Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İsveç’te sandık günü: Düzen partileri yarışıyor, komünistler başka bir yol gösteriyor

İsveç bugün sandık başına giderken anketler merkez sol muhalefeti önde gösteriyor. Ancak göçten suç politikalarına, NATO üyeliğinden silahlanmaya kadar düzen partileri arasındaki farklar giderek silikleşirken seçimlerin asıl tartışması ekonomi, kamu kaynaklarının kullanımı ve savaş harcamaları etrafında şekilleniyor. Sağ ve merkez sol bloklar hükümet hesabı yaparken, İsveç Komünist Partisi emekçilerin yoksullaşmasına, kamu hizmetlerinin tasfiyesine ve militarizme karşı sosyalist bir seçenek sunuyor.

Yağmur Akbulut, Talat Can Atılgan

Yayın Tarihi: 13.09.2026 , 16:55 Güncelleme Tarihi: 13.09.2026 , 18:45

13 Eylül Pazar günü İsveç genel ve yerel seçimler için sandık başına gidiyor. Düzen partileri arasında göç, suçla mücadele, NATO ve ABD gibi başlıklarda tam bir ideolojik birlik gözlemlenirken, seçim süreci boyunca en çok tartışılan konular enerji, kamu kaynakları ve ekonomi oldu. Son anketlerde muhalefet önde görünse de, fark görünür biçimde daralmış durumda. Düzen medyası tarafından yansıtılanın aksine seçimler, yalnızca iktidardaki sağ blok ile parlamentonun geri kalanını oluşturan merkez sol muhalefet arasındaki mücadeleden ibaret değil.

 

İsveç'te hangi bloklar yarışıyor?
 

2022 seçimleri ardından İsveç parlamentosu Riksdag’ın 349 sandalyesinin partilere göre dağılımı. Partilerinden ayrılan 3 bağımsız vekilin 1’i muhalefet, 2’si hükümet tarafına sayıldı. 

Bugünkü tabloya bakıldığında İsveç’te düzen siyaseti iki ana blok etrafında şekilleniyor. Bir tarafta Başbakan Ulf Kristersson'un liderliğindeki sağ blok bulunuyor. Ilımlılar (Moderaterna - M), Hristiyan demokratlar (Kristdemokraterna - KD) ve Liberallerden (Liberalerna - L) oluşan hükümet, 2022'den beri İsveç Demokratları’nın (Sverigedemokraterna - SD) desteğiyle ülkeyi yönetiyor. Bu iş birliği, Tidö Anlaşması ile sağlandığı için bu blok Tidö adı ile biliniyor.

Diğer tarafta ise eski başbakan Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokratlar (Socialdemokraterna - S), Sol Parti (Vänsterpartiet - V), Yeşiller (Miljöpartiet de gröna - MP) ve son yıllarda giderek bu bloğa yakınlaşan Merkez Parti (Centerpartiet - C) bulunuyor. Kamuoyu yoklamaları seçimlere yaklaşırken Kızıl-yeşil ittifak olarak adlandırılan bu merkez sol bloğun önde olduğunu gösterse de, yarışın son haftalarda belirgin biçimde sıkılaştığı belirtiliyor. 

Öne çıkan gündemler

Göç

2015’te Ortadoğu, Afrika ve Asya'daki çatışmalardan kaçan 1 milyondan fazla insanın deniz ve kara yoluyla Avrupa'ya akın etmesiyle başlayan Avrupa’nın “göç krizi” ve İsveç’in bu göç dalgasından en fazla etkilenen ülkelerden biri olması sonucunda dönemin sosyal demokrat hükümeti muhalefetin göç karşıtı eleştirileriyle güç kaybetti. Kızıl-yeşil ittifak bundan etkilenmiş olacak ki Sosyal Demokratlar bu dönemde göçmenler konusunda çok daha sert bir çizgiye kaymış durumda. Ilımlılar ve İsveç Demokratları, iltica kabulünün mümkün olduğunca düşük tutulmasını savunuyor. Sosyal Demokratlar da İsveç'in Avrupa'nın en sıkı iltica politikalarından birine sahip olması gerektiğini söylüyor. Buna karşılık Sol Parti ve Yeşiller ise daha “insani ve açık” bir göç politikası istiyor. Fakat düzen partilerinin hiçbiri bu yerinden edilmenin kök nedenlerini; Batı tarafından körüklenen ve 2024’te Heyet Tahrir-uş Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların Şam yönetimini devirmesiyle sona eren Suriye İç Savaşı, Irak’taki çatışmalar ve IŞİD terörü gibi konuları ve Avrupa ülkelerinin Ortadoğu halklarının sürüklendiği kanlı krizlerde oynadığı rolü konuşmuyor.

