Sayfa yolu
ABD'den Körfez'i ikna etme turu: İran füzeleriyle delinen 'güven şemsiyesi' yamanabilir mi?
16 Mart'ta Dubai Uluslararası Havalimanı yakınlarında devam eden bir yangından yükselen dumanlar.
Yayın Tarihi: 26.06.2026 , 17:43 Güncelleme Tarihi: 26.06.2026 , 17:50
ABD'nin İsrail'le birlikte başlattığı saldırı ve İran'ın misillemeleriyle, Körfez ülkelerinin Washington'ın şemsiyesi altında yürüttüğü "denge" politikası büyük bir hasara uğradı.
ABD'nin vaat ettiği koruma kalkanı delindi, bölgenin en önemli enerji rotası olan Hürmüz Boğazı kapandı, toprakları füzelerin hedefi haline geldi, vatandaşları öldü, binaları başlarına yıkıldı...
Oysa İran ve İsrail ile dengeli diplomatik ilişkiler kurulacak, ABD’yle de güvence karşılığında müttefiklik devam edecekti.
Ancak yaşanan tüm bu gelişmeler, ülkelerine üs kurmasına izin verdikleri ABD'ye karşı büyük bir güvensizliğe ve bundan sonra ne yapacaklarına dair çeşitli soruların ortaya çıkmasına neden oldu.
Kimi bölgesel bir ittifak önerdi, kimi ABD'nin kanatları altına daha da girdi, kimi itidal çağrılarında bulundu...
Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden oluşan Körfez Arap ülkelerinin kafa karışıklığı, İran ile ABD'nin geçtiğimiz hafta imzaladığı mutabakatla daha da arttı.
Bunun üzerine ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'a verilen "tavizlerden" rahatsız olan Körfez ülkelerine güvence vermek için kapsamlı bir tura çıktı.
Hem ABD hem de Rubio için önemli
Trump her ne kadar savaşı kazandıklarını iddia etse de Cumhuriyetçiler tarafından bile "teslimiyet" olarak nitelendirilen anlaşma, Körfez ülkelerinde de tartışmalara yol açtı.
Bu nedenle Rubio'nun, kafası karışık müttefikleri nasıl ikna edeceği veya ikna edip edemeyeceğine yönelik tartışmalar yaşandı. Ancak Rubio'nun "kabiliyeti" yalnızca ABD'yi değil, kendi kariyerini de etkileyecek.
Çünkü Rubio, İran'la yürütülen süreçte koltuğunu ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'e kaptırdı. Vance İsviçre'de gerçekleştirilen müzakerelere, Rubio ise Körfez'e gönderildi.
Bu görev dağılımının kritik bir boyutu var: Vance ve Rubio, Trump'ın halefi olma yolunda birbirlerinin en güçlü rakibi konumunda. Dolayısıyla bu tercih, aralarındaki rekabetin de bir yansıması.
Körfez 'taviz' diyor, güvence istiyor
Hal böyleyken Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn'i kapsayan Körfez turu, ABD için de Rubio için de oldukça kritik geçti.
Bu kapsamda Rubio, 23-25 Haziran tarihlerinde gerçekleştirdiği temaslarda bir yandan anlaşmayı savunmaya, diğer yandan anlaşmaya karşı temkinli davranan müttefiklerini ikna etmeye çabaladı.
Rubio’nun bu acil diplomatik turu gerçekleştirmesinin temel amacı, ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından Körfez müttefiklerine "güvence vermek" ve onların desteğini kazanmaktı.
Peki, bu anlaşmanın Körfez ülkelerinde ciddi bir huzursuzluk yaratmasının nedenleri ne?
Öncelikle Körfez liderleri, Trump yönetiminin İran’a sunduğu şartları, Tahran’a verilmiş "aşırı cömert bir taviz" olarak değerlendiriyor.
İran'ın, teklif edilen 300 milyar dolarlık yeniden yapılanma fonunu ordusunu yeniden inşa etmek için kullanabileceğine yönelik endişeler sıkça gündeme geliyor.
Ülkelerinde konuşlandırdıkları ABD askerleri ve teçhizatları nedeniyle İran'ın hedefi olan bu ülkelerin bir diğer endişe kaynağı da anlaşmada Tahran'ın, balistik füze kapasitesine değinilmemesi.
Anlaşma maddelerinde Hizbullah ve Ensarullah'a yer verilmemesi de Körfez ülkelerinin şikayet ettiği noktalardan biri.
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı açık tutması ancak nihai anlaşmaya kadar, yani 60 gün boyunca "ücretsiz geçiş" için çaba göstereceğine yönelik "muğlak" madde de Körfez ülkelerini telaştıran bir diğer başlık.
Ancak Körfez ülkelerinin Hürmüz'e yönelik itirazları bununla da sınırlı değil. İran'ın Boğaz'dan geçişler için ücret talep edeceğinin sinyalini vermesi ve gelecekteki idare ve denizcilik hizmetlerini belirlemek üzere yalnızca Umman'a işaret etmesi de gerilimi artırıyor.
Körfez ülkeleri İran'a yaklaşır mı?
Körfez ülkelerinin, ABD'nin kendilerine hiç danışmadan İran'a saldırıp, ardından yine kendilerini dışarıda bırakarak bir barış anlaşması yapmasından rahatsız olduğu biliniyor.
Savaş sırasında topraklarındaki ABD üsleri nedeniyle İran füzelerine doğrudan hedef olan ve ciddi ekonomik zarar gören bu ülkeler, ABD’nin güvenlik şemsiyesine artık tamamen güvenemeyeceklerini düşünüyor.
