararı olmadan savaşın ilan edilemeyeceğini söyledi, on yıllık çıkış yasağıyla da ülkenin geleceğine “ipotek” konduğunu belirtti.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.