2025–2026 arası İsveç'in göçmenlik politikası açısından hareketli bir dönem oldu. Vatandaşlık ve oturum düzenlemelerinin sinyali uzun süredir, özellikle Tidö cephesinin yasa tasarıları ile, veriliyordu. Göçmenlere “İsveç değerleri”ni kabul ettiklerine dair sözleşme imzalatılması önerisi, gönüllü geri dönüş desteğinin yükseltilmesi 1 ve benzeri başlıklar gündemdeydi.

En kapsamlı değişiklik ise vatandaşlık kurallarında yapıldı. 6 Haziran 2026'da yürürlüğe giren kanun ile genel ikamet süresi 5 yıldan 8 yıla çıkarıldı. Vergi öncesi yaklaşık 21 bin kronluk istikrarlı gelir şartı getirildi. Dil ve toplum bilgisi şartı da ilk kez zorunlu hale geldi; sınavlar kademeli olarak devreye giriyor.

Mevcut "dürüst yaşam" şartı "düzgün ve dürüst yaşam" olarak genişletildi. Cezaya bağlı olarak en az iki ila on yedi yıl arasında değişen bekleme süreleri, icra dairesine intikal etmiş borç bulunmaması, güvenlik tehdidi oluşturmama, ve insanlara karşı yaygın ihlaller gerçekleştirmiş örgütlerle bağlantılı olmama şartları aranıyor. Ölçütler başvuranın yurtdışındaki durumu için de geçerli.

Bu yılın Temmuz ayında İspanya’nın Ceuta sınırında yaşanan kriz sırasında, Başbakan Ulf Kristersson “İspanya’nın sosyal demokrat hükümeti İsveç sosyal demokratlarının 2015’te yaptığı hatayı yapmamalı” ifadelerini kullanmıştı.

Suç ve güvenlik

Göç meselesinin hemen yanına iliştirilen bir diğer başlık ise suç ve güvenlik. Son yıllarda artan işsizlik ve yoksulluk ile birlikte çete suçları, silahlı saldırılar ve gençlerin suç örgütlerine katılması İsveç siyasetinin ana gündemlerinden biri haline geldi. Sağ blok Tidö bu konularda daha ağır cezalar, daha sıkı vatandaşlık kuralları, vatandaşlıktan çıkarılma cezası ve çete üyelerine karşı sert önlemler isterken, Kızıl-yeşil ittifak partileri önleyici çalışma, eğitim ve sosyal yatırımları öne çıkarıyor. Bununla birlikte bugün İsveç'te neredeyse bütün düzen partileri geçmişe göre daha sert bir suç politikası söylemi kullanıyor.

Bu sertleşmenin en somut örneği, ceza sorumluluğu yaşına dair tartışmalarda görüldü. Hükümet Ocak ayında ceza sorumluluğu eşiğini 13 yaşa indirmeyi önerdi. Teklifin mecliste yeterli destek bulamayacağı anlaşılınca, Sosyal Demokratların bir süredir savunduğu 14 yaş sınırına döndü ve yasa Ağustos ayında meclisten geçti. 10 Eylül'den itibaren asgari cezası dört yıl ve üzeri olan suçlarda (cinayet, ağır silah suçları, patlayıcı eylemleri gibi) 14 yaşındaki çocuklar hapis cezası alabiliyor.