Tabii bu durum Körfez ülkelerinin İran'a yaklaştığı anlamına da gelmiyor. Aksine Tahran hâlâ en büyük bölgesel "tehdit" olarak görülüyor. Fakat bölgesel istikrarı korumak, enerji akışını güvenceye almak ve ekonomilerini toparlamak için Tahran'la denge politikası yürütülüyor.
Rubio'nun büyük sınavı: 'Müttefiklerimizin çıkarlarını ve güvenliğini önceleyeceğimizin mesajını vermek için geldim'
Rubio tüm bu keşmekeş içerisinde Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn ile görüşmeler gerçekleştirdi, dil döktü, ikna etmeye çalıştı.
Ancak Rubio en büyük sınavını Bahreyn'in başkentinde gerçekleştirilen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) toplantısında verdi.
Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin dışişleri bakanlarının karşısına çıkan Rubio, KİK ülkeleriyle yürüttükleri ortaklığın önemine değindi, İran'a yönelik saldırılara işaret ederek bu sürecin ABD ile KİK ülkeleri arasındaki ortaklığı önemli bir imtihana tabi tuttuğunu söyledi.
Rubio, “Bir anlaşma istiyoruz ancak ne pahasına olursa olsun bir anlaşma istemiyoruz. İyi, gerçekçi, doğrulanabilir ve kurallarına uyulan bir anlaşma istiyoruz” dedi ve ikna etme girişimlerine başladı:
"Bu anlaşmanın hiçbir maddesinin, Körfez bölgesindeki ortaklarımızın güvenliğini, istikrarını veya refahını hiçbir şekilde baltalamayacağından emin olmak istiyoruz.
Uluslararası su yolları hiçbir ulus devlete ait değildir. Bu, günümüz dünyasının temel bir ilkesidir. Eğer bir uluslararası su yolunu, sırf kendi kara sularınıza yakın diye kullanmak için ücret talep edebileceğinizi kabul edersek, bu durum bir salgın gibi tüm dünyaya yayılır.
İster geçiş ücreti deyin, ister ücret deyin, ne derseniz deyin bu bir kelime oyunu. Gerçek şu ki yeryüzünde hiçbir ülkenin uluslararası su yollarının kullanımı için ücret talep etme hakkı yoktur. Bu, hiçbir zaman bir anlaşmanın kabul edilebilir bir koşulu olmayacaktır."
Rubio, "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini" savundu ve bunu da herhangi bir anlaşmayla garanti altına alınacağını iddia etti.
Rubio, anlaşma için çalışırken bölgedeki müttefiklerinin de çıkarlarının ve güvenliğinin önceleyeceği mesajını vermek için bölgeye geldiğini dile getirdi.

Toplantıdan bildiri yayımlandı: Mutabakat 'memnuniyetle' karşılandı, İran'a 'uyarılar' yapıldı
Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif bin Raşid ez-Zeyani'nin başkanlığında Manama’da düzenlenen KİK toplantısının kapanış bildirisi yayımlandı.
İran ile ABD arasındaki mutabakat zaptının "memnuniyetle" karşılandığı bildiride, İran'ın nükleer silah edinmesini engelleyecek nihai bir anlaşmaya varılması için müzakerelerin devam etmesi gerektiği belirtildi.
İran ile her türlü ticaret ve yatırımın, Tahran yönetiminin, mutabakat zaptı ile nihai anlaşmaya bağlı kalmasına, istikrarsızlaştırıcı davranışlara son vermesine bağlı olduğu ifade edildi.
Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının önemine işaret edilen bildiride, boğazda seyrüsefer özgürlüğünün bölgesel ve küresel güvenlik için hayati önem taşıdığına dikkat çekildi. Bildiride, boğazdan geçişlerden herhangi bir ücret istenmesinin kabul edilmeyeceği aktarıldı.
Günün sonunda her ne kadar Körfez ülkeleri ile ABD ortak bir bildiriye imza atsa da Rubio'nun bu üç günlük ikna maratonunun işe yarayıp yaramadığı önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacak.
Fakat Rubio şimdili turdan memnun olacak ki, dünkü toplantının ardından basına yaptığı açıklamada, toplantının "oldukça verimli" geçtiğini söyledi.
İran'dan tepki: 'Güvensizliğin kaynağı ABD’nin bölge ülkelerindeki askeri varlığı'
İran Dışişleri Bakanlığı da ABD ile KİK'in dünkü toplantının ardından yayımladığı ortak bildiriye tepki gösterdi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, ABD’nin KİK üyesi ülkelerin güvenliğini kalıcı olarak sağlama taahhüdünün sadece söylemden ibaret olduğu ve ABD’nin bölge ülkelerindeki askeri varlığının güvensizliğin kaynağı olduğu hatırlatıldı.
Açıklamada, KİK üyesi ülkelerin, ABD’nin, İran'ın barışçıl nükleer programını tehdit olarak gösterme çabalarına uyum sağlamak yerine Batı Asya’da nükleer silahlardan arındırma girişimi konusunda işbirliği yapması gerektiği vurgulandı.
Açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndaki güvensizliğin, ABD ve İsrail saldırıları ile söz konusu bu iki ülkeyle ortak hareket eden bölge ülkelerinin girişimlerinden kaynaklandığı ve Hürmüz Boğazı’nın, iki kıyı devleti olan İran ve Umman'ın kara suları içinde bulunduğu kaydedildi.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.