Bir başka örnek ise çocukların elektronik takibi konusunda yaşandı. Hükümet Mayıs ayında, ”suç ağlarına çekilme riski taşıdığı” değerlendirilen 13 yaş üstü çocukların, herhangi bir suç işlemiş olmalarına gerek kalmadan, sosyal hizmetler kararıyla elektronik olarak izlenebilmesini öngören bir yasa tasarısı sundu. Sosyal hizmetler bakanı Camilla Waltersson Grönvall, izlemenin ayak bilekliğiyle değil, “daha az damgalayıcı” olduğunu belirttiği bir kol bandıyla yapılacağını ve 50 ila 100 çocuğu kapsayacağını söyledi. 

Sertleşen ceza politikalarının faturası cezaevlerinde de görünür hale geldi. 2025 yılı ortasında İsveç'te 5.235 hücrede yaklaşık 7.300 mahkûm tutuluyor, doluluk standart kapasitenin yüzde 141'ine ulaşıyordu. Cezaevi ve Denetimli Serbestlik Kurumu, mevcut politikalar sürerse on yıl içinde bu sayının 30 bine çıkabileceğini öngördüğünü açıklamıştı. Çözüm olarak Estonya'nın yarısı boş olan Tartu Cezaevi'nden yer kiralandı. İlk dört mahkûm 18 Ağustos'ta özel uçakla götürüldü; Eylül sonuna kadar sayının 100'e, yıl sonuna kadar ise 200'e çıkması planlanıyor. Estonya ile İsveç arasında yapılan anlaşma kapsamında aynı anda 600’e kadar İsveçli mahkûm Tartu Cezaevi’nde tutulabilecek. 300 kişilik kapasitenin hazır tutulması karşılığında İsveç Estonya’ya yılda en az 30,6 milyon avro ödeyecek.

Enerjide dışa bağımlılık

Öne çıkan başlıklardan bir diğeri ise enerjide dışa bağımlılık. Düzen partileri dışa bağımlılığın acilen çözülmesi gerektiği konusunda hemfikir ancak tartışmanın çerçevesi dikkat çekici: kürsüde iklim hedeflerinden ya da hane halkının elektrik faturasından çok, Rusya ve İran'a bağımlılıktan söz ediliyor. Enerji politikası büyük ölçüde bir güvenlik meselesi olarak konuşuluyor. Düzen partileri bu argüman için Rusya ve İran’ı kullanıyor. Sağ partiler son yıllarda nükleer enerjiyi yeniden merkeze almış durumda. Özellikle Ilımlılar, Hristiyan Demokratlar ve İsveç Demokratları yeni nükleer santral yatırımlarını güçlü şekilde destekliyor. Sol Parti ve Yeşiller ise daha hızlı bir çözüm olarak gördükleri rüzgar enerjisine yatırımı savunuyor.

Vergi yükünü kim üstleniyor?

İsveç'te 2025 yılında toplam verginin yaklaşık %60'ı emek üzerindeki vergilerden, yaklaşık %25’i ise tüketim vergilerinden geldi. Yani vergi yükünün beşte dördünden fazlasını emekçiler taşıyor. Buna rağmen tartışma, tüketici vergilerindeki indirimin sabitlenmesi ve en yüksek gelir gruplarını kapsayan ek vergilendirme kapsamına sıkışmış durumda.

Ilımlılar, Liberaller, İsveç Demokratları ve Hristiyan Demokratlar yüksek gelir vergilerinin azaltılmasını savunuyor. Bu partilere göre çalışmanın, eğitim almanın ve girişimciliğin daha fazla ödüllendirilmesi gerekiyor. Buna karşılık Sol Parti, Yeşiller ve Sosyal Demokratlar, sağlık hizmetleri, savunma ve eğitim gibi alanların finansmanı için yüksek gelir gruplarının daha fazla katkı sağlaması gerektiğini düşünüyor.

2026 bütçesinde askeri savunma ödeneği bir yılda %18 artarak 175 milyar krona çıktı. Hükümetin koyduğu hedef: 2030'da GSYH'nın %3,5'i. Aynı bütçede (sağlık, eğitim ve bakımı finanse eden) belediye ve bölgelere aktarılan destek 284 milyardan 296 milyar krona çıkıyor. Ancak bu artışın neredeyse tamamı enflasyonu ve devletin belediyelere devrettiği yeni yükümlülükleri karşılamaya gidiyor.

NATO ve silahlanma

Dış politika ve savunma alanında Ukrayna savaşıyla birlikte önemli değişiklikler yaşandı. Mart 2024’ten beri NATO üyesi olan İsveç’te, parlamentodaki partilerin tamamı bu üyeliği destekliyor. Düzen partilerinin hepsi NATO'nun güçlendirilmesi konusunda benzer pozisyonlarda bulunuyor. Özellikle silahlanma başlığında, bütün partiler birbirleriyle yarışır durumda.

Ilımlılar (Moderetarna) Partisi Genel Başkanı Ulf Kristersson, 2022 yılında Kuzey Norveç'te gerçekleştirilen NATO tatbikatı Cold Response sırasında tank içinde poz verdi. 


 

Sosyal Demokratlar Partisi Genel Başkanı Magdalena Anderson, 26 Mayıs tarihli Facebook paylaşımında İsveç üretimi JAS 39 Gripen savas uçağınının içinde oturduğu bir fotoğrafını paylaştı. 

Filistin

Filistin konusu ise partiler arasında daha belirgin bir ayrışma yaratıyor. Sol Parti, Yeşiller ve Sosyal Demokratlar, daha fazla ülkenin Filistin'i devlet olarak tanımasını destekliyor. Merkez Parti de iki devletli çözümü savunuyor. İsveç Demokratları ise bu fikre açık biçimde karşı çıkıyor. Ilımlılar ve Liberaller ise prensipte iki devletli çözümü destekleseler de mevcut koşulların Filistin'in daha fazla tanınması için yeterli olmadığını düşünüyor. Hristiyan Demokratlar ironik bir şekilde Montevideo Sözleşmesi'ne atıfta bulunarak, Filistin'in bir devlet olarak kabul edilebilmesi için gerekli koşulları henüz yerine getirmediğini savunuyor. Söz konusu sözleşmeye göre bir yapının devlet sayılabilmesi için kalıcı bir nüfusa, belirli bir toprak parçasına, işleyen bir hükümete ve diğer devletlerle ilişki kurabilecek kapasiteye sahip olması gerekiyor. Hristiyan Demokratlar’a göre Filistin'in devlet olarak tanınması tartışılmadan önce bu kriterlerin karşılanıp karşılanmadığının netleştirilmesi gerekiyor.

Seçim sisteminin zorbalıkları

İsveç’te parlamentoda temsili olmayan partiler için en büyük engellerden biri, oy pusulası sorunu. Seçimlerde tek bir birleşik oy pusulası kullanılmıyor; her partinin kendi basılı pusulası var ve bunların sandık merkezlerinde masaya konması gerekiyor. Seçim kurulu yalnızca son iki parlamento (Riksdag) seçiminin en az birinde ülke genelinde %1'den fazla oy almış partilere, ya da ilgili belediye/bölge meclisinde temsil edilen partilere ait pusulaların dağıtımını üstleniyor; o da partinin süresi içinde başvurması koşuluyla. Bu eşiğin altındaki partiler pusulaları kendi kaynakları ile bastırıp kendi gönüllüleri ile dağıtmaya çalışıyor.

Parlamento, bölge, ve belediye seçimlerinin bir arada yapıldığı seçim gününde sandıkta oy kullanacak olan İsveç seçmenlerinin, üç seçimin her biri için tercih ettikleri partiye dair pusulayı zarfa koyarak sandığa atması gerekiyor. Bir partinin pusulası sandıkta bulunmuyorsa seçmen boş pusula alıp parti adını elle yazarak oy kullanmak zorunda kalıyor. 

İsveç parlamento seçimlerinde baraj %4. Tek istisna ise, bir partinin tek bir seçim bölgesinde %12 oy alması (bu durum şimdiye dek hiç yaşanmadı; ama anayasal olarak mevcut). Baraj altında kalan partilere verilen oylar parlamentoda herhangi bir temsile dönüşmüyor. Devletin partilere yaptığı yardım için gerekli sınır ise %2.5.

İsveç vatandaşı olmayan 581 bin kişi (oy veren her 14 kişiden birisi) belediye seçimlerinde oy kullanabilirken parlamento seçimlerinde oy kullanamıyor. Üç yıllık ikamet şartını henüz doldurmamış olanlar ise hiçbir seçimde oy kullanamadığı için bu rakama dahil değil. Riktpunkt gazetesi, “Devletin iki yüzü: [Oy vermek] Yurt dışında yaşayan İsveçliler için kolay, göçmenler için imkansız” başlığıyla haberleştirdiği bu duruma dair şu ifadeleri kullandı:  

Yurt dışında yaşayan İsveçliler oy kullanma haklarını geri kazanmaları için aktif olarak teşvik edilirken, göçmenler siyasi hayata entegrasyonlarını geciktiren veya imkansız hale getiren bürokratik engellerle karşı karşıya kalıyor. (...) Bu çifte standart, devletin siyasi gücü nasıl seçici bir şekilde dağıttığını göstermektedir. Aynı zamanda, genellikle daha güvenli bir ekonomik konuma sahip bir gruba oy hakkı tanırken, en savunmasız sakinlerin aynı haklara sahip olmasını zorlaştırmak, mevcut sistemin eşitsiz yapısını açıkça ortaya koymaktadır.

İttifaklar ve koalisyon hükümetleri

2026 seçimlerinde özel olarak dikkat çeken partilerden biri de Liberaller. Anketlere göre seçim sürecinin büyük bölümünü barajın altında geçirdiler. 19 Ağustos'taki Novus ölçümünde oyları %1,9'du. Son üç haftada bu oran üçe katlandı ve 11 Eylül'de yayımlanan son anketlerin hepsinde parti barajın üzerine çıkarak %4,7–5,8 aralığına yerleşti. Ancak yeni oylar Tidö bloğu dışından değil, neredeyse tamamen Ilımlılar ve İsveç Demokratları'ndan geliyor; yani sağ bloğu büyütmüyor.

Bu seçimlerde yalnızca hangi bloğun kazanacağı değil, seçim sonrasında nasıl bir hükümet kurulacağı da en önemli tartışma başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Tartışmaların merkezinde ise İsveç Demokratları'nın olası yeni hükümette bakanlık talep etmesi yer alıyor. İsveç'te aşırı sağın temsilcisi, neo-nazi eylemleriyle bilinen ancak sonrasında partinin oyunu arttırmak icin söylem yumuşatmaya giderek kendini "milliyetçi-muhafazakâr" olarak tanımlayan İsveç Demokratları, 2022 seçimlerinden sonra kurulan Tidö ittifakında, parlamentodaki en büyük sağ parti olmasına rağmen Liberallerin talebi üzerine hükümete doğrudan alınmamış, bunun yerine Ilımlılar, Hristiyan Demokratlar ve Liberaller’den oluşan azınlık hükümetine dışarıdan destek vermişti. Ancak İsveç Demokratları yönetimi artık bu modelin yeterli olmadığını savunuyor. Bu nedenle parti, seçim sonrası oluşabilecek yeni bir sağ blok hükümetinde bakanlık pozisyonları talep edebileceğinin sinyallerini veriyor.

Bir zamanlar İsveç Demokratları’nın hükümette olmasına en katı şekilde karşı çıkan Liberaller ise bugün barajı geçmek için, tükürdüğünü yalamak pahasına, İsveç Demokratları ile samimi görüntüler veriyor.
 

Tükürdüğünü yalama pahasına seçim barajını geçme çabaları: Liberaller’in lideri Simona Mohamsson ve İsveç Demokratları’nın lideri Jimmie Åkesson basın açıklamasından sonra sarılırken.

Anketler ne gösteriyor?

11 Eylül 2026 itibarıyla Verian/SVT, Demoskop/Aftonbladet-SvD, TV4/Novus, DN/Ipsos, ve SR/Indikator ölçümlerine göre 2 beklentiler parlamento (Riksdag) seçimlerini muhalefetin kazanacağı yönde. Tidö ve muhalefet blokları arasındaki fark en yüksek tahmine göre %5.6, en düşük tahmine göre ise %0.3. 2022 seçimlerinde bu fark %0.7 ile Tidö lehineydi. 12 Eylül itibarıyla seçim öncesinde başka ölçüm yayımlanmayacak. İlk resmi rakamlar Pazar günü CEST 20:00'de açıklanacak.

Kaynak: Verian/SVT (4–10 Eylül, n=3.063), Demoskop/Aftonbladet–SvD (7–11 Eylül, n=1.419), TV4/Novus, DN/Ipsos, SR/Indikator. 2022 sonucu kaynak: Valmyndigheten. Riksdag barajı %4.

TKP’den İsveç Komünist Partisi’ne destek çağrısı

Seçim sürecinde düzen medyasında neredeyse yalnızca parlamentodaki sekiz parti konuşulsa da, İsveç seçimlerine komünistler de katılıyor. İsveç Komünist Partisi (SKP) seçim bildirgesinde, düzen partilerinin yalnızca kapitalistlerin servetini artırmayı amaçlayan politikalar izlediğini, bütün bunların bedelinin de emekçilerin sırtına yüklendiğini vurguluyor. Kemer sıkma politikalarına, güvencesizliğe ve militarizme karşı çıkan SKP, İsveç’in NATO'dan çıkmasını, soykırımcı İsrail devletiyle her türlü işbirliğine son verilmesini, şirket kârları uğruna feda edilmekte olan çevrenin gerçek bir şekilde korunmasını, ve mültecilerle değil yerinden edilmenin kök nedenleriyle mücadele etmeyi savunuyor.

Seçim sisteminin zorbalıklarını parti üyeleri, dostları ve gönüllülerinin desteğiyle aşan SKP, Stockholm, Malmö, ve Göteborg’un da dahil olduğu birçok yerellikte yoğun seçim çalışmaları yürüttü ve pusulalarını seçim merkezlerine taşıdı.

TKP İskandinavya örgütü Cuma günü “İsveç’te Oylar Komünistlere!” başlıklı bir açıklama yayınlayarak İsveç seçmenlerini İsveç Komünist Partisi’ne (SKP) oy vermeye davet etti. 

İsveç Komünist Partisi’ne Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ve Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP) de destek geldi. TKP İskandinavya örgütü tarafından yapılan açıklamada, SKP’nin her şeyden önce bir alternatifin varlığına, sosyalizme; yani kaynakların ihtiyaca göre kullanıldığı, refah sisteminin tasfiye edilmek yerine genişletildiği ve insanların sırf zenginlerin kârını daha da büyütmek uğruna savaşlarda birbirine kırdırılmadığı bir topluma, işaret ettiği vurgulandı. İsveç seçmenleri 13 Eylül’de SKP’ye oy vermeye davet edildi. Açıklamanın tamamı şöyle:

İsveç’te Oylar Komünistlere!

13 Eylül’de İsveç genel ve yerel seçimler için sandık başına gidiyor. Şu anda iktidarda olan sağ blok partileri ile muhalif görünen merkez-sol blok partileri arasında herhangi bir ideolojik fark yok. Söylemleri farklı olsa da, özünde hemfikirler. Sol Parti'den İsveç Demokratları'na kadar bütün düzen partileri, sermayenin çıkarlarına uygun politikalar izliyor. İsveç halkına ise işsizlik, yoksulluk, kamu hizmetlerinin tasfiyesi ve NATO’nun savaş politikalarının izinde küresel çatışmalara sürüklenmek düşüyor. Bir yanda askeri silahlanma harcamaları artarken, diğer yanda fiyatlar ve işsizlik artıyor, okullar, sağlık hizmetleri ve yaşlı bakım sistemleri adım adım tasfiye ediliyor.

Kapitalizmin doğası budur. Topluma yoksulluk, savaş ve sefaletten başka sunabileceği hiçbir şey yoktur.

Bu tablo karşısında, seçime katılan düzen partilerinin hiçbir başlıkta samimi bir çözüm üretemeyeceğini vurguluyor ve seçimlerde komünistlerin de olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.

Komünistler yalnızca küçük bir azınlığın çıkarına olan politikaların bedelini emekçilerin ödemek zorunda bırakılmasını kabul etmiyor. Kemer sıkma politikalarına, güvencesizliğe ve militarizme karşı çıkıyor. İsveç’in NATO'dan çıkmasını, soykırımcı İsrail devletiyle her türlü işbirliğine son verilmesini, şirket kârları uğruna feda edilmekte olan çevrenin gerçek bir şekilde korunmasını, mültecilerle değil yerinden edilmenin kök nedenleriyle mücadele etmeyi savunuyor. Ve her şeyden önemlisi, bir alternatifin varlığına işaret ediyor. Sosyalizm; yani kaynakların halkın ihtiyacına göre kullanıldığı, refah sisteminin tasfiye edilmek yerine genişletildiği, ve insanların sermayenin kârlarını artırmak uğruna savaşlarda birbirine karşı kışkırtılmadığı bir toplum.

Emekçiler seçeneksiz değil. İsveç Komünist Partisi (SKP), sermaye sınıfının çıkarlarını gözeten ve savaş hazırlıklarını hızlandıran politikalara karşı birçok yerellikte seçimlere katılıyor ve komünistleri güçlendirmeye çağırıyor.

TKP İskandinavya olarak İsveç seçmenlerini bu çağrıya kulak vermeye ve 13 Eylül’de SKP’ye oy vermeye davet ediyoruz.

Boşa gitmeyen tek oy komünistlere verilen oydur.

OYUNUZU ÇÖPE ATMAYIN
KOMÜNİSTLERİ GÜÇLENDİRİN!

Başka bir İsveç için

İsveç’te askeri harcamaların tarihin en hızlı artışını yaşadığı bir dönemde, hastaneler kapatılıyor, sınıflar kalabalıklaşıyor, işsizlik, kira ve market fiyatları artıyor... İsveç NATO’ya girdi, “savaşa hazırlık” resmi politika oldu. Para yok denilen yerde silahlanmaya kaynak bulundu. Buna rağmen seçimlerin son haftasına değin medyadaki tartışmalar ittifaklar ve seçim aritmetiğinden öteye gitmedi.

Kamuoyunda ehven-i şer görülen muhalefetten beklentiler büyük. Yoksullaşma ve ekonomide kötüye gidişi önlemek adına kamu bütçelerinde artış sağlayacak düzenlemeler örneğin. Ancak halklara yoksulluk, savaş ve sefaletten başka bir şey sunamayan kapitalist sistemin kendisine karşı durmayan bu partilerin gerçek çözümler üretemeyecekleri açık. Emperyalist hevesler söz konusu olduğunda ise Kızıl-yeşil ittifak Tidö ittifakını aratmıyor. Ufukta olduğu iddia edilen Rusya, Çin ve İran tehditlerine karşı “güvenlik” önlemleri kapsamında savaş sanayii harcamalarının büyütülmesi konusundaki iştahları yerli yerinde.

Hiçbir düzen partisinin halkın beklentilerini boşa düşürmeme ihtimali yok. Bu tabloda gerçekten de boşa gitmeyen tek oy, komünistlere verilen oy olacak.
 


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

  • 1

    Göçmenlere, ülkelerine geri dönmeleri karşılığında “gönüllü dönüş yardımı” adı altında belediyeler tarafından kişi başı 350 bin İsveç kronu ödeme yapılması gündeme gelmiş, birçok belediye bu öneriye karşı çıkmıştı. 31 Ekim 2025 tarihinde onaylanan ve 1 Ocak 2026’dan itibaren yürürlüğe giren yasa ile hükümet yetişkinlere 350 bin, çocuklu ailelere ise 600 bin krona kadar ödeme yapılmasını öngörüyor. 

  • 2

     Hristiyan Demokratlar (KD) rakamı hesaplamadır: Novus'un açıkladığı Tidö toplamından (%48,1) Ilımlılar (M), İsveç Demokratları (SD) ve Liberaller (L) düşülerek bulundu; kurum ayrıca yayımlamadı.


    Novus sütunu: Parti dağılımı 9 Eylül'de yayımlanan dalgaya ait (saha 6–8 Eylül, n=2.292, blok farkı +2,6). Blok farkı satırındaki +3,0 ise 11 Eylül'de yayımlanan yeni dalgadan (saha 7–10 Eylül); o dalganın parti dağılımı açıklanmadı.

     

    Boş hücreler: Son anketlerin tam parti dağılımını yalnızca Verian yayımladı. Diğer kurumlar basın bültenlerinde sadece bazı partileri ve blok farkını açıkladı; tahmin girilmedi.